Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma (TCK 53)

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma (TCK 53)

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılmanın Türk Ceza Kanunu Hükümlerindeki Yeri Neresidir?

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma 5237 sayılı Türk ceza kanununun birinci kitabının üçüncü kısmında yer alan ikinci bölümünde güvenlik tedbirleri başlığı altındaki kısımda düzenlenmiştir. Güvenlik tedbirleri başlığı altındaki 53. maddede belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya dair hususlara yer verilmiştir.

Kanun hükümlerine göre bir kişi kasten işlemiş olduğu bir suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilmesinin kanunu bir sonucu olarak sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevinin Üstlenilmesinden dolayı bu kapsam içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinden ya da devlet, il, belediye, köy ya da bunların denetimi gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından verilmiş olan atamaya ya da seçime tabi olan tüm memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılabilir. Bununla birlikte kişilerin kasten işlemiş olduğum suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilmesinin kanuni bir sonucu olarak seçme ve seçilme ehliyetinden yoksun bırakılması mümkündür. Yine bir kişinin kasten işlemiş olduğu bir suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni bir neticesinden dolayı velayet hakkından, vesayet ya da kayyumla ait bir hizmette bulunma hakkından yoksun bırakılması mümkündür. Bir kişinin kasten işlemiş olduğu bir suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilmesinden sonra bu durumun kanuni bir neticesi sebebiyle vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi ya da denetçisi olma hakkından yoksun bırakılması mümkündür. Kişilerin kasten işlemiş olduğu suç sebebiyle hapis cezasına mahkûmiyetlerinin kanuni bir neticesi olarak bir kamu kurumunun ya da kamu kurumunun niteliği taşıyan meslek kuruluşunun izninin gerekli olduğu bir meslek yedi sınıfı kendi sorumluluk altında serbest meslek erbabı ya da tacir olarak icra etmesinden yoksun bırakılması mümkündür. Bir kişi işlemiş olduğu suçtan dolayı mahkûm edilmesi ile birlikte hapis cezasının infazının son bulmasına kadar bu hakları kullanamaz. Kişilerin mahkûm olduğu hapis cezası ertelenmiş ya da denetimli serbestlik tedbirleri uygulanması suretiyle cezaları infaz edilmiş veya koşullu salı verilmemiş olabilirler. Böyle bir durumda bu hükümlünün kendi altsoyu Üzerinde taşımış olduğu velayet, vesayet mi kayyumluk yetkileri bakımından bahsetmiş olduğumuz durumların uygulama bulması mümkün değildir. Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen ya da denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle cezası infaz edilmiş olan veya koşullu salı verilmiş olan hükümlü konumunda yer alan kişiyle ilgili olarak bahsetmiş olduğumuz durumlardan bir kamu kurumunun ya da kamu kurumu özelliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek ya da sanatı kendi sorumluluk altında serbest meslek erbabı ya da tacir olarak icra etme durumu söz konusu ise bu hak yoksunluğunun uygulama bulmasına dair karar kılınması mümkündür. Kısa süreli nitelik taşıyan hapis cezasının ertelenmesi gibi bir durum söz konusu olmuş ya da fiili işlemiş olduğu esnada 18 yaşını doldurmamış nitelikte olan kişilere dair kişilerin kasten işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûmiyetinin kanuni sonucundan dolayı yoksun bırakılmasını gerektiren hallerin uygulama bulmasından bahsedemeyiz. Kişilerin kasten işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilmesine kanuni sonucu olarak yoksun bırakıldıkları haklı yetkilerden birinin kötüye kullanılması sebebiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûm edilmesi durumunda ayriyeten cezanın ifasından sonra işlemek üzere hükmü alınmış olan cezanın yarısından bir katına kadar olan kısmı bu hak mı yetkinin kullanılmasının yasaklanması dair kararın verilmesi söz konusu olabilir. Bu halk bu yetkilerden birinin kötüye kullanıyor olması sebebiyle işlenen suçlar neticesinde yalnızca adli para cezasına mahkûm edilmesi durumunda hüküm de belirtilmiş olan gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması daha iyi bir karar kılınması mümkündür. Hükmün kesinleşmesi ile birlikte icraya konan yasaklama ile ilgili süre adli para cezasının tamamen infaz edilmesinden itibaren işlemeye başlar. Belirli bir meslek ya da saati veya trafik düzenli gerektirmiş oldu dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil edecek ve bundan kaynaklı olarak işlenmiş olan taksirli suçtan mahkûmiyetin söz konusu olması durumunda Üç aydan az ve üç yıldan daha fazla olmamak şartıyla bu meslek ya da sınıfın cihazın yasaklanmasını veya sürücü belgesinin geri alınmasına dair karar kılınabilir. Bahsetmiş olduğumuz yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesi ile birlikte yürürlüğe girer ve süre cezanın tamamıyla en fazla itibaren işlemeye başlar.

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılmanın (TCK 53) Hukuki Niteliği Nedir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesi içerisinde yer bulmuş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma bir güvenlik tedbiridir. Ceza hukukunda hapis cezasına mahkûm edilmesinin kanuni bir sonucu olarak öngörülmüş bir nitelik taşımaktadır. Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma bir tedbir olarak güvenlik tedbirleri başaltın düzenlenmiş olması ile birlikte bu tedbir ceza mahkûmiyetin kanuni bir sonucu niteliğinde olmasından dolayı hukuki niteliği bir güvenlik tedbiri değil mahkûm yetinin yasal bir neticesi olan ek cezadır. Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile bu güvenlik tedbirinin geri alınması mümkün olabilir mi değiştirilmesi mümkün olabilir nitelikte olmaması bir tedbir niteliği olmayıp ceza niteliği taşıdığı anlamına gelir. Hak yoksunluğu hapis cezasına mahkûm edilmenin yasal bir sonucu niteliğinde olmasıyla kendiliğinden meydana gelmesinden dolayı verilmiş olan karar içerisinde ayrı bir şekilde gösterilmesini gerektirmez. Bundan dolayı karar içerisinde gösterilmemiş olması hüküm almış kişi bakımından kazanılmış hak niteliğinde olmaz. Bununla birlikte bu tedbirlerin ceza İle uygulanan güvenlik tedbirleri özelliğinde olması durumları da söz konusudur. Bu durumlarda güvenlik tedbirine hükmedilmesinin açık bir şekilde gösterilmesi gereklilik arz eder. Hükmüne birden çok suç bakımından bir karar verilmiş ise her bir suç bakımından verilmiş olan cezanın mahkûmiyeti bir diğer suçtan ayrı ve bağımsız olduğundan bu suçlar için ayrı hak yoksunluğunun meydana geldiğinden bahsedebiliriz. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesi içerisinde verilmiş olan hükümler de beşinci ve altıncı fıkralar içerisinde mevcut olan durumlardan birinin benimle gelmiş olması halinde en fazla daha sonra devam edecek bir hak yoksunluğuna hükmedilmiş ise bunun ayriyeten karar içerisinde hangi suç için hükmedildiğinin belirtilmiş olmasının gerektiğini söyleyebiliriz. Belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın kanlı günleri süresinin düzenlenmesini bir amacı vardır. Öyle ki belli haklardan yoksun bırakma tedbirinin amacı suç işlemek suretiyle toplum düzenine zarar veren ve toplumun güvenini kaybeden suçlu konumunda yer alan kişilerin topluma daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmesi, bu suçların mahkûmiyeti esnasında toplumun düzeninin ve güvenliğini ilgilendiren ve etkileyen görev ve yetki ile hakların kullanımının kısıtlanması ve bu durumda toplumun suçtan korunmasıdır. Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma kamu hizmetleri niteliği taşıyan işleri ve medeni haklardan velayet, vesayet mi kayyum hakkının kısıtlanması içinde barındırır. Kişilere özel hak olan vesayet özellikle velayet hakkının kısıtlayan olması toplumun aile yapısına vermiş olduğu önemi gösterir. Söz konusu kısıtlama velayet vesayet altında bulunan kişilerin korunması suretiyle topluma zarar vermemiştir. Böylelikle toplum bozulmamış ve toplumun düzenine ve güvenine sahip farklı bir kişiye devredilmesi suretiyle velayet ya da vesayet altında bulunan kişinin güvenliği bölücü toplumun güvenliği sağlanmış ve güvenilir kişiliği sebebiyle kendisine vasilik görevi verilmiş olan suçlu konumunda yaralanan kişinin mevcut tehlikelilik hale gözetilmesi suretiyle mahkemeyle verilmiş olan vesayet görevinin mahkeme tarafından geri alınıyor olması durumu söz konusu olmuştur. Bu tür bir düzenlemenin söz konusu olmaması hali ile karşılaşmış olsaydık korunmaya muhtaç onu ameliyat ya da vesayet altında bulunan kişilerin telafisi mümkün olmayan zararlardan kaçınması gibi bir durumun söz konusu olmasından bahsedemeyecektik.

5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesi içerisinde yer bulmuş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma mağaza süreleri tabi tutulmuştur. Cezalandırma eğiliminde söz konusu olan amaç bir kişinin işlemiş olduğu suçtan dolayı etkin bir şekilde pişmanlık duyması sağlanması ve bu kişinin topluma kazandırılmasıdır. Kişinin işlemiş olduğu suça bağlı olarak mevcut olan haksız yoksunluklarının ise belli bir süreyle sınırlandırılması gereklilik arz eder. Bu yüzden madde hükümleri içerisinde söz konusu olan hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazının tamamının dünya kadar ki zamanda devam ediyor olması gereklidir. Bu yüzden cezanın infaz edilmesinin son bulması devamında Güvenlik tedbiri de son bulacaktır. Bu halde ilgili kişi mahkûm olduğu cezanın infazının gereklerine uygun bir davranış sergileyerek bunun tamamlanması ile birlikte kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi haline geldiğini topluma göstermektedir. Öyle ki hak yoksunluklarının en geç cezanın infaz edilmesinin tamamlanması aşamasına kadar devam ediyor olması suç ve ceza politikası ile güdülen amaç lira daha uygun bir durum oluşturmaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde süresiz bir hak yoksunluğunun mevcut olmamasından kaynaklı olarak eski kanun olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan yasak hakların geri verilmesi kurumunun yeni hükümler de mevcut olmadığından bahsetmek mümkündür. Yine 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan ile üçüncü maddede düzenlenen hak yoksunluklarının başlama süresi için açık bir düzenlemenin mevcut olduğundan bahsetmemiz mümkün değildir. Bunun yanı sıra hükümlü konumunda yer alan kişinin yoksun bırakılmış oldu hakların hangi süreye kadar kullanamayacağı 53. maddenin ikinci fıkrası içerisinde açık bir şekilde düzenleme bulmuştur. Öyle ki mahkûm olan kişi işlemiş oldu suç sebebiyle mahkûm olduğu hapis cezasının İnfazının tamamlanmasına Kadar ki sürede yoksun bırakıldı hakları kullanma hakkına sahip olmayacaktır. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesi üzerinde yer bulmuş olan düzenlemeye 5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunun dördüncü maddesi ile beraber bakıldığında hak yoksunluklarının hükmün kesinleşmesi ile başlayıp cezanın infazının tamamlanması ile son bulacağından bahsetmek mümkün hale gelir. Bununla birlikte 5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunun dördüncü maddesi içerisinde yer bulmuş olan düzenlemede mahkûmiyet hükümlerinin kesinleşmemesi halinde infaz olunmayacağını dair bir hüküm yer almaktadır. Yine 5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunun 107. maddesi hükümlerine göre mahkûm olunan cezanın infazını tamamlanmış olması koşullu salıvermeden başlayan denetim süresinin iyi hale getirilmesinin sağlanması ile mümkün olduğundan bahsedilebilir. Burada 5237 sayılı Türk ceza kanunun 51. madde hükümleri içerisinde yer bulmuş olan hükümler baz alındığında ertelenmiş cezalarda da denetim süresine dair yükümlülükleri uygun mu iyi hali bir şekilde geçirilmiş olması durumu söz konusu olması halinde cezanın infaz üzülmüş olduğunun sayıldığı söylenebilir. Koşullu salı verilme durumunun cezanın infazının tamamlanmış sayılmadığı, infazını tamamlanmış sayılmasının mümkün olabilmesi için koşullu salı vermeden başlayan denetim süresinin iyi halli geçirilmesinin gereklilik arz ettiği bundan kaynaklı olarak da hak yoksunluklarının koşullu salı verilme tarihine kadar değil hak ederek salı verilme duvar ne kadar geçerli oldu kabul edilmiştir. Bununla birlikte kurulun bu olduğunu söylememizin yanı sıra istisna olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılan sana da hayır velayet, vesayet ve kayyumluk yetkileri bakımından getirilmiş olan kısıtlamanın 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan şartlı salı verilme tarihine Kadar geçerli oğluma saat düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan cezaya bağlı ya da hüküm de belirttim şu an hak yoksunluklarını süresi ceza zamanaşımının olmasına kadarki süre içerisinde devam edeceği düzenlenmiştir. Öyle ki infaza fiilen başlanmış olması hak yoksunluklar bakımından ceza zamanaşımı süresinin sona erdirecektir. Böylece bu noktadan itibaren süreli olan hak yoksunluğunun kanunu ile veya hâkim tarafından belirlenen süre başlayacaktır. Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma kural olarak yalnızca hapis cezasının infaz edilmesi süresinin devamınca ve infazını tamamlanması ile birlikte kendiliğinden kalkmaktadır. Toplum içerisinde yaralan bireyin bu toplum içerisinde bulunması, toplumun kazandırılması ve bu kişilerin hak kaybı ile daha fazla mağdur edilmemesi için en uygun çözüm olduğunu söyleyebiliriz. Belirli nitelikteki bazı suçları işleyen fail konumunda yer alan kişiler açısından işlenmiş olan suçu niteliklerine göre ilgili ceza da en fazla Sona ermesinden daha sonra başlayacak ve belirli süre devam edecek hak yoksunluğu hallerinin de mevcut olduğunu söylemek mümkündür.

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma (TCK53) Nasıl Uygulanır?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma hallerinin neler olduğundan bahsetmek mümkündür. Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma mahkûmiyetin kanuni bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Mahkûmiyetin kanunu bir sonucu olarak uygulanması mümkün olacak ya da hükmedilmesi mümkün olacak hak yoksunlukları kanunun 53. maddesinin birinci fıkrası içerisinde sayma yöntemi ile sınırlı bir şekilde düzenlenmiştir. Birinci fıkra hükümleri içerisinde sayılmış olan bu hak yoksunlukları seçenekli olmayıp hepsi beraber sonuç meydana getirmektedir. Öyle ki hâkimin burada sayılmış olan hak yoksunluklarının bir ya da bir kaçını seçme hususunda takdir hakkına sahip olmadığını söylememiz mümkündür. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinin altıncı fıkrası içerisinde yer bulmuş olan taksirli suçlar da belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma halinin ayriyeten düzenlenmiş olduğunu söylememiz mümkündür. Hapis cezasına mahkûm edilmiş olan faili konumunda yer alan kişinin mahkeme tarafından kendisine verilecek cezanın infazını sona ermesine kadarki sürenin bitmesine kadar 53. Madde hükümlerinde yer bulmuş olan birinci fıkradaki hakların kullanılmasından yoksun bırakılması gibi bir durum söz konusu olacaktır. Fakat bahsetmiş olduğumuz bu haklar dışında diğer hak ve yetkilere yine sahiptir. 53. madde hükümleri bir hak mahrumiyeti meydana getirmemiştir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan 53. madde bir hak mahrumiyeti getirmemenin yanı sıra faili konumunda yer alan kişinin cezasının infazını son buluncaya kadar ki hakka sahip olacağını ancak bu hakları kullanamayacağını ileri sürmüştür. Böylece hapis cezasına mahkûm edilmiş olan faili konumunda yer alan kişinin 53. maddenin birinci fıkrası içerisinde gösterilmiş olan hakları doğrudan doğru ya veya temsilci aracılığıyla kullanması mümkün olmayacaktır. Öyle ki belli bir süreye bağlı olan bu kullanma engeli, mevcut yazsın devam ettiği süre içerisinde Bu hakların faili konumunda yer alan kişiye sağlayacağı maddi ve manevi faydalarında engelleniyor olması ve yasaklı döneme dair hakların kullanımının engelinden meydana gelebilecek neticelerin faili konumunda yer alan kişinin yararına temin edilmesinin mümkün olabilmesi durumu söz konusu olmaktadır. Hak yoksunlukları 53. madde içerisinde yer bulmuş olan birinci fıkrada sınırlı sayıda sayıldığından burada düzenlenmiş olan haklar haricinde hapis cezasının infazı süresi içerisinde kullanılıyor olmasına, bu haklara sahip olmaktan dolayı neticelerin dolmasına bir engelin olduğundan bahsedemeyiz. Bu yüzden 53. maddenin birinci fıkrası içerisinde yer bulmuş olan vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yönetici ya da denetçisi olmaktan yasaklılık düzenlenmiş olmasından dolayı sayılmış olan kurumların iyisi ya da orta olan faili konumunda yer alan kişi bu haklara sahip olmaktan kaynaklanan kulunum yetkisi ne kendisi ya da vekilin vasıtasıyla kullanabilir halde olacak ya da meydana gelebilecek paylardan yararlanabilmesi mümkün olabilecektir.

5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesi hükümleri içerisinde hak yoksunlukları belirlenmiştir. Bunlar sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden, bu bakımdan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden ya da devlet, il, belediye, köy ya da bunların denetim ve gözetim altında bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından verilen, atamaya ya da seçime tabi bütün memuriyeti hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılma, seçme ve seçilme hakkından ve diğer siyasi hakları kullanma hakkından yoksun bırakılma, velayet hakkından, vesayet ya da kayyumla ait bir hizmette bulunma hakkından yoksun bırakılma, vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişilerinin yöneticisi ya da dincisi olmaktan mahrum bırakılma, bir kamu kurumunun ya da kamu kurumu niteliğini taşıyan meslek kuruluşunun iznine tabi nitelikte olan bir meslek yedi sınıfı kendi sorumluluk altında serbest meslek erbabı ya da tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılmadır.

Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan Belli haklardan yoksun bırakılma hallerini açıklamak mümkündür. Burada ilk olarak sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlardan bahsedebiliriz. Sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevinin üstenilmesinden yoksun bırakılma hükümlünün yükümlülük süresi içerisinde sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevini üstlenmesinden men edilmesini öngörür. Kanun hükümlerinde kamu görevlisi, kamusal bir faaliyetin yürütülmesi işlemine katılan kişi olarak açıklanmasından dolayı kamu görevi kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin yürütmüş olduğu faaliyet olarak ifade edilmesi mümkün konumdadır. Belli hakları kullanmaktan yasaklanması mümkün olacak kamu görevlilerinin hangileri olduğu 53. madde hükümleri içerisinde sayılmıştır. Bu görevler Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ya da devlet, belediye, köy ya da bunların denetim ve gözetimi içerisinde olan kurum ve kuruluşlar tarafından verilen atamaya ya da seçme tabi tüm memnuniyet ve hizmetlerden oluşmaktadır. Eski Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde kamu hizmetinin yasakla ne ilişkin çeşitli düzenlemeler vardır. Bununla birlikte eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde kamu hizmetlerinden yasaklı dair bir feri cezanın düzenlenmesi söz konusu dur. Yeni kanunumuz olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde ise bir güvenlik tedbiri niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde feri bir ceza olarak kamu hizmetlerinden yasaklı olmanın düzenleniyor olmasa beş yıldan fazla ağır hapis mahkûmiyetin söz konusu olması durumunda muhabbetten ve üç seneden beşine kadar ağır hapse mahkûm edilen hükümlü konumunda yer alan kişinin cezaya müsavi bir müddetle kamu hizmetlerinden yasaklı olması gibi bir durum öngörülmüştür. Öyle ki eski kanunumuz olan 765 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri kamu hizmetlerinden yasaklılık durumunu işlenmiş olan suçun tipi mi faili konumunda yer alan kişinin mahkûm olduğu hapis cezasının süresini göz önünde bulundurarak bazı sınırlama lira ve ayrımlara tabi tutmuştur. Yeni kanunumuz olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri ise kasıtlı suçlardan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilen her kişi için kamu görevinin üstleniyor olmasından yasaklanması durumu söz konusu olmaktadır. Bunun yanı sıra suç tipinin ya da hapis cezasının süresinin bir sınırlamaya tabi olduğunu söylemek mümkün değildir.

Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan belli haklardan yoksun kullanma halleri ile ilgili olarak Sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevinin üstlenmesinden, bu kapsamda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden ya da devlet il belediye köy veya bunların denetim ve gözetim altında bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından verilen atılmaya ya da secime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerden İstihdam edilmekten yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bahsettiğimiz gereken bir diğer durum seçme ve seçilme haklarından ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmadır. Kanun hükümlerimiz içerisinde ceza mahkûmiyetin bir neticesi olarak düzenlenmiş olan seçmemizin şimdi ehliyetini ve diğer siyasi haklardan yoksun bırakılma durumunun yanında seçme ve seçilme hakkına dair anayasa ve diğer kanun hükümleri içerisinde de bazı düzenlemelerin mevcudiyeti söz konusudur. Anayasa ile teminat altına alınmış olan seçme ve seçilme hakkının demokratik yaşamın önemli bir unsur olduğunu söylememiz mümkündür. Ülke içerisinde bulunan vatandaşların seçme seçilme siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkı anayasa içerisinde bulunan siyasi bir hak niteliği nedir. Bununla birlikte diğer haklar gibi siyasi haklardan faydalanma veya anayasa ya da kan mı‘ sinde bazı sınırlamalar söz konusudur. Bu bakımdan seçimlerde oy kullana bilmeniz mümkün olabilmesi için genel şartları anayasa maddeleri içerisinde gösterilmiş ve bu hakların kullanılması dair ayrıntıları düzenlemenin kanuni kimleri ile yapılmasının öngörüldü söylenmiştir. Milletvekili seçilebilmenin mümkün olabilmesi için bazı gerekli şartların taşınması gerekir. Bu şartlar anayasanın 76. maddesi hükümleri içerisinde milletvekili seçilme yeterliliğin başlığı altında düzenlenmiştir. Bu Hüküm ile birlikte 2839 sayılı milletvekili Seçimi kanunu hükümlerinde milletvekili seçilebilmeli mümkün olabilmesi için bazı şartlar düzenleme bulmuştur. Belediye Başkanlığı, il genel Meclisi üyeliği ve belediye meclis üyeliğine seçilebilmenin mümkün olması için gerekli olan şartlar 2972 sayılı mahalli idareler ile mahalle muhtarlıkları ve ihtiyar heyetleri seçimi hakkında kanun hükümleri içerisinde gösterilmiştir. İlgili maddede seçilme yeterliliği bakımından milletvekili Seçimi kanunu hükümleri içerisinde belirtmiş olduğumuz durumlara gönderme yapılmıştır. Anayasa hükümleri içerisinde 76. maddede ve milletvekili Seçimi kanunu hükümleri içerisinde diğer şartların yanı sıra kamu hizmetlerinden yasaklı olan konumda bulunan kişiler ile bir yıl veya daha fazla hapis cezası mahkûmiyeti altında olan kişiler ve madde hükümleri içerisinde sayılan suçlardan mahkûm olan kişilerin milletvekili seçilme yeterliliği mevcut olduğundan bahsetmek mümkün değildir. 2972 sayılı kanun hükümleri içerisinde milletvekili Seçimi kanununa yapılmış olan göndermenin neticesinde belirtilmiş olan ilgili kişilerin belediye başkanı, il genel Meclisi üyesi ve belediye meclisi üyesi seçilmesinin de mümkün olamayacağından bahsedebiliriz. Bahsetmiş olduğumuz anayasal bir yasal düzenlemeler neticesinde bir kişinin milletvekili, belediye başkanı, il genel Meclisi ve belediye meclis üyeliğine seçilme hakkına sahip olup olmadığının belirlenmesi sırasında anayasa, milletvekili Seçimi kanunu ve 2972 sayılı kanun hükümlerinin yanı sıra Türk ceza kanunu hükümleri ve hatta adli sicil kanununda göz önünde bulundurulmasının gerektiğinden bahsedebiliriz. Ceza kanunu hükümleri içerisinde kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma yoksunluk Haline yer verilmiştir. Madde hükümlerine kamu görevinin üstlenilmesi kavramının diğer görevleri yanı sıra Türkiye büyük millet Meclisi üyesi olma, il, belediye ve köy kamu tüzel kişilerin organlarına seçilme ve bu organlar de görev alma hususları da dâhildir. Bununla birlikte seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakılma ile ayriyeten düzenleme bulmuştur. Öyle ki milletvekili, belediye başkanı il genel meclis üyeliği ile belediye Meclisi ile seçme hakkından yoksunluk 53. maddenin ilk fıkrasında yer alan a bendi ve b bendinin her ikisinin de kapsamı içerisinde yer almaktadır. Bunun sebebi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olmanın yanı sıra il, belediye ve köy kamu tüzel kişilerin organlarına seçme ve seçilme hakkının kullanılmasından yoksun bırakılıyor olmanın da ayrıca Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bunun şu an 53. maddenin birinci fıkrasının b bendi içerisinde ifade edilen seçme seçilme ehliyetini ifade etmesinden kaynaklanmaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde ki belli haklardan yoksun bırakılma hallerine yer veren 53. maddenin birinci fıkrasının b bendi içerisinde geçen diğer siyasi haklar kavramının ne ifade ettiğine bakabiliriz. Kanun gerekçesinin içerisinde bir açıklığı mevcut olduğundan maalesef bahsedemiyoruz. Bu yüzden kanun hükmünde geçen bu ifadenin amacının siyasi parti kurma, siyasi parti yolma, siyasi propaganda yapma ve anayasanın 74. madde hükmü içerisinde mevcut olan dilekçe hakkına karşılık geldiği ileri sürülebilir. Öyle ki hiç kimsenin anayasanın 74. madde hükmünde içerisinde belirtilmiş olan dilekçe hakkı ile ilgili olarak bir yoksunla bırakılamayacak ve dilek hakkına dair ilgili hükmün kanun tarafından düzenlenmiş olmasının yanı sıra Hâkimin bağladığı söylenebilir. Bundan kaynaklı olarak Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş ulan belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan durumların düzenlendiği 53. maddenin birincin fıkrasının b bendinin Dar bir yoruma tabi tutulmasını söylemek mümkündür. Siyasi faaliyetlerde bulunma hakkına, seçimlerde oy kullanma, halkoylamasına katılma, siyasi propaganda yapma, siyasi parti kurma ve siyasi bir partiye üye olma anlamına geldiğini söylemek mümkündür.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan 53. maddede belli haklardan yoksun bırakılma hali ile ilgili hususlardan bahsedilmektedir. Burada belli haklardan yoksun bırakılma hallerinin neler olduğunu açıklıyorduk. Belli hallerden yoksun bırakılma ile ilgili olarak sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin gösterilmesinden, bu açıdan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetim altında bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından verilen atamaya ya da seçme tabi bütün memnuniyetle hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılma ile ilgili olumsuzlardan bahsettik. Sonrasında seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yasaklı olma ile ilgili olan durumlara yer verdik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum velayet hakkından, vesayet veya kayyumluğa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlardır. Kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm bırakılmış olan kişinin mahkûm yetinin kanuni bir neticesi olarak aile hukukunun bu kişiye sağlamış olduğu bazı hakları kullanmaktan mahrum bırakılması söz konusu olabilecektir. Bu haklar velayet hakkı ile vesayet ve kayyumluk hakkıdır. Ancak 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiş olan cezanın ertelenmesi ve koşullu salı verilme durumunun söz konusu olması durumunda hükümlü konumda bulunan kişinin kendi altsoyu ile kayıtlı olmak suretiyle bu duruma 53. maddenin üçüncü fıkrasının uygulama bulanmayacağını söylemek mümkündür. Velayet hakkından, vesayet ya da kayyumla ait bir hizmetten yoksun bırakılma eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisindeki maddelerde asıl cezaya bağlı bir feri ceza olarak düzenleme bulmuştur. Yeni kanunumuz olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde ise bir güvenlik tedbiri olarak düzenleme bulmuştur. Bununla birlikte feri ceza 765 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde belirtilmiş olan suç tipleri bakımından beş yıldan fazla ağır hapis cezaları için öngörülmüştür. Yeni kanunla olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde ise kasten işlenen suçtan kaynaklanan verilen her hapis cezası neticesi olarak bu tedbire karar verilemeyeceği kabul edilmiştir.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan hükümlere yer verilmiştir. Biz burada belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan hallerin Neler olduğuna deniyorduk. İlk olarak kanlı günlerinde yer bulmuş olan sürekli, süreli ya da geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden bu bakımdan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden ya da devlet il belediye köyü veya bunların denetim ve gözetim altında bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından verilen atamaya ya da seçime tabi bütün memuriyeti ve hizmetlerden istihdam edilmekten yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Sonrasında seçme ve seçilme ehliyetinden mi diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlara değindik. Devamında velayet hakkından vesayet veya kayyumla ait bir hizmette bulunma hakkından yoksun bırakılma ile ilgili olan hususların ne olduğu ile ilgili olarak bilgilere yer verdik. Burada bahsedilmesi gereken Birden yoksun bırakılma hali vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi ya da denetçisi olmaktan yoksun bırakılmadır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde 53. maddenin birinci fıkrasının d bendi İçeriğinde kasten işlemiş olduğu bir suçun dolayısıyla hapis cezasına mahkûm edilmenin kanuni bir neticesi olarak kişinin vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti özel kişiliklerinin yöneticisi ya da denetçisi onun hakkından yoksun bırakılmasına dair husus kabul edilmiştir. Siyasi parti bir dernek niteliğinde olmak ile beraber siyasi parti tüzel kişiliğini vurgulayan özellik bu tüzel kişinin faaliyetinin sadece siyasi nitelikte olmasından kaynaklandığından siyasi partilerin bu bendi kapsamında değil 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesinin birinci fıkrasının b bendinde kapsam içerisine değerlendirilmesi gerektiğini söylemek mümkündür. (TCK 53/1)

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan belli haklardan yoksun bırakılma halleri ile ilgili olarak bazı hususlardan bahsettik. Burada yoksun bırakılma halleri ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durum kanın hükmünde yer bulmuş olan bir kamu kurumunun ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun izni tabi nitelikte bir meslek yedi sınıfı kendi sorumluğu altında serbest meslek erbabı ya da tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılmadır. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde 53. maddenin birinci fıkrasının d bendinde kasten işlemiş olduğu bir suç sebebiyle hapis cezasına mahkûm edilmiş olan kişinin mahkûm yetinin kanuni bir neticesi olarak bir kamu kurumunun bir kamu kurumunun ya da bir kamu kurumu özelliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi tutulmuş bir meslek ya da sanatı kendi sorumluluğun içerisinde serbest meslek erbabı ya da tarz olarak icra etmekten yoksun bırakılmasının kabul edilmesi söz konusudur.  Kanun hükümleri mahkûm olduğu hapis cezası ertelenmiş olan hükümlü konumundaki kişi ile ilgili olarak bu hak yoksunluğunun uygulanmamasına dair karar verilmesinin mümkün olabileceğini belirtmek suretiyle bu konuyla ilgili olarak hâkime takdir yetkisi tanınmıştır. Etmiş olduğumuz bent içerisinde belirtilmiş olan hak yoksunluğunun meydana gelebilmesi mümkün olabilmesi için ilk hususun serbest meslek erbabı ya da Taci’nin faaliyetini bir kamu kurumunun ya da kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşunun izne tabi bir faaliyet niteliğinde olmasının gerektiğidir. Kamu kurum özelliği taşıyan bir meslek kuruluşunun ne olduğuna dair kıstas anayasanın 135. maddesi hükmü içerisinde yer almamaktadır. Öyle ki anayasanın 135. maddesi hükmü İçerisinde sadece kamu kurumu özelliği taşıyan meslek kuruluşlarının neler olduğu belirlenmiş ve buradaki kamu kurum ifadesinin kapsamının açıklamasını yer verilmemiştir. İzne tabi nitelik taşıyan meslek ve sanat ifadesi içerisindeki izin ise yine açıklık taşımamaktadır. Öyle ki buradaki tedbirin sorumlusu mesleğini kendi sorumluğu altında icra eden serbest meslek erbabı kişi ve mesleğini tacir niteliği altında yapan kişidir.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan 52. maddede belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlara yer verilmiştir. Biz bu hallerden belli haklardan yoksun bırakılma halleri neler olduğuna dair açıklamalarda bulunduk. Burada bahsetmemiz gereken bir diğer durum mesleki de sana sonrasında yasaklanma veya sürücü belgesinin alınması İle ilgili yoksun bırakılma halidir. Bu durum 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesinin altıncı fıkrası içerisinde düzenlenmiş bir güvenlik tedbiri niteliğindedir. Belli bir meslek ile santim veya trafiği düzenli gerektirmiş oldu dikkati ve özeni yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden bir durum neticesinde işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet söz konusu olur. Böyle bir durumun meydana gelmesi ile birlikte üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak şartıyla bu mesleki de sana senin şansının yasaklanmasını veya sürücü belgesinin geri alınmasına daha iyi bir karar kılınması mümkün olabilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesi ile birlikte yürürlüğe girer ve ilgili süre cezanın tümünün fazla itibaren işlemeye başlar. Bu tedbir kasıtlı suçlar açısından söz konusu olmamaktadır. Burada sadece taksirli suçlar için geçerli olması durumundan bahsedebiliriz.

5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinde hüküm altına alınmış olan belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan hallerden bahsettik. Burada aslında bahsetmemiz gereken durum belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın nasıl uygulanacağı idi. İlk olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma hallerin neler olduğuna yer verdikten sonra şimdi belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın uygulanması ile ilgili hususlardan bahsetmemiz mümkündür.

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılmanın Uygulanmasının Koşulları Nelerdir?

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın uygulanmasının bazı koşulları vardır. Hak yoksunluğu kişinin kasti bir şekilde işlemiş oldu suçun neticesinde verilmiş olan hapis cezasının kanuni bir sonucudur. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesinde yer bulmuş olan hak yoksunluğu kullarına karar verilmesinin mümkün olabilmesi için ilk olarak faili konumunda yer alan kişinin eylemlerin kasti bir şekilde işlenmesi mümkün olabilen bir suçu niteliği taşıması gerekir. Sonrasında faili konumunda yer alan kişinin kasten işlenmiş olduğu bu suç sebebiyle hapis cezasına mahkûm edilmiş olmasının gerekliliği önem arz eder. Mahkûmiyetin kasten işlenmiş olan bir suç nedeniyle hapis cezası ne mahkûmiyet niteliğinde gerçekleşme senin önem arz ettiğinin altını tekrar çizmemiz mümkündür. Burada ilk olarak önem arz eden durumun hapis cezasına mahkûm edilmesini gerekli olduğu idi bununla ilgili açıklamalarda bulunmamız mümkündür. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesi içerisini düzenleme bulmuş olan belli haklardan yoksun bırakılma tedbirinin meydana gelmesi için gerekli ŞART hapis cezasına mahkûm edilmedi. Hapis cezasına mahkûm edilmenin farklı bir tedbire çevrilmesinin mümkün olması durumunda bu şartın gerçekleşmiş olduğundan bahsetmemiz mümkün olmayacaktır. Öyle ki kısa süreli hapis cezasının seçimlik olan yaptırımların düzenlenmiş olduğu 5237 sayılı Türk ceza kanunun 50. maddesinde hükümlerine göre Uygulama içerisinde asıl mahkûmiyet bu madde içerisinde yer alan hükümlere çevrilmiş olan adli para cezası ya da tedbirlerdir. Burada Türk ceza kanunun 53. maddesinde yer alan güvenlik tedbirinin uygulama bulmasına mümkün olabilmesi için asıl mahkûmiyetine bir cezası niteliği taşıması gereklilik arz eder. Burada bir diğer durum hükümlü konumunda yer alan kişi ile ilgili olarak kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilmedi hükümlü konumunda yer alan kişinin adli para cezasının yerine getirmiş olduğu hallerde kanuni kimleri bakımından hâkim tarafından kısa süreli hapis cezasına tamamen veya kısmen en fazla karar verilip verilmediğidir. Böyle bir durum söz konusu olmuş ise 5237 sayılı Türk ceza kanunun 50. maddesinde yer alan hükmün uygulama bulmasından söz edemeyeceğiz. Burada hâkim adli para cezasının ödenmemiş olması dolayısıyla bu cezayı kısmen ya da tamamen hapsi çevirmişken ayriyeten hak yoksunluğuna da karar kılar. Doğrudan adli para cezasına mahkûm edilmesi gibi bir durum söz konusu olması halinde 5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunun ilgili maddelerine göre 5237 sayılı Türk ceza kanununun ilgili maddesinde ki hüküm saklı tutulmuştur. Öyle ki doğrudan adli para cezasına karar verilmesini mümkün olabilmesi mi hükümlü konumunda yer alan kişinin bu cezayı yerine getirmemesi durumunda hafta çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak cezanın adli para cezası olduğunu söylememiz mümkündür. Faili konumunda yer alan kişi ile ilgili olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesi halinde mahkûm edilmiş olan kişinin hapis cezasının süresinin ne kadar olduğunun önem teşkil ettiğinden bahsedemeyiz. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde güvenlik tedbirlerinin uygulama bulması bakımından hapis cezasının süresine daha iyi bir sınırlamanın mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir. Kanun hükümlerinde hak yoksunluklarını uygulama bulmasında esas alınan ceza hapis cezasıdır. Hangi kasıtlı suçun verildiğine bakılmaksızın hapis cezası verilmiş bir durum söz konusu ise 53. maddenin ilk fıkrası içerisinde sayılmış olan hak yoksunluklarının kendiliğinden hüküm doğuracağından bahsetmemiz mümkündür. Adli para cezasını gerektiren suçlar bakımından hak yoksunluğuna karar verileceği söylenemez. Öyle ki 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinin beşinci fıkrası içerisinde yer almış olan adli para cezasına hüküm olunması durumunda hak yoksunluğuna dair karar verilmesinin mümkün olamayacağı kuralın bir istisnası söz konusudur. Burada kanunun 53. maddesinin ilk fıkrasında gösterilmiş olan hak ve yetkilerinden birinin kötüye kullanılmasından dolayı işlenmiş olan suçlar da adli para cezası verilmesi durumunda hüküm içerisinde yer verilmiş olan gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanıyor olmasına karar kılınır. Öyle ki hangi hak ya da yetki kullanılması suretiyle adli para cezasına mahkûmiyet söz konusu ise bu hak ya da yetkinin kullanılmasının yasaklanması durumu söz konusu dur. Burada uygulama bulan hak yoksunluğu cezanın yanı sıra uygulanan bir tedbir özelliği taşımasından dolayı hâkim tarafından verilmiş olan kararda ayrıca gösteriliyor olması önem teşkil eder.

5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesi içerisinde yer verilmiş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma hallerinin uygulama bulmasına mümkün olabilmesi için gerekli olan koşullardan hapis cezası ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum kasıtlı bir suç olması şartı ile ilgili olan hususlardır. Hak yoksunluklarının uygulama bulmasına mümkün olabilmesi için kasıtlı bir suçun işlenmiş olması şartı aranmıştır. Öyle ki taksiyle işlenen bir suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilmesi durumunda burada söz konusu olan hak yoksunluklarını uygulama bulmasından bahsetmemiz mümkün olmaz. Madde hükümleri içerisinde kişinin kasten işlemiş olduğu suçlardan dolayı ifadesi yer aldığı için taksirle yaşına suçlardan dolayı verilen hapis cezasının mahkûm edilmesi durumu belli haklardan yoksun bırakılma güvenlik tedbirinin uygulama bulmaması sonucunu meydana getirir. Kanun hükümlerinde belli bir mesleki de sanatın veya trafik düzenin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden fiillerden bulunmak neticesinde işlenmiş olan taksirli suçun mahkûmiyet edilmesi durumunda üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere bu meslek ya da sınıfın icrasının yasaklanmasını veya sürücü belgesinin geri alınmasına dair karar kılınması mümkündür. Bu düzenlemeye göre ilgili kişinin hakkında güvenlik ezber olarak meslek misin atın icrasının yasaklanmasını dair karar kılınabilir. Taksirle işlenen her suç bakımından hak yoksunluğu karar verilmesinin söz konusu olmasından bahsedemeyiz. Kanun hükümlerine taksirle işlenen hangi suçlar da hak yoksunluğuna dair karar verileceği açık bir şekilde düzenleme bulmuştur. Öyle ki yalnızca belli bir mesleki de sanatın veya trafik düzeninin gerektirmiş oldu dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden durum neticesinde işlenen taksirli suç dolayısıyla mahkûmiyete karar verilmiş ise hak yoksunluğuna karar verilmesi mümkün olabilecektir. Kanun hükümlerinde işlenen taksirli suç sebebiyle hangi hak yoksunluklarını idari karar görülmesine mümkün olabileceği açık bir şekilde belirtilmiştir. Burada madde hükümleri içerisinde belirtilmiş olan taksirli suçlar işleyen kişi ile ilgili olarak yalnızca mesleki da sınıfta icrasının yasaklanmasını veya sürücü belgesinin geri alınmasına dair karar kılınması mümkün olabilecektir. Yasaklama ile geri alma durumunda ise hükmün kesinleşmesi ile birlikte yürürlüğe girmesi gibi bir durum söz konusu olacak ve bu süre içerisinde cezanın tümüyle infazından itibaren işlemesi başlayacaktır. Kasıtlı suçlar da söz konusu olduğu gibi taksirle işlenmiş suçlarda toplumun düzeni ve güvenliğinin korunması önem arz etmektedir. Ceza ile amaçlanan durum toplum düzeninin ve güvenliğinin korunmasıdır. Madde hükümleri açısından söz konusu olan amaç mevcut toplumu suçtan kurmak için taksirle suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olan kişinin haklarının kısıtlama bulunması olarak nitelendirilebilir. Taksirli suç işlemenin yanı sıra hapis cezasına mahkûm edilmiş olan suçunun cezasını infazı sırasında velayet ya da vesayeti altında bulunan kişilerin bu kişi tarafından korunmasına mümkün olmayacağı durumdan net bir şekilde çıkar olabilmektedir. Bundan kaynaklı olarak 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde böyle bir durum düzenleme bulmuştur. Medeni kanun hükümleri içerisinde bir yıl ya da daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her erginin kısıtlanmasına mümkün olabileceğini değinilmiştir. Cezanın yerine getirilmesi ile görevli makam böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını kendisine vasi atanması üzerine hemen yetkili vesayet makamına bildirmesi ile yükümlü olduğunu kanun yine düzenlenmiştir. Kanun maddelerine yer bulmuş olan bu düzenleme taksirli bir suç sebebiyle bir yıldan fazla süreli bir mahkûmiyet anan kişinin 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma durumunda olmasa dahi medeni hakların kullanamaması sonucunu meydana getirmektedir. Böylelikle 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma durumlarının açıkça belirtilmesi suretiyle kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet Şartı öngörülmüş olduğundan ve istisnai bir şekilde hangi taksirli suçlar da hangi yoksunlukların kararlaştırılmasını mümkün olabileceği sınırlı olarak gösterilmiştir. Burada söz konusu olarak bahsettiğimiz hak yoksunluklarının ek ceza niteliği taşıdığını söyleyebiliriz.

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılmanın Uygulanmasına Dair Genel Kurallar Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde yer bulmuş olan belli haklardan yoksun bırakılma hallerin uygulanabilmesi için genel kuralların mevcudiyeti söz konusudur.

Bu genel kurallar hâkimin hak yoksunluğuna dair hüküm kurulmasının gerekli olmaması, hak yoksunluğunun cezanın infazını tamamlanmasına kadar devam etmesidir. İlk olarak hâkimin hak yoksunluğuna ilişkin hüküm kurulmasının gerekli olmaması ile ilgili olan durumdan bahsetmemiz mümkündür. Kanun hükümlerinde düzenleme bulmuş olan hak yoksunluklarının mahkûmiyetin kanunu bir neticesi olarak uygulanacakları belirtilmiş olduğundan hâkimin buna dair bir hüküm kurmasını gerekli olduğundan bahsedemeyiz. Bunun sebebi hak yoksunluğunun afiyet cezasına mahkûm yetinin bir kanuni sonucu olarak kendiliğinden meydana gelmesidir. Bunun ayrıca bir kararda gösterilmesinin gerekli olması gibi bir durum söz konusu değildir.

Hak yoksunlukları ile ilgili hallerin uygulama bilmesine mümkün olabilmesi için gerekli olan kurallardan hâkimin hak yoksunluğuna ilişkin olarak yıkım kurmasını gerekli olmaması ile ilgili hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum hak yoksunluğunun cezanın infazının tamamlanmasına kadar devam etmesi ile ilgili olan durumlardır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde belli bir suç işlemekten dolayı ceza mahkûmiyetinin kanunu bir neticesi olarak ömür boyu devam edecek nitelikte bir hak yoksunluğunun öngörülmemiş olduğundan bahsedebiliriz. Kişi işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak mahkûm olduğu hapis cezasının infazını tamamlanmasına kadar ki sürede bu hak yoksunlukları sürer. Böyle bir durumda kişinin mahkûm olduğu cezanın infazını tamamlanmasına kadar ki sürede infazın gereklerine uygun davranmak suretiyle kendisine tekrar güven duyulan bir birey haline gelmesi açısından topluma bir bildirimde bulunduğunun düşünülmesi amaçlanmıştır. Bu açıdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması aşamasına kadar Devam ediyor nitelikte olması gerekir.

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılmanın Uygulanmasına Dair Genel Kurallarının İstisnaları Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma hallerin uygununu bilmesini mümkün olabilmesi için bazı genel kuralların mevcut olmasının gerektiğinden bahsettik. Burada bu hak yoksunluklarını uygulama bulunmasına ilişkin genel kuralların mevcudiyetinin istisnaları söz konusudur. Bu istisnalar erteleme ya da koşullu salı verilme durumundaki istisnalar, hâkimin hak yoksunluğuna ilişkin olarak hüküm kurmasını gerekli olmaması kurulanın istisnaları, yaş ile ilgili istisna Ve hak yoksunluğunun cezanın infazından tamamlanmasına kadar devam etmesi kuralının istisnası olarak hak yoksunluğunun cezanın infazını tamamlanmasına itibaren başlamasına dair istisnalar olarak dört gruba ayrılarak açıklanması mümkün konumdadır

Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılmanın (TCK 53) İnfazı Nasıl Olur?

5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesi hükümlerinde düzenleme bulmuş olan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tezi birinin infazı ile ilgili olan usul ceza İnfaz kurumlarının yönetimi ile ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında Tüzüğün 57. maddesi içerisinde düzenleme bulmuştur. Öyle ki belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma kasti bir şekilde işlenmiş olan bir suçtan kaynaklı olarak hapis cezasına mahkûm edilmeyen kanuni bir neticesi olarak kişiyle ilgili olarak uygulanan 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinin ilgili hükümlerinde sayılan tedbirlerdir. Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirleri bazı esaslarına mevcudiyetine göre yerine getirilir. Öyle ki mahkeme tarafından Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmiş olan ilam, infaz defterine kaydedilmesi suretiyle en fazla başlama ve bitiş tarihlerini yazılması gerekir. Fakat bu tedbirin infazının mümkün olması için mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak hapis cezasının infazına başlama tarihi ile birlikte başlanması gerekir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hapis cezasının infazına başlanacak tarihin dikkate alınmak suretiyle bu tedbiri içeren ilanın içeriği, tedbirin konusu veya bu tedbirin özelliklerine göre ilgili kurum ve kuruluşlar ile kolla bildirilmesi gereklilik arz eder. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafını ayrıca en fazla başlama ve bitiş tarihlerinin bildirilmesi gerekir. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesinin engel hükümlerinde belirtilmiş olan yoksun bırakılma hususu faaliyet ve görevlerle ilgili olarak tedbirden infazının son bulmasından sonra hükümlünün bu faaliyet ve görevler içerisinde bulunmasını mümkün olabilmesi için 5352 sayılı adres sicil kanunu kümlerini göre temin etmesi mümkün olabilecek adli sicil kaydının ilgili yere ibraz edilmesi gerekir. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. madde hükümleri içerisinde mevcut olan tedbirler 5271 sayılı kanunun 104. maddesi hükümlerine göre denetimli serbestlik ve yardım merkezi Şube müdürlüğü ya da büroları tarafından yerine getirilmesi mümkün olacak şekilde düzenlenmiştir.

5402 sayılı denetimli serbestlik ve yardım merkezi ile koruma kuralları kanunu hükümleri içerisinde 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinin ilgili hükmü gereğince belli bir hak ya da yetkinin kullanılmasının yasaklanıyor olması ve bir diğer hüküm gereğince meslek ve sanatın İcra edilmesini yasaklanıyor olması veya sürücü belgesinin geri alınması kararı verilmiş olan denetim sürelerini kanun hükümlerinde belirtilmiş olan usul ve esaslara uygun olacak bir şekilde geçirmeleri güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesinin gerekmesi kolluk ve ilgili diğer makamlarla işbirliği İçerisinde meydana gelmesinin görevi denetimli serbestlik Şube müdürlüklerinin görevleri içerisinde yer almaktadır. Denetimi serbestlik ve yardım merkezleri ile koruma kurulu Yönetmeliği hükümleri içerisinde ilgili maddelerde güvenlik tedbirlerinin infaz ile ilgili olarak ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Burada yönetmeliğin belli hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması güvenlik tedbiri başlığı içerisinde yer alan maddede belli hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanması güvenlik tedbiri ceza kanunu hükümlerinde sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması nedeniyle işlenmiş olan suçlar neticesinde hapis cezasına mahkûm edilmesi durumunda ayriyeten cezanın infazından sonra işlemek üzere hüküm olunmuş olan cezan yarısından bir Kasım’da kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması onun yerine getirilmesi olarak ifade edilmiştir. Belli haklı yetkinin kullanılması niye saklanıyor olması güvenlik tedbiri hükmün kesinleşmesi ile yürürlüğe girer. Böyle bir süre cezanın tamamen infazı itibariyle başlar. Aynı yönetmelik hükümleri içerisinde belli hak ve yetkinin kullanılmasını yasaklıyor olması güvenlik tedbirinin kayıt işlemleri ile ilgili olan hükümler de mahkeme tarafından İlamın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerektiğini yer verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilam denetimli serbestlik genel defteri tarafından kayıt edilmesi suretiyle Şube müdürlüğü ya da büroya gönderilir. Şube müdürlüğü ya da büro tarafından yetişkinler için verilmiş olan kararlar denetimli serbest defteri içerisinde çocuklar için verilmiş olan kararlar ise çocukların denetimlere de hayırlı iftarlar içerisine kayıt edilir. Aynı yönetmeliğin hükümleri içerisinde belli hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması güvenlik tedbirine yerine getirilmesi ile ilgili olan hükümler de hakkında belli hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması güvenlik tedbiri kararı verilmiş olan hükümlü on gün içerisinde Şube müdürlüğü ya da büroya başvurması hususunda bildirimin yapılması gerektiğinden bahsedilmiştir. Hükümlü konumunda yer alan kişinin haklı ve geçerli ve gerektiğinde belgelendirilmesi mümkün olabilecek bir mazereti olmadan Şube müdürlüğü ya da büroya on gün içerisinde başvurmuş olması durumunda güvenlik tedbirine infazı ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir. Hükmün infaz edilmesinden sonra güvenlik tedbirinin sona erme tarihinin yeniden ilgili kurum ve kuruluşa bildirilmesi gerekir. Hükümlerinin süresi içerisinde başvurmuş olması durumunda denetim görevlisi ya da denetleme memuru tarafından denetimin planının hazır edilmiş olması gereklidir. Denetleme memurunun hazırlamış olduğu denetleme planı, denetleme görevlisinin onayı ile uygulama ya konmasına başlanır. Denetleme planın içerisinde güvenlik tedbirinin başlangıç tarihleri ile bitiş tarihlerini belirtiliyor o olması gerekir. Şube müdürlüğü ya da büro tarafından hazırlanmış olan değil mi bu yani hükümet olan kişiye ilgili kurum ve kuruluşları ile kolla bildirimi yapılır. Hükümlü konumunda yer alan kişinin denetleme büro ve Şube müdürlüğü ya da büro tarafından her zaman denetlenir. Güvenlik tedbirinin başlama tarihi cezanın tamamen infaz edildi tarihtir. Aynı yönetmeliğin belli hak ve yetkinin kullanılmasının yasak olmuyor olması güvenlik tedbirinin ihlali ve kaydının kapatılması ile ilgili olan hükümlerin de denetleme planına uyumamış olduğunun ilgili kurum ya da kuruluşlar ile kolluk tarafından bildirilmiş olması veya şube müdürlüğü ya da biri tarafından saptanmış olması durumunda hükümlü denetleme planını uyumaması halinde Şube müdürlüğü ya da bir hoca uyarılır. Yapılmış olan buyur ya rağmen denetimin planını uyulmaması gibi bir durum söz konusu ise kararın içerisinde belirtilmiş olan süre sonuna kadar en fazla ilgili kurum ve kuruluşları ile kolluk tarafından takip edilmesi gerekir. İlgili kurum ve kuruluşlar veya kolluk tarafından Kraliçesini belirtilmiş olan süre sonunda evrak Şube müdürlüğü ya da büroya iade edilmesi gerekir. Şube Müdürlüğü’nün büro tarafından kayıt kapatılması suretiyle evrak mahkemeye iletiler. Bu evrakın mahkeme iletilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığını gönderilmesi gerekir. Güvenlik tedbirinin sona ermesi halinde ilgili kurum ve kuruluşları ile kolla iletilmesi suretiyle Evran iadesi istenir. Böylelikle kayıt kapatılır ve evrakı mahkemeye iletilmek için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Aynı yönetmelik hükümleri içerisinde meslek ya da sanatın icrasının yasaklanması ya da sürücü belgesinin geri alınması güvenlik tedbiri ile ilgili hususlarda mesleki ya da sanatın icrasının yasaklanıyor olması veya sürücü belgesinin geri alınması güvenlik tedbiri ve 5237 sayılı Türk ceza kanunun ilgili hükümlerinde belli bir meslek ya da sanatın ya da trafik düzeninin gerektirmiş olduğu dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmek sebebiyle işlenen taksirli bir suçtan mahkûmiyet durumunda üç aydan az üç yıldan az olmamak üzere bu meslek ya da satın sırasında yasaklanması veya sürücü belgesinin geri alınması suretiyle yerine getirilmesi olarak ifade edilir. Yasaklama ya da geri alma hükmün kesinleşmesi ile yürürlüğe girme durumu söz konusu olur. Bununla birlikte süre cezanın tümüyle infaz edilmesinden itibaren işlemeye başlar. Aynı yönetmelik hükümleri içerisinde meslek yedi sınıfın hücresini yasaklanması veya sürücü belgesinin geri alınması güvenlik tedbirinin kayıt işlemleri ile ilgili olan hükümlerinde mahkeme tarafından ilhamı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerektiği ifade edilir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilan mı denetimi serbestlik genel defterine kaydedilmesinden sonra Şube müdürlüğü ya da bir iletilmesi gereken. Şube müdürlüğü de büro tarafından yetişkinler için verilmiş olan kararlar denetimi serbestlik defterine çocuklar için verin şu an kararlar çocukların denizcim ilişkin defteri kaydedilmesi gerekir. Aynı resmiyete kimler içerisinde mevcut olan meslek ya da sen sırasını yasaklanması ya da sürücü belgesinin geri alınması güvenlik çözümünün yerine getirilmesi ile ilgili olan hükümler de mesleki de sanatın icrasının yasaklanması güvenlik tedbiri belirli usul ve esaslar kapsamında yerine getirilir.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile ilgili infaz durumuna yer verilmiştir. Hak yoksunlukları hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmıştır. İnfazını tamamlanması ile herhangi bir yargı kararının olmasına gerek kalmaksızın bahsetmiş olduğumuz hak yoksunluklarının kendiliğinden kalkacağı kabul görmüştür. Öyle ki yoksunluğuna karar verin şu an haklarını ayrı bir şekilde yargı kararı ile iade edilmesini söz konusu olmasında bahsetmemiz mümkün değildir. Bunun yanı sıra 5352 sayılı adres sicil kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan 13. maddenin a bendi içerisinde yer bulmuş olan düzenleme 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinin beşinci ve altıncı fıkrası içerisinde yer bulmuş olan hükümler ile 53. maddenin birinci fıkrasının c bendindeki hak yoksunluğu ile ilgili genel kurala istisna teşkil etmektedir. Madde hükümleri içerisinde bahsedilmiş olan hak yoksunluklarının başlama süresi ile ilgili olarak açık bir düzenlemenin mevcut yüzünden bahsetmemiz mümkün değildir. Bunun yanı sıra sınıf konumunda yer alan kişinin yoksun bırakılmış olduğu hakları hangi zamana kadar kullanması mümkün olacağı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bahsedilmiş olan süre hapis cezasının infazının tamamlanması iledir. Kişinin işlemiş olduğu suçtan dolayı mahkûm olmasının neticesinde kendisine hüküm olunmuş hapis cezasının infazı tamamlanana kadar bu hakları kullanması mümkün değildir. 5275 sayılı kanun hükümleri içerisinde ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usul ve esasları düzenleme amacını taşıdığına yer verilmiştir. Hapis cezaları ve güvenlik tedbirlerinin infazın içerisinde gözetilmesi gereken ilkelere dair başlık içerisinde 53. maddenin infazına dördüncü madde hükmünde ise mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiş olmadıkça infazın olunamayacağını yer verilmiştir. Bunun yanı sıra güvenlik tedbirlerinin infazına dair düzenlemeye yer verilmemiştir. Kanun hükümlerindeki güvenlik tedbirlerinin infazının başlangıcına dair bir boşluğun söz konusu olduğundan bahsetmemiz mümkündür. Bu başlık Tüzüğün 57. ve diğer madde hükümleri ile dondurulmaya çalışılmıştır.

Tüzüğün bu maddelerine göre 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde sayılan hak yoksunluklarını infazına, mahkûm yetinin kanuni sonucu olarak hapis cezasının fiilen infazına başlama tarihi ile beraber başlanması gerekecektir. Öyle ki fiilen hapis cezasının infazına başlamadan kanunda sayılan hak yoksunluklarının en fazla söz konusu olmayacaktır. Hak yoksunluğu ne zaman soruşturmaya başlayacağını hak kayıplarını ortaya çıkarması ve infaz içerisinde tereddüt oluşmaması bakımından infaz kanunu hükümleri içerisinde açık bir şekilde düzenlemenin söz konusu olması lehe olacaktır. Tüzük içerisindeki hükümlere göre kesinleşmiş mahkûmiyet kararının ve söz konusu olmasına rağmen fiilen en fazla başlamadan hak yoksunlukları da en fazla edilemeyeceği için hükümlü konumunda yer alan kişinin filan hapis cezası infazının başlamasına kadar kanlı günlerde mecnun hak ve yetkileri konulabilmesi mümkün olacaktır. Anayasamız içerisinde yer bulmuş olan milletvekili seçilme ve yeterliliği ile ilgili hükümler de kamu hizmetinden yasaklıların milletvekili seçilemeyeceği düzenlenmiştir. 2008 39 sayılı milletvekili Seçimi kanunu hükümleri içerisinde de aynı hükmün tekrarlandığından bahsetmemiz mümkündür. Tüzün 57. maddesi hükümleri içerisinde anılmış olan kanunlarda seçilme hakkı yönünden bir ihlalin olduğunu söylenebilir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde belli haklardan yoksun bırakılmanın düzenleniyor olmasının nedeni hak yoksunluğunun hapis cezasının kanuni sonucu olması ve bu hakların infazını tamamlanmasına kadar kullanılmaması söz konusu olduğundan tüzükte yer alan ifadenin maddeye ve diğer kanunu kimlerindeki düzenlemelere uygun olmadığı söylenebilir. Hükümlerde hak yoksunlukları hükmün kesinleşmesi başladığı günden itibaren hüküm ve sonuç doğurmayacağı fiilen infaz şartı aranmayacağı Yer almaktadır. İnfazının tamamlanıyor olması 2575 sayılı yasa hükümlerine göre koşullu salı verilmeden başlayan denetim süresinin iyi hali bir şekilde geçirilmesi ile mümkün olur. Hak ederek salı verilme ile denetim süresi bitmiş olur. Öyle ki cezanın infaz 20 sayılından bahsetmek mümkündür. Ertelenmiş cezalar içerisinde denetim süresinin yükümlülükleri uygun bir şekilde hala olarak geçirilmesi ile cezanın infaz edileceğini sayılması hükümler de düzenlenmiştir. Hak yoksunluklarının başlıyor olması ile kalın hükümleri içerisinde ikili sürü kabul edilmiş olduğunu söylemek mümkündür. Hak yoksunlukları kanun geriye süreli konumdadır. Süresiz hak yoksunluğunun mevcut olduğundan bahsetmemiz mümkün değildir. Bundan kaynaklı olarak filan hapis cezasının infaz ile başlayacak olan süre ceza zamanaşımına kadar devam eder. En fazla filan başını yorulması hak yoksunlukları bakımından ceza zamanaşımı süresini keser nitelikte olacak ve bu durumdan sonra süreyle olan hak yoksunluğunun kanun hükümleri ile veya hâkim tarafından belirlenen süre içerisinde başlayacaktır.

Kasten İşlenen Suçlarda Hak Yoksunluğu Ne Zaman Başlar?

Kasten işlenen suçlar da hak yoksunluğunun başlangıç tarihi ile ilgili olan açıklamaları üç gruba ayırarak açıklamak mümkündür. Öyle ki kasten işlenen suçlar da hak yoksunluğu ertelenmemiş hapis cezası, ertelenmiş kısa süreli olmayan hapis cezası ve adli para cezası ile ilgili hususlara değinebiliriz.

İlk olarak kasten işlenen suçlar da hak yoksunluğunun başlangıcı ile ilgili olarak ertelenmemiş hapis cezasındaki hususları değinebiliriz. Mahkeme kararının kesinleşmeden infaz edilmesi gibi bir durum söz konusu olmaz. Mahkeme kararının İnfaz edilebilmesi için kesinleşmesi gerekir. Bundan kaynaklı olarak hak yoksunluğu sadece hükmün kesinleşmesinden itibaren ve fiilen hapis cezasının infazı ile başlar. Kanun hükümlerinde hapis cezasının infazını tamamlanması ile hak yoksunluğunun yeni bir mahkeme kararına gerek olmadan kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Hapis cezasının infaz edilmesi 5275 sayılı kanunun hükümlerine göre koşullu salıvermeden sonra başlayan denetim süresinin iyi halli bir nitelikte geçirilmesi ile tamamlanır. Öyle ki kurularak hak yoksunluğu hapis cezasını filan infaz edilmesinde başlanmış oldu tarihte başlar. Hapis cezasının infaz edilmiş sayılması ne kadar devam edeceği söylenebilir. Kanun hükümlerinde düzenlenmiş olan velayet hakkı vesayete de kayınla aynı hizmette bulunma yetkisi hapis cezasının İnfaz edilmesinin tamamlanmasına kadar kısıtlamaya tabi olamaz. Bahsedilmiş olan hak yoksunluğu koşullu salı verilme süresi ile sınırlandırılmıştır. Kanunu kimlerin de birinci fıkrasını sen şu an hak ve yetkilerini kötüye kullanması ile suç işlenmesi durumunda hâkimin takdir edeceği süre infazını tamamlanmış olmasından sonra meydana gelir. Hapis cezasının tamamlanmasından daha sonra yoksunlar devam edilecek hak kanuni günlerinde yazılı hakların tamam mı değildir. Hüküm de zorunlu olarak belirtilmesi gereken bu sebeple infaz da kendiliğinden dikkate alınması mümkün olmayan kötüye kullanan haktır. Hüküm içerisinde hangi hakların kötüye kullanıldığının açık bir şekilde yazılması suretiyle yalnızca bu hakkı hapis cezasının infazından sonra da devam etmesinin gereklilik arz ettiğini söylemek mümkündür. Madde hükümleri içerisinde mesleki ya da sanatı icrasının yasaklanması sürücü belgesinin alınması 5402 sayılı denetimli serbestlik mi yardım merkezleri ile koruma kurumları kanunu hükümleri içerisinde ve denetimli serbestlik ve yardım merkezleri ile koruma kuralları Yönetmeliği içerisinde cezanın infazından sonra yerine getirilmesi gerekli olan bir tedbir olarak yer almıştır. Bundan kaynaklı olarak yasaklama süresi cezanın infazı ile başlar. Tedbirden yerine getirilmiş olması ile de yasaklama süresi sona erer.

Kasten işlenen suçlar da hak yoksunluğunun başlangıç tarihi ile ilgili olarak ertelenmemiş hapis cezası ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum ertelenmiş kısa süreli olmayan hapis cezası ile ilgili olan durumlardır. 5271 sayılı kanun hükümleri içerisinde tüzükte ve 5402 sayılı kanun hükümleri içerisinde kısa süreli olmayan hapis cezasının ertelenmesi durumunda belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olarak düzenlenmiş olan hak yoksunluklarının erteleme kapsam içerisinde olmadığının nasıl infaz edileceğine yer verilmemiştir. Hapis cezasının ertelenmesi durumunda kesinleşmiş hükmün Cumhuriyet Başsavcılığına ulaşması, Cumhuriyet Başsavcılığı Tarafından alınması gereken ilamın infaz defterine kaydedilmesi ile hak yoksunluklarını infazının başlayacağını söylemek mümkündür. Ertelenmiş hapis cezasını denetim süresi içerisinde belirlenmiş ise yükümlülükleri uyumuş olması kısıtlı suç işlenmemesi veya iyi hale geçilmesi gibi bir durumun söz konusu olması halinde cezanın infaz edilmiş olması sayılacaktır. Bunun haricinde hâkim cezanın kısmen ya da tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verir. Ceza infaz edilmediği durumda hak yoksunluklarının bitiş süresi kısmen ya da tamamen infazına karar verilmiş olan ceza İle birlikte değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Ertelenmiş hapis cezasının kısa süreli olması durumunda hak yoksunluğuna karar verilmesinin mümkün olamayacağı kısa süreli olmayan hapis cezasının ertelenmesi durumunda belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlardan bazı hükümlerin uygulanamayacağı ve bu hükümlerdeki hak yoksunluğu için hâkimin takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek mümkündür.

Adli Para Cezalarında Hak Yoksunlukları Uygulanır Mı?

Kan mı günlerindeki düzenlemeler ile adli para cezasına hükme olması ya da bir cezasının adli para cezasına çevrilmesi devamında ödenmemiş onun adli para cezasının hapis cezası olarak infaz edilmesi durumunda hak yoksunluğu uygulama bulması gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Hak ve yetkilerini kötüye kullanılması yoluyla işlenen suçun yalnızca gün adli para cezasına hükme bulunmuş ise hükümde belirtilmiş olan gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hafta ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına daha iyi bir kararın ortaya çıktığından bahsedebiliriz. Hak ve yetkilerini kötüye kullanılması yoluyla işlenen suç için yalnızca gün adli para cezasını uygulanması durumunda kötüye kullanan hak ve yetkilerden mahrum yet süresinin başlangıç tarihi ile ilgili olarak açık bir hükmün mevcudiyeti söz konusu değildir. Kötüye kullanan hak ve yetkiden mahrumiyetin hükmün kesinleşmesi ile başlayacağına dair görüşler söz konusudur. Hapis cezası için fiilen infaza başlama ya dair hususlar tüzük içerisinde yer almıştır. Hüküm içerisinde belirlenmiş gün sayısı para cezasının tamamen infaz edilmesinden sonra işlemeye devam eder. Madde hükümleri içerisinde hükmün kesinleşmesi ile icraya konan yasaklama ile ilgili süre adli para cezasının tamamıyla infaz edilmesinden itibaren başlayacağına dair hükmün amacı anlatmaya yeterli olmadığından genişletici bir yoruma bakmak daha doğru olur. İlgili hükmün söz konusu olmasının nedeni belirli hak ve yetkileri kötüye kullanarak suç işlemiş olan kişilerin ilgili hak ve yetkilerden diğer suçları işleyen kişilere göre daha uzun süre mahrum edilmesinin gereklidir. Yoksun kalmış olan haklı yetkinin başlangıç süresi adli para cezasının tamam mı en fazla edilmesinden sonraya bırakılmış ise adli para cezasının taksitlendirilmesi ve taksitlendirme süresinin uzun bir süre olması durumunda hükmün kesinleşmesi devamında taksinin tamamen ödenmesi arasındaki zaman içerisinde suça neden olan hak ve yetkinin kullanımı sınırlanmamış olacaktır. Böyle bir halde mahkeme belirli bir hak ya da yetkinin kullanımından yoksunluk kararını kılmış olsa dahi uzun süren taksit aralığında bu hak ve yetkinin kullanımı devam edecek ve taksit en sona ermesi halinde hak ve yetki yoksunluğu devreye girer.

Taksirli Suçlarda Belli Haklardan Yoksun Bırakılma Hükmü Uygulanır Mı?

5237 sene Türk ceza kanunun 53. maddesi içerisinde belli haklardan yoksun bırakılma ile ilgili olan hususlara değinilmiştir. Bu hususların yer aldığı 53. maddenin ilk beş fıkrası içerisinde kasıtlı suçlar ile ilgili olan hususlar düzenlenmiştir. 53. maddenin altıncı fıkrası içerisinde ise taksirli suç lira yer verilmiştir. Bu yüzden yalnızca mahkûmiyet şartı aranmış ve meslek ve sanat icrasının yasaklanması sürücü belgesinin geri alınması süreleri ise farklı olarak düzenlenmiştir. Kanun hükmünün altıncı fıkrası içerisinde belli bir meslek ya da sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eder bir şekilde işlenmiş taksirli suçlar mahkûmiyet durumundan bahsedilmiştir. Bu meslek misin sonrasının yasaklanması veya sürücü belgesinin geri alınmasına dair hüküm kullanılabileceğini göstermektedir. Mahkûmiyet kararının hapis, adli para veya seçenek yaptırım olmasının önemli olmamasının yanı sıra sanığın çocuk olup olmamasının da sonuca bir etkisinin olduğundan bahsetmemiz mümkün değildir. Madde hükümleri içerisinde yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesi ile yürürlüğe girer ve süre cezanın tamamı ile infaz edilmesinden itibaren başlar denmiştir. Hükmün kesinleşmiş olması ile birlikte yasaklama ve geri alma kararının yürürlüğe gireceği için en fazla başlanması gerektiği ve infazını tamamlanmasından sonra hükmün gösterilmiş olan süreye kadar devam edeceği bundan kaynaklı olarak meslek ya da sanatın icrasının yasaklanması veya sürücü belgesinin geri alınmasına dair kararın infazı tamamlanacağına dair yorumların mevcudiyeti söz konusudur. Ceza İnfaz kurumları Yönetimi İle ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında Tüzüğün ilgili hükümleri ve 5402 sayılı kanun hükümleri tarafından hazırlanmış olan yönetmeliğin ilgili hükümlerinde mevcut olan düzenlemenin içeriği bu yoruma paralel niteliktedir. Cüzün hükümlerinde kesinleşen ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınması belirli bir meslek ve satın yapılmasının yasaklanması yaptırımını içermiş olan ilam Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesi gerekir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilhamın denetimli serbestlik ve yardım merkezi Şube müdürlüğü veya bürosuna gönderilmesini gerektiği söz konusu dur. İlgili birim tarafından yapılmış olan tebligatı on gün içerisinde hükümlü tarafından kararın infazı için başvurulması talep edilir. Başvurma gibi bir durumun söz konusu olması halinde yükümlüğü belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanma cezasının infaz şekli iletilir. Hükümlü konumunda yer alan kişinin haklı geçerli mi belgelendirilmesi mümkün olabilecek bir mazereti olmadan on gün içerisinde gelmemesi ve 30 gün içerisinde seçenek yaptırımın en fazla başlamıyor olması durumunda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahkemeye bildirilir. Böyle bir halde mahkeme tarafından verilmiş olan kararda üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak şartıyla yasaklanmanın söz konusu olmasına karar verilmiş olan meslek ve nasıl icrası ile geri alınmasına karar verilmiş olan sürücü belgesinin geri alınma süresi mahkeme kararı içerisinde belirtilmiş olan süreyi aşacak nitelikte infaz edilir. Öyle ki taksirli suçlardan verilmiş olan hapis cezasının paraya çevrilip taksitlendirilmiş olması durumunun söz konusu olması halinde meslek mi satın icra edilmesini yasaklanması veya sürücü belgesinin geri alınması kararının infaz süresi taksitlerini tamamlanmasından sonra başlar. Bahsedilmiş olan haklardan yoksunluk hali mahkeme kararında belirtilmiş olan süreyi çok aşmış olur.

Belli Haklardan Yoksun Bırakılma Hallerinin Söz Konusu Olması Halinde Bu Yasaklı Hakların Geri Verilmesi Mümkün Müdür?

Belli haklardan yoksun bırakılma 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde içerisinde düzenlenmiş olan hak yoksunluklarının süresiz olduğundan bahsedemeyiz. Bu hak yoksunlukları hapis cezasının infaz edildiği süreyle sınırlanmıştır. Bu durum 5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. maddesinin ikinci fıkrası içerisinde kişinin işlemiş olduğu suç neticesinde mahkûm olduğu hapis cezasının infazını tamamlanmasına kadar ki sürede bu haklarını kullanamayacağı belirtilmiştir. Böylece kişinin hangi süreler içerisinde haklarını kullanamayacağını görmemiz mümkündür. Bununla birlikte cezanın infaz edilmesi kişinin işlemiş olduğu suçtan dolayı etkin pişmanlık duyuyor olmasını ve tekrardan toplum içerisinde yer almasının mümkün olmasını sağlamak amacı güdülmesinden dolayı kendisine hüküm olunan cezayı çekmiş olan kişinin İşlediği suçla kaybetmiş olduğu toplumsal güveni tekrardan kazanmış olduğundan bahsetmek mümkündür. Bu açıdan 5237 sayılı Türk ceza kanununun yaptırım sistemi içerisinde belli bir suçu işlemesinden dolayı cezaya mahkûm edilmiş olan kişinin mahkûmiyetinin kanunu bir neticesi olarak yaşamının sonuna kadar sürecek bir hak yoksunluğunu mevcut olmadığını söyleyebiliriz. Öyle ki 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde hak yoksunlukları mahkûmiyetin kesinleşmesi ile başlayıp hapis cezasının infaz edilmesinin tamamlanmasına kadar sürecektir. Bu durumda cezanın infaz edilmesinin tamamlanmasından sonra İlgili hak yoksunlukları başka bir işleme gerek duymaksızın kendiliğinden ortadan kalkar. Bundan kaynaklı olarak süresiz yasak ve hak yoksunluklarının ortadan kaldırılmasını mümkün kılan bir kurum olan yasaklanmış hakların geri verilmesi 5237 sayılı Türk ceza kanunu içerisinde değildir. 5352 sayılı adres sicil kanunun geçici ikinci maddesi içerisinde diğer kanın yükümlerindeki kısıtlı bir suç neticesinde belirli süreli hapis cezasına ya da belli suçlardan kaynaklı olarak bir cezaya mahkûm edilmiş olan kişilerin belli hakları kullanmaktan süresiz bir şekilde yoksun bırakılıyor olmasına dair hükümler saklıdır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri dışında yaralan çeşitli hükümler de süresiz hak yoksunluğunu meydana getiren hükümlerin mevcudiyetinin söz konusu olmasına rağmen yasaklanmış hakların geri verilmesine İmkân verilmiyor olması boğaza durumları meydana getireceğinden bu durumların çözümü İçin 5237 sayılı Türk ceza kanunu haricindeki diğer kanun hükümlerinde kasıtlı bir suçtan kaynaklı olarak belirli süreyle hapis cezasına ya da belli bir suçtan kaynaklı olarak bir cezaya mahkûm edilmiş olan kişilerin süresiz olarak kullanıyor olmaktan yasaklanmış oldukları hakları kullanmalarını mümkün onu bilmelerine imkân sağlayan bir düzenlemeye ihtiyaç olmuştur. Bundan dolayı 5560 sayılı çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun ile 5352 sayılı adli sicil kanununun hükümleri içerisinde yasaklanmış hakların Geri verilmesi ile ilgili olan hususlara yer verilmiştir. Öyle ki yasaklanmış hakların geri verilmesini mümkün olması ceza mahkûmiyetinden meydana gelen hak yoksunluklarının Geri alınarak kişiye işlemiş olduğu suçun neticesinde bulunmuş olduğu durumdan kurtulma imkânı sağlamaktadır.

5237 sayılı Türk ceza kanununun 53. madde hükmünde düzenlenmiş olan belli haklardan yoksun kalmanın geri verilmesinin mümkün olmasını sağlayan hükümlerin mevcut olduğundan bahsettik. Bu yasaklanmış hakların geri verilmesinin bazı koşulları vardır. Bu koşulların neler olduğundan bahsetmemiz mümkündür. Yasaklanmış hakların geri verilmesinin mümkün olabilmesi 5352 sayılı adresi ile kanunun içerisinde yer alan düzenlemenin mevcudiyetine sağlanmıştır. Bu hükme göre ceza kanunu hükümlerinde yer bulmuş olan bir suç nedeniyle belli bir cezaya mahkûmiyete bağlanmasının neticesi olarak hak yoksunluklarının giderilmesi ne mümkün olması yasaklanmış hakların geri verilmesi ile sağlanır. 5352 sayılı adli sicil kanunu hükümlerine göre kişinin mahkûm edildiği cezanın infazı tamamlanmış ise bu tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması, hayatını iyi halle olarak sürdürdüğü konusunda mahkeme tarafından bir kanaatim oluşması yoksun bırakılan hakların geri verilmesinin şartlarını oluşturur. Öyle ki hürriyeti bağlayıcı bir ceza işleyen kişinin mahkûm yetinin infazını tamamlanmış olmasının gereklilik arz ettiğinden bahsedebiliriz. Bu mahkûm yetinin fazlının tamamlanmasından itibaren ise üç yıllık müşterinin geçmesi gerekmektedir. Bu üç yıllık sürenin geçmesinden yanı sıra kişinin bu süre içerisinde herhangi bir yeni suçu İşlememiş olması gerekir. Bu üç durumun bir arada bulunması gerektiğinden bahsedebiliriz. İlk olarak kişinin mahkûm edildiği cezanın infazının tamamlanması ikinci olarak bu infazını tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması üçüncü olarak ise kişinin bu süre içerisinde yeni bir suç işlememiş olması gereklidir. Bu kişinin hayatı ne iyi bir şekilde sürdürdüğü konusunda mahkemede bir kanaat uyandırmasının gerekmesi de önem arz eder. Mahkûm olunan cezanın infaz edilmesine genel af ya da etkin pişmanlık haricinde farklı bir hukuki sebep ile son verilmiş olması durumunda yasaklanmış hakların geri verilmesinin mümkün olabilmesi için bu hükmün kesinleşmiş oldu tarihten itibaren beş yıllık bir sürenin geçmiş olması gereklidir. Bu süre ilgili kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden daha az bir şekilde ifade edilemez.

5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesinde yer verilmiş olan veli haklardan yoksun bırakılmanın Geri verilmesini bazı şartlara tabi olduğundan bahsettik. Bu şartların sağlanması ile yoksun bırakılmış hakların kişilere geri verilmesi gibi bir durum söz konusu olabilmektedir. Yasaklanmış hakların geri verilmesi içerisinde yetkili mahkeme ile karara karşı kanun yoluna mümkün olup olmadığı ile ilgili hususlardan bahsetmemiz mümkündür. Yasaklanmış hakların geri verilmesini mümkün olabilmesi için hükümlerinin ya da Bu hükümlünün vekilinin isteği üzerine hükmü vermiş olan mahkemenin ya da hükümlerin ikametgâhının yer aldığı yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gereklilik teşkil eder. Mahkemenin bu konudaki kararın dosya üzerinde inceleme yapmak suretiyle veya Cumhuriyet Savcısını ve hükümlüyü dinlemesi ile verir. Yasaklanmış hakların geri verilmesini mümkün olabilmesi için gerçekleştirilen talep üzerine mahkeme tarafından verilmiş olan karara karşı kanun yoluna başvurulması mümkündür. Öyle ki kişiler verin şu an karara karşı kanun yoluna girebilirler.

Yasaklanmış hakların geri verilmesi ile ilgili olarak bu kararın adli sicile kaydedilmesi ile ilgili hususlara değinebiliriz. Yasaklanmış hakların geri verilmesine dair verilmiş olan karar kesinleşmiş ise adres değil arşivine kaydı yapılır. Bununla birlikte yasaklanmış hakların geri verilmesine dair bir başvuru söz konusu olmuş ise bundan kaynaklı olarak meydana gelen masrafların hükümlü tarafından karşılanması gerekir.

Ceza avukatı İdil Su Aydın’dan tüm haklarınızın savunulması ve ceza davalarınızın savunması için destek ve hukuki danışmanlık alabilirsiniz. Bunun için İdil Su Aydın Avukatlık Bürosu’na ulaşıp bilgi almanız yeterlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir