Zimmet Suçu (TCK 247)

Zimmet Suçu (TCK 247)

Zimmet suçu 5237 sayılı Türk ceza kanununun millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler başlıklı dördüncü kısmının kamu idaresinin güvenilirliğine işleyişine karşı suçlar başlıklı birinci bölümünün 247. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde hükümlerine göre görevi sebebiyle Zilyetlik kendisine verilmiş olan ya da koruma ve gözetimi ile sorumlu olduğu mali kendisinin ya da bir başkasının zimmetine geçirmiş olan kamu görevlisi beş yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gerekir. Suçun zimmetin ortaya çıkmamasını sağlamaya dair hileli davranışlar ile işlenmesi durumunda verilecek olan cezanın yarı oranında artırılması gerekir. Kanun hükümlerinde düzenleme bulmuş olan zimmet suçunda malın geçici bir süre kullanılmasından sonra geri verilmek üzere işlenmiş olması durumunda verilecek olan cezanın yarı oranına kadar indirilmesi söz konusudur.

5237 sayılı Türk ceza kanunu 247. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçunun işlenmesi ile birlikte bu suç ile ilgili olarak etkin pişmanlık hali de düzenlenmiştir. Öyle ki soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilmiş olan malın aynı şekilde geri verilmesi ya da mevcut uğranılmış olan zararın tamamıyla giderilmesi durumunda verilecek olan cezanın üçte ikisini indirilmesi gerekli olmaktadır. Kovuşturmanın başlamasından daha önce gönüllü bir şekilde zimmete geçirilmiş olan malın aynı bir şekilde geri verilmesi ya da uğranılmış olan zararın tamamı ile giderilmesi durumunda verilecek olan cezanın yarısının indirilmesi gerekli olmaktadır. Etkin pişmanlığın hükümden daha önce meydana gelmiş olması durumunda verilecek olan cezanın üçte biri indirilir.

Zimmet suçu ile ilgili olarak kanun hükümlerinde daha az cezayı gerektiren haller de düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre zimmet suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olmasından kaynaklı olarak verecek olan ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.

Zimmet Suçu Nedir?

Hukukumuzda farklı kanunlar içerisinde zimmet suçlarına yer verilmiştir. Öyle ki aynı suçun birden fazla kan Dökümleri içerisinde düzenleniyor olması zimmet suçu ile kurulan hukuki değerin veya zimmet suçu ile kurulan hukuki değerlerin toplum içerisinde önemli bir yerinin oldu veya bu suçun uygulama alanının geniş bir kapsama dâhil oldu sonucunu karşımıza çıkarmaktadır. Bununla birlikte suç ve cezayı dair düzenlemelerin yapılmasında israfa kaçılmış oldu temel ceza kanunu hükümlerinde çeşitli olasılıkların mevcut oldu kapsayıcı bir zimmet suçunun düzenlenmesi ile yetinilmesinin daha doğru sonuçlar verdiğini ileri sürülmektedir.

Zimmet suçunun birden fazla kanlı günler içerisinde yer verildiğinden bahsettik. Burada ilk olarak bahsetmemiz gereken kanun 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleridir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde zimmet suçu düzenlenmiştir. Bu Kanun hükümleri içerisinde zimmet suçu ile ilgili olan düzenlemeler 247,248 ve 249. maddeleri içerisinde yer bulmaktadır. Burada ilk olarak 5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesinin içerisinde yaralan düzenlemelerden bahsetmemiz mümkündür. Zimmet suçu düzenleyen 247. maddeye göre görevinden kaynaklı olarak Zilyetlik kendisine devredilmiş olan ya da koruma ve gözetim ile yükümlü olduğum mali kendisinin ya da bir başkasının zimmetine geçirmiş olan kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin beş yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gerekli olmaktadır. Suçun zimmet suçun işlendiğinin ortaya çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlar ile işlenmesi durumunda verecek olan ceza yarı oranında artırılmasıdır. Zimmet suçunun malın geçici bir süre kullanılmasından sonra geri verilmek üzere işlenmiş olması halinin mevcut olması durumunda verecek olan ceza yer oranına kadar indirilebilmektedir. 247. maddenin devamında yer alan 248. madde içerisinde etkin pişmanlık ile ilgili uluslara yer verilmiştir. Soruşturmanın başlamasından önce zimmeti geçirilmiş olan malın geri iade edilmesi ya da uğranılmış olan zararın giderilmesi halinin mevcut olması durumunda suçun faili konumunda yer alan kişiye verilecek olan cezanın Üçte ikisi indirilir. Kovuşturmanın başlamasından daha önce gönüllü bir şekilde zimmete geçirilmiş olan malın aynen geri verilmesi ya da oranın olmuş olan zararın tamamı ile tazmin edilmesi durumunda söz konusu olması halinde verilecek olan cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığı hükümden daha önce gerçekleşmiş olması durumunu söz konusu olması halinde verilecek olan cezanın üçte biri indirilmektedir.

247. madde içerisinde yer bulmuş şu an zimmet suçunun devamı maddelerinde etkin pişmanlık ve daha az cezayı gerektiren halin düzenlendiğinden bahsetmiştik. 248. maddede etkin pişmanlık halini düzenlendiğinden ve bununla ilgili nelerin yer aldığından bahsettik. Burada zimmet suçu ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durum 249. maddedir. 249. maddede daha az cezayı gerektiren hal düzenlenmiştir. Zimmet suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olmasından kaynaklı olarak verecek olan ceza üçte birinden yarıya kadar indirilmektedir.

Zimmet Suçunda Korunan Hukuki Değer Nedir?

Zimmet suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulan millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler başlıklı dördüncü kısmın kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar başlıklı birinci bölümü içerisinde yer almıştır. Zimmet suçu ile korunan ve koku değer açısından doktorun içerisinde bir görüş Birliği’nin mevcudiyeti söz konusu değildir. Mevcut olan bir görüş içerisinde amaç kamu görevlisi konumunda yer alan kişilere karşı duyulan güvenin korunmasıdır. Kamu görevlisi konumunda yer alan kişiler kamu otoritesine ait olan İktidar veya yetkiyi kullanmaktadırlar. Bundan kaynaklı olarak kamu hukuku yükümlülüğü içerisinde bulunmaktadırlar. Zimmet suçu kamu görevlisi konumunda yer alan kişilerin devlete karşı sahip oldukları sadakat yükümlülüklerini uygun hareket etmeleri amacıyla getirilmiş bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu görevlisi konumunda yer alan kişi tarafından işlenmiş olan güveni kötüye kullanma suçu niteliği taşımaktadır. Söz konusu durumda kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin devlete karşı sadakatsiz davranışı ve bireylerin kamu görevlilerine karşı güvenliğinin zarar görmesine sebep olma eylemi yaptırım ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Farklı bir görüş içerisinde zimmet suçunun amacının devletin mani faydalarının korumak olduğuna yer verilmiştir. Kamu kuruluşunun eylemlerini sürdürebilmesi ona ayrılan kaynakları uygun bir şekilde kullanılıyor olmasına bağlı bir nitelik taşımaktadır. Ancak bu durumda suç devletin mallarını idare ile mükellef bulunmayan kişiler mal ve paraya zilyet olmayan kişiler tarafından işlenmesi mümkün olabilecek devlete ait bir malın alınması halinde söz konusu olması durumunda zimmet suçu kapsam içerisinde yer alacağı söylenebilecektir. Öyle ki zimmet suçu hem devletin mali faydalarını korumak hem de kamu görevlisi konumunda yer alan kişilerin devleti olan sadakatini ve onlara karşı duyulan güven duygusunu korumak amaçlı söz konusu olmaktadır. Çünkü zimmet suçunun meydana getirilmesi halinde devlet maddi zarara uğramaktadır. Bununla birlikte halk gözünde devletin kurumlarına ve bu kurum içerisinde çalışan kişilere karşı güven azalmakta ve bir itibar kaybının mevcudiyeti söz konusu olmaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinin gerekçesi içerisinde kamu görevlisi bu görevi ile zilyetliği kendisinde olan ya da koruma ve gözetim ile yükümlü olduğu mallar üzerinde ancak görevinin gerektirmiş olduğu halde tasarruf da bulunabilme hakkına sahiptir. Madde hükmü içerisinde kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin bu malları üzerinde görevinin gerekleri ile ilişkisi olmayan bir surette tasarrufta bulunmasa bu malları kendisinin ya da bir başkasının zimmetine geçilmesi suç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Zimmet Suçunda Maddi Unsurlar Nelerdir?

Zimmet suçunda maddi unsurlar ile ilgili olarak fiil, fail, mağdur, suçun konusu ile ilgili olan hususlardan bahsetmemiz mümkündür. Burada ilk olarak maddi unsurlardan fiil ile ilgili olan durumlardan bahsedebiliriz. Suçun meydana gelmesinin mümkün olabilmesi için suçun konusu olan malın kamu görevlisi konumunda yer alan kişi tarafından kendisinin ya da bir başkasının zimmetine geçilmesi gerekli olmaktadır. Zimmete geçirme madde gerekçesi içerisinde suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarruf da bulunmayı ifade etmektedir. Bu durum suçun faili konumunda yer alan kişinin o şeyi zilyetliğinin haklı kılan sıfatı ile bağdaşmayacak bir şekilde ve tahsis olunan amaç haricinde kullanılması ile meydana gelecektir. Mal varlığına geçirme, satma, şahsi borca mahsup, şahsi bir iş için rehin bırakma veya borç verme gibi hareketler ile zimmete geçirme durumunuz söz konusu olmasından bahsetmemiz mümkündür. Zimmet suçu icra iyi veya ihmali bir hareketle gerçekleşmesi mümkün olan bir suç niteliği taşımaktadır. Öyle ki kamu görevlisi konumunda yer alan kişiden teminat alınmış olması zimmet suçunun meydana gelmesine engel teşkil etmeyecektir. Böyle bir durumda devlet idaresine karşı duyulan güvenin korundu ve söz konusu olan zararın zimmetin unsuru olmadığı ileri sürülmektedir. Burada ilk olarak şunun söylenmesi gerekir ki zimmet suçu bir tehlike suçu olarak karşımıza çıkmamaktadır. Zimmet suçu bir zarar suçudur. Zimmet suçunun konusunu meydana getiren malın kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin kendisi veya bir başka kişinin zimmetine geçirilmesi bir zarar olarak kabul görmektedir. Bununla birlikte teminatın bırakılmış olmasının suçun meydana gelmesine bir etkisi yoktur. Bunun sebebi suçun konusu ile teminat konusu olan mal farklılığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Belirli nitelikteki bir kamu görevinin yerine getiriliyor olması İçin tahsis edilmiş olan zimmete konu eşyanın suçun faili konumunda yer alan kişi tarafından farklı bir kamu hizmetinin görülmesi bakımından veya kamu kuruluşunun amacına giren bir iş içerisinde ancak tahsis edilmiş olduğu gaye haricinde kullanılması halinde zimmet suçu meydana gelmeyecektir. Böyle bir durumda görevi kötüye kullanma suçundan bahsedilmesi durumundan bahsedebiliriz. Fakat suçun faili konumunda yer alan kişinin bu durumda özel bir faydasının mevcudiyeti halinde zimmet suçunun meydana gelebileceğinin söz konusu olmasından da bahsedilmesi mümkündür. Suçun faili konumunda yer alan kişinin kendi mal varlığına girmeksizin zilyedi bulunduğu para ya da taşınır malın farklı bir kişinin mal varlığına girmesini sağlaması zimmet suçunu meydana getirecektir.

Kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin itibar veya ikna edilmek suretiyle Zilyetlik devri olması halinde söz konusu olan diğer unsurlar eğer var ise icbar veya ikna suretiyle irtikâp suçu meydana gelecektir. Ancak kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin zilyetliği karşı tarafın hatasından yararlanmak suretiyle devralması hususu net bir nitelik taşımamaktadır. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan 250. maddenin üçüncü fıkrası içerisinde hatadan yararlanmak suretiyle irtikâp suçu tanımlama bulmuştur. Hatadan yararlanmak suretiyle irtikâp suçunda kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin zorlayıcı veya kandırıcı bir hareketi söz konusu olmadan suçun mağduru konumunda yer alan kişi kendiliğinden ona fayda sağlamakta kamu görevlisi konumunda yer alan kişi de bu faydanın sağlanmasının gerekmediğini bilmiş olduğu halde bunu geri vermiyor olmaktadır. Buna benzer bir durumda borcunu ödemeye giden kişinin hatalı bir şekilde fazla ödemede bulunmasına rağmen kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin fazladan ödemeyi geri vermeyip bu parayı alması halinde kamu görevlisinin bu eyleminin zimmet mi yoksa hatadan istifade suretiyle irtikâp mı olup olmadığı doktorun içerisinde düzenlenmektedir. Öyle ki doktorun içerisinde kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin karşı tarafın hatası neticesinde Zilyetlik devri almasının hatadan faydalanma suretiyle irtikâp suçunun meydana getirebileceği savunulmaktadır. Farklı bir görüş içerisinde kamu görevlisine bir hata neticesi tevdi gerekmeyen eşya verilmiş ise bir hata söz konusu olsa bile görevinden dolayı Zilyetlik kurulmuş olacağından zimmet suçu meydana gelecektir. Öyle ki burada zimmetten söz edilmesinin mümkün olabilmesi bakımından geçerli bir Zilyetlik devri sonucu zimmete geçirme olması gereklidir. Burada kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin görevinin ifası esnasında diğerinin hatasından faydalanarak kendisine ya da başkasına fayda sağlaması ya da vaatte bulunması yani hatadan yararlanmak suretiyle irtikâp meydana gelecektir.

Zimmet suçunda maddi unsurlar ile ilgili olarak fiilden bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer maddi unsur faili ile ilgilidir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenleme bulmuş olan zimmet özgü bir suç niteliği taşımaktadır. Öyle ki zimmet suçu kamu görevlisi tarafından işlenmesi mümkün olabilen bir suçtur. Zimmet suçunu sadece kamu görevlisi işler. 5237 sayılı Türk ceza kanunu kabul edilmeden önce yürürlükte olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümlerine göre zimmet suçunun faili konumunda yer alan kişi olabilmek için memur sıfatını taşımak gerekli olmaktaydı. Burada memur sıfatını saptanmasında ise yine 765 sayılı eski Türk ceza kanununun 279. maddesi ile ilgili olan hükümler uygulama bulunmaktaydı. Bu madde hükümlerine göre ceza kanunu uygulaması içerisinde kamu vazifesi yapanlar memur sayılmak taydı. Kamu vazifesi yapanlar kapsam dışında kalıyorsa bu durumda doktorun içerisinde tartışmalar ortaya çıkarmak taydı. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu hükümlerine göre bu suçun faili konumunda yer alan kişinin kamu görevlisi olması yeterlilik teşkil etmektedir. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk ceza kanunun altıncı maddesi içerisinde kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin tanımı yapılmıştır. Bu kanun hükümlerine göre kamu görevlisi kamusal faaliyetin yürütülmesine atama ya da seçilme şekli ile veya herhangi bir şekilde sürekli süreli ya da geçici katılan kişi niteliği taşımaktadır. Ancak bazı özel kanun hükümleri içerisinde mevcut olan düzenlemeler de suçun faili konumunda yer alan kişi kamu görevlisi sıfatına sahip olup olmadığı önem teşkil etmeksizin 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde düzenleme bulmuş olan zimmet suçundan sorumlu tutulmasını mümkün olacağı öngörülmektedir. 3670 sayılı milli piyango teşkilatına dair kanun hükümleri içerisinde mevcut olan 12. maddeye göre piyango İdaresi’ne ait malları zimmetine geçiren kişiler 5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. Maddesine tabi olmaktadırlar. 2860 sayılı yardım toplama kanunu günler içerisinde mevcut olan 28. madde içerisinde korunan nitelikte olmasa dahi yardım toplama faaliyeti neticesinde elde edilmiş olan mallara karşı işlenmiş olan suçlardan kaynaklı olarak suçun faili konumunda yer alan kişinin kamu görevlisi gibi cezalandırılmasına mümkün olacağı neticesinde varılmaktadır.

5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçunun da maddi unsurlar ile ilgili olarak fiil, fail ile ilgili olan durumlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer maddi unsur mağdurdur.  Zimmet suçunun mağduru konumunda yer alan kişi ile ilgili olarak mevcut görüşler söz konusudur. Bir görüşe göre suçtan zarar gören devlet olmaktadır. Ancak mağdur yoktur. Farklı bir görüşe göre devlet her suçun ilk olarak Süjesi konumunda yer alarak mağdur niteliği taşımaktadır. Bundan kaynaklı olarak zimmet suçunun mağduru devlet kabul edilmektedir. Farklı bir görüş içerisinde mağdur ancak gerçek kişi niteliği taşımaktadır. Burada kamunun güvenilirliğinin sarsılmasından kaynaklı olarak devlet zarar gören niteliği taşımaktadır. Mağdur toplumu meydana getiren her kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte zimmete geçilmiş olan malın sahibinin Kim olduğu belli olsa bile bu kişi toplumun bir üyesi olarak mağdur konumunda yer almaktadır. Mağdur ve korunan hukuki değer kavramlarından bahsetmek gerekirse buradan yola çıkarak sonuca varılır. Suçun mağduru konumunda yer alan kişi suçun konusunu ait olduğu kişi olarak tanımlama bulmaktadır. Burada suçun konusunu meydana getiren mahkûm ya veya özel kişilere ait bir nitelik taşıyabilir. Ancak koruna mı hukuki fayda yalnızca mali fayda olmadı, suçun ve şimdiki 137 sayılı Türk ceza kanunu içerisinde mevcut olan milleti ve devlete karşı suçlar ve son hükümler kısmının kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar bölümünde yer aldı ya göz önünde bulundurulduğunda mağdur konu olarak kabul edilmesi gereklilik arz etmektedir. Zimmet konusu malın sahibi niteliği taşıyan kişi aynı zamanda kamunun bir parçası olarak mağdur konumunda yer alabilmektedir.

5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesi içerisinde düzenleme bulmuş olan zimmet suçu ile ilgili olarak maddi unsurlardan fiil, faili ve mağdur ile ilgili olan durumlardan bahsettik. Burada bestecisi gereken bir diğer suçun maddi unsuru suçun konusudur. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu kabul edilmeden önce yürürlükte olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümlerinde suçun konusunu para, para yerine geçen evrak ya da senet ya da diğer mallar oluşturmaktaydı. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunun kabulü ile eski kanun gibi örnek vermek yerine mal ibaresi kullanılmıştır. Üzerinde bireysel hâkimiyet kurulması mümkün olabilen ekonomik değer taşıyan kişi dışı cismani varlıklar mal niteliği taşımaktadır. Bu bakımdan para 5237 sayılı Türk ceza kanunun 198. maddesi içerisinde para hükmünde olduğu belirtilmiş olan devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı Bonolar, hisse senetleri, tahliller ve Kuponlar, yetkili merciler tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedahül edilmiş olan senetler ekonomik değer taşıyan elektrik enerjisi, doğalgaz, sular gibi temellükün elverişli doğal güçler idarenin daha sonradan toplu bir şekilde satarak değerlendirmek için hurda alanına atmış olduğu hurda zimmet suçunun konusunu meydana getirebilmektedir. Değersiz kâğıt ve kullanılmış biletin ancak satılıyor olması ile elde edilmiş olan hangilerinin mal edinilmesi zimmet suçunun meydana getirmektedir. Her hâlükârda zimmete geçirilmiş olan şey mal olması gerekli olmaktadır. Öyle ki mezarlık memurunun bir iskeleti satıyor olması halinde zimmet suçu meydana gelmeyecektir. Burada 5237 sayılı Türk ceza kanununun 130 uncu maddesi içerisinde düzenlenmiş olan ikinci fıkrada mevcut olan kişinin hatırasına hakaret suçu gündeme gelir. İnsan mı insanın sunmuş olduğu hizmet eşya olarak karşımıza çıkmadığı için Emre altında bulunan insanlara şahsi hizmetlerinde çalıştırma şekliyle haksız fayda sağlanması gibi diğer unsurların söz konusu olması halinde zimmet suçu karşımıza çıkmayacaktır. Böyle bir durumda görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağından bahsetmemiz mümkün olacaktır. Mal kavramına giren her şeyin zimmet suçunun konusunu meydana getirebileceğini söylememiz mümkündür. Güveni kötüye kullanma suçu içerisinde söz konusu olduğu gibi sadece taşınır malların zimmete geçilmesi mümkün olabileceğinin de ileri sürüldüğünü söyleyebiliriz. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan madde gerekçesine göre taşınır ya da taşınmaz mal zimmet suçunun konusunu oluşturabilir bir nitelik taşımaktadır. Bundan kaynaklı olarak görevi sebebiyle koruma ve denetim yükümlülüğüne sahip olan mali müdürünün hazine arazisine hileli davranışlar sergilemekle kendisi ya da yakınları üzerine tescil ettirmesi, kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin görevinden kaynaklı olarak Zilyetlik kendisine teslim bulunan taşınmaz malı kiraya vermek suretiyle veya ürün yetiştirme de kullanmak suretiyle hiç arar sağlanması zimmet suçunu meydana getirecektir. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu hükümlerinin 247. maddesi içerisinde mevcut olan zimmet suçunun gerekçesinde zimmet konusu değerlerin mutlaka devlete ait olmasını gerekli olduğu belirtilmemiştir. Ancak bu suçun mevcudiyeti ile kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin sahip olduğu idareye ait malları gerekli yerde mi gerekli sayıda kullanmasın amaçlanmış olduğundan eşyanın özel kişilere ait olması halinde zimmet suçunun meydana gelmeyeceği hizmet akdine dayalı bir hizmet ilişkisinin meydana geleceği ise 5237 sayılı Türk ceza kanununun 155. maddesinin ikinci fıkrası içerisinde düzenleme bulmuş ona hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun ortaya çıkabileceğine belirtmektedir. Zimmet suçunun meydana gelmesinin mümkün olabilmesi için suçun konusu, kamu görevlisine görevinden kaynaklı olarak devredilmiş veya kamu görevlisi bu malın koruma ve gözetimi ile yükümlülük altında olması gerekli olmaktadır. Kişinin genel bir şekilde görevlendirilmesi yeterli teşkil etmektedir. Ayriyeten somut olarak oğuz içinde görevlendirilmesinin arandığından bahsedemeyiz. Kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin zimmet konusunu oluşturan mali tevdi ve kabule yetkili olmasa da zilyetliğinin bu kişiye görevi sebebiyle Devredilmesi gerekli olmaktadır. Ancak Yargıtay zimmet suçunun meydana gelmesi bakımından kamu görevlisinin Tebliği kabul yetkili olmasını aramaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesi içerisinde düzenlenmiş olan zimmet suçuna konu teşkil eden şeylerin memura doğrudan doğruya resmen teslim edilmiş olması gereklilik teşkil etmemektedir. Kamu görevlisi konumunda görülen kişinin hukuken zilyet olması yeterli teşkil etmektedir. Eşyaya fiilen malik olmayan ancak eşyayı elinde bulundurmuş olan kişilerin hiyerarşik üstü halinde yaralan kişiler de suçun faili konumunda yer alan kişi niteliği taşıyabilirler. Hiyerarşik üslerin zilyet suçun faili konumunda yer alan kişi olarak sayılması bakımından kendisine bağlı kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin fiili egemenliği engellemeleri gerekli olmaktadır. Yargıtay zimmet suçuna dair vermiş olduğu kararlar içerisinde bazı durumlarda fiili ve maddi zilyetliği aradığı bazı durumlarda ise hukuka tasarrufta bulunma yetkisine yeterli gördüğü için vermiş olduğu kararların çelişkili olduğunu ileri süren görüşlerin mevcudiyeti söz konusudur. Suçun faili konumunda yer alan kişini kendisine neyin zilyetliği verilmiş ise sadece onu zimmetine geçirebilecektir. Öyle ki muhafaza niyetiyle malın içindeki şeyin teslim edilmiş sayılması durumu tartışmalı bir nitelik taşımaktadır. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu yürürlüğe girmeden önce mevcut olan eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanunu içerisinde Yargıtay’a konu olan bir davada Almanya içerisinde ikamet eden kocası tarafından gönderilen mektuptaki paranın PTT dağıtıcısı tarafından alınması eylemini Yargıtay hırsızlık olarak değerlendirilmiştir. Bu durumda mevcut olan gerekçe de dönem içerisinde yürürlükte olan eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanununa göre zimmet suçunun mevcudiyetinin kabulü bakımından kişinin memur sıfatını haiz olması gerekli olduğu ve PTT dağıtıcılarının sadece kurum aleyhine işlenmiş olan suçlardan kaynaklı olarak ceza yargılamasında memur olarak nitelenebilecek mevcut dava içerisinde sınıf konumunda yer alan kişinin eyleminin tabi olduğu Kanun hükmünde kararname kabul edilen eylemlerden olmadığı ileri sürülmüştür. Bu durumda bazı görüşler zarfın tesliminin içerisindeki paranın da teslim edildiği anlamına gelmeyeceğini posta nizamlarına göre mektubu zarfları içine mektuptan farklı bir şey kurulmayacağını söyleyerek zarfı açarak içindeki parayı alan PTT dağıtıcısının işlemiş olduğu eylemin haberleşmenin gizliliğini ihlal yanında hırsızlık suçunu meydana getireceğini ileri sürmüştür. Farklı görüşler ise bir şeyi ihtiva eden bir malın zilyetliğinin verilmesinin bunun içerisinde bulunan malın da teslim edildiği anlamına geleceğini ileri sürmektedirler. Burada bahsedilmesi gereken durum 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan zimmet suçu bakımından kamu görevlisi sıfatına yeterli görmesidir. PTT dağıtıcısı da kamu hizmeti yerine getirmiş olduğundan kaynaklı olarak fail olma sıfatı açısından sorun teşkil etmemektedir. Burada asıl durum zarfın zilyetliğinin içerisinde mektup haricinde mevcut olan şeyleri de kap sayıp kapsamadığınadır. Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan 973. maddeye göre bir şey üzerinde fiili hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedi sayılmaktadır. Öyle ki Zilyetlik için fiili hâkimiyet mevcut olması gerekir. Bu fiili hâkimiyet konusunda Yargıtay’ın benzer bir olay için vermiş olduğu kararın mevcudiyeti söz konusudur. Yargıtay’ın sekizinci hukuk dairesi hükümlerine göre binaların kapalı veya kilitli yerlerin teslimi anahtarların alıcıya verilmesi ile mümkün bir nitelik taşımaktadır. Ancak zilyetliğinin alıcıya nakli bakımından anahtarların tesliminin yanı sıra bu alıcının anahtarı elinde bulunan bina veya kapalı olanı istediği zaman bir engel olmadan girmesine mümkün olmasıyla gündeme gelebilecektir. Aksi bir hali mevcut olması durumunda alıcıya Zilyetlik nakledilmemiştir. Mevcut olan kararı kapalı zarf onun için düşünürsek zarf kamu görevlisi olan PTT dağıtıcısına görevinden kaynaklı olarak teslim edilmiş ve bu kişinin kapalı zarfı açarak içerisine ulaşması açısından bir engel mevcut olmamıştır. Böyle bir durumda kapalı zarf değil kilitli bir kişilik sandık mevcut olsaydı bu kişi anahtara sahip olmasaydı burada sandığın içerisindekilerin zihniyeti olmadığını ileri sürmemiz gerekirdi. Ancak onun içerisindeki kâğıt zarfın fark edilmeden açılması ile mümkün bir nitelik taşımaktadır. PTT dağıtıcısı zarfın içerisinde mevcut olanların zilyedi olmasa bile kendisine teslim edilmiş olan zarfı koruyup gözetmekle yükümlülük altındadır. Böylelikle zarfın bütünlüğünün korunması ve bu zarfa zarar gelmemesi bununla birlikte zarfın açılmaması PTT dağıtıcısının sorumluluk altındadır. Zarfın içerisine para konulması hayatım olan koşullarına aykırı bir durum teşkil etmemektedir. Bundan kaynaklı olarak posta nizamlarına göre zarfın içerisine mektuptan farklı bir şey konulamayacağını yönelik argüman yeterli bir gerekçe niteliği taşımamaktadır. Öyle ki PTT dağıtıcısının kendisine görevinden kaynaklı olarak teslim edilen zarfın içerisindeki parayı almasa file hırsızlık veya güveni kötüye kullanma suçunu değil zimmete geçirme suçunu ortaya çıkarabilir nitelik taşımaktadır. Kamu görevi ile teslim arasında nedensellik bağını mevcudiyeti söz konusu olmalıdır. Bir kişinin kamu görevlisi olması suçun meydana gelmesi bakımından tek başına yeterlilik teşkil etmemektedir. Kişisel güvenden kaynaklı olarak teslim mevcut ise bu güveni kötüye kullanma suçunu meydana getirebilir bir nitelik taşımaktadır.

Zimmet Suçunda Manevi Unsurlar Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun dördüncü kısmının millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler başlığı altında yer alan birinci bölümünün kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar başlığı altında Düzenlenmiş olan zimmet suçu ile ilgili olarak manevi unsurlardan bahsetmemiz mümkündür. Kan Dökümlerinde aksi bir durum belirtilmiş olmadıkça tüm suçlar kasten işlenir. Taksiden bir sorumluluk meydana gelmesi için bunun kan Dökümlerinde ayrıca belirtilmesi gerekli olmaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer alan zimmet suçu doğrudan işlenmesi mümkün nitelik taşımaktadır. Suçun faili konumunda yer alan kişi maddi ya da manevi fayda sağlama amacı taşıyabilmektedir. Ancak zimmet suçu için kanun hükümlerinde aksi belirtilmediğinden taksirle işlenmesi durumundan bahsetmemiz mümkün olmaz. Dikkatsizlik sebebiyle eksik tahsilat yapan görevli konumunda yer alan kişinin açığının meydana çıkmaması için bilanço gerçi aykırı meblağlar kaydetmiş olması da zimmet suçunun meydana getirmemektedir. Böyle bir durumda belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçunun gündeme geldiğinden bahsetmemiz gereklilik arz etmektedir. Burada harcanma biçme takdiri bazı nitelik taşıyan paranın iyi bir şekilde idare edilmeyip israf da bulunulması da kendisi veya bir başkasının faydasına kullanma veya mal edinme kasti bulunmadı takdirde zimmet suçunun meydana getirmeyecektir. Böyle bir durumda görevi kötüye kullanma suçu ortaya çıkabilir. Çeşitli amaçlar suçun faili konumunda yer alan kişinin bu suç işlemesine sebep olabilmektedir. Kamu görevlisinin siyasi ya da idari seçimleri kazanmak amacıyla keyfi bir şekilde kamu yararına işin yapılmasını emretmiş dizime suçunu meydana getirmektedir. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu Yürürlüğe girmeden önce söz konusu olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunu döneminde Yargıtay suçun faili konumunda yer alan kişinin zimmet konusu mali değerlendirme amacına önem vermemekteydi. Öyle ki kullanma kasti söz konusu ise kullanarak sağlamış oldu temettü, temellük hasta söz konusu ise faydanın tamamı göz önünde bulundurularak ceza Belirlenmekte idi. 5237 sayılı kanun açısından ilk olarak şunu belirtmek gerekir ki ancak kanunu kimlerin de belirtilmiş olan bazı suçlar bakımından kastın yanı sıra maksat aranılır nitelik taşımaktadır. Zimmet suçu özelinde değerlendirme yapmamız gerekirse kanun metni içerisinde maksadın arandığına dair bir ibare söz konusu olmamaktadır. Bundan kaynaklı olarak yeni kanun uygulaması içerisinde kişi temelli kasti aranmaması gerektiğini ileri süre bilmekteyiz. Şunu söylemek gerekir ki mal edinmek değil de zarar vermeyi yok etme amacı olursa zimmet meydana gelmeyecektir. Böyle bir durumun söz konusu olmasının sebebi suçun meydana gelmesi için amacın aranması değil zeminde geçirmenin gerçekleşmemiş olmasıdır. Suçun konusunun suçun faili konumunda yer alan kişi tarafından geri verme niyetiyle alınması durumunda söz konusu olması halinde zimmet suçu meydana gelir. Ancak geçici süre kullanıp Özgüleme amacı haricinde Bir durum söz konusu olmamış ise 5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kullanma zimmeti meydana gelecektir.

Zimmet Suçunda Hukuka Aykırılık Unsuru Nedir?

5237 Türk ceza kanunun genel hükümleri içerisinde mevcut olan hukuk uygunluk sebepleri burada da söz konusu olacaktır. Hukuk uygunluk bakımından özel bir şekilde tartışılan durum suç konusu malın değerinin az olması durumunda zimmet suçunun meydana gelip gelmeyeceği ile ilgili olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak şunu söyleyebiliriz ki bu tür bir durumda meşru Rıza’nın mevcudiyetine ve bundan kaynaklı olarak eylemin hukuka aykırılığının ortadan kalktığını ileri sürmek söz konusu olacaktır. İkinci durum eylemin toplumsal uygunluğu sebebiyle hukuka uygunluk nedeninden bahsetmektedir. Ancak bir davranışın doku uygun olup olmadığını belirleme bakımından eylemin toplumsal uygunluğu şeklinde bir ölçüt söz konusu olmamaktadır. Örf ve adet hukuka aykırılığı yok edecek bir nitelik taşımamaktadır. Bundan kaynaklı olarak suçun faili konumunda yer alan kişi kamu görevlisinde hukuka aykırılık şuurunun söz konusu olmamasından kaynaklı olarak kastın mevcut olmadığına dair Yargıtay kararları mevcut olmaktadır. Üçüncü ve bizim de katıldığımız görüşü kümlerini göre burada haksızlık muhtevasının suç meydana getirecek boyutta olmamasından söz edilmesi mümkün olacaktır. Kanun koyucunun bu suçu belirlemiş olmaktaki niyeti idarenin işleyiş düzeni ve güvenilirliğini korumaktır. Bundan dolayı kamu faydasına zarar vermeyen nitelikteki eylemler malın değerinin ekonomik fayda sağlayacak veya zarar oluşturacak ölçüde olmaması halinde de suç kabul edilmemelidir. Diğer önem teşkil ediyor ise 5237 sayılı Türk ceza kanunun 249. maddesi uygulama bulmalıdır. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk ceza kanunun 249. maddesine gerekçesi içerisinde zimmete geçirilmiş olan malın değerinin çok az olması halinde Bu durumun hoşgörü ile karşılanmasını mümkün olacağı suç konusu malın değerinin çok düşük olmasına rağmen bunun zimmete geçilmesi bir haksızlık meydana getirmekle beraber eylemin ifade etti haksızlık derinin cezai layık cezai Gerektirici nitelikte olmayabileceği, kullanması Metin’in de bazı hallerde gerek süre gerekte biçim bakımından hoşgörü gösterilmeye değer olduğu ileri sürülmektedir.

Burada hukuka aykırılık unsuru ile ilgili olarak tekrar değinmek gerekirse görevi sebebiyle Zilyetlik kendisine verilmiş olan ya da koruma ve gözetimle yükümlü olmuş olduğumu kendisinin ya da bir başkasının zimmetine geçirmiş olan kamu görevlisinin mevcut olan bu eyleminin ceza kanunu düzenlemeleri bakımından yasaklanmış olması hukuka aykırılık unsurunu meydana getirecektir. Ceza kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan hukuk uygunluk nedenlerinin somut durumda mevcudiyeti halinin söz konusu olması durumunda hukuka aykırılıktan bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde hukuk uygunluk nedenleri arasında mevcut olmamanın yanı sıra doktorun içerisinde tartışılan ceza hukukunda önemsiz hareketler mevcut olacaktır. Bunlardan biri ceza hukukunda önemsiz hareket olarak sayılan ve göz ardı edilen zimmettir. Zimmet suçu ile ortak nokta Göz ardı edilen zimmet suçunun hukuki konusu malın ekonomik değerinin azlığı ya da bazı davranışların tolere edilmesinin mümkün olmasından kaynaklı olarak ceza hukuku alanı dışarısında bırakılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Ceza hukuku içerisinde tartışmalı bir nitelik taşıyan konulardan biri kanun lafzına birebir uygunluk teşkil etmesini rağmen tipikliği meydana getiren eğilimin cezalandırılmıyor olmasıdır. Alman doktorun içerisinde toplumsal uygunluk neticenin önemsiz olması hukuksal failin ihlal edilmemesi ve sosyal mutabıklık kriterleri esas alınmak suretiyle bu tartışma bitirilmeye çalışılmıştır. Bizim Hukukumuzda bu konuyla ilgili olarak zimmet suçunun kanunu düzenlemesindeki tipiklik meydana gelmesine rağmen bazı hareketlerin önemsiz sayılmasından kaynaklı olarak hukuka aykırılığın ortadan kalktığını söyleyip söylememekle ilgili bahsedilmesi gerekenler vardır. Tipikliğin hukuka aykırılığın bir karinesi şeklinde kabul edilmesi günlük hayat içerisindeki birçok hukuka uygun hareketin cezalandırılabilir bir duruma gelmesi neticesinde meydana getirebilecektir. Bundan kaynaklı olarak toplumsal uygunluk kriterinin keyfiliğe yol açmayacak bir şekilde bazı uçtukları içerisinde uygulanmasının mümkün olabileceği söylenebilir. Bununla birlikte toplumsal uygunluğu tam bir hukuka uygunluk nedeni olarak saymak ve kanun metin içerisine koymak kanuna bir arka kapı açmak neticesinde meydana getirir ve Buda ceza hukuku bakımından tehlikeli bir alına adım atmak olarak değerlendirilebilir. Ceza hukuku bazı eylemleri cezalandırıla bilirlik bakımından önemsiz olarak değerlendirmiştir. Zimmet suçuna dair bir durum ise kamu görevlisine kullanması için verilen kâğıtlardan bir tanesini kendisi için kullanması suç olarak karşımıza çıkmadığıdır. Öyle ki kamu idaresi görevlisine vermiş olduğu kâğıt, kalem gibi ekonomik değeri düşük önemsiz şeylerin hususi işlerde kullanılması suç meydana getirmeyecektir. Böyle bir durumda idarenin rızası olduğu düşünülmektedir. Bazı görüşler ise objektif olarak meşru olmayan bu durumu örf ve adet için bertaraf ettiği düşüncesindedirler. Kamu görevlisine maddi değeri azda olsa hatta yalnız bir kâğıdı bile özel işlerinde kullanmaması etik olarak doğru bir harekettir. Ancak neticeleri çok ağır olan zimmet suçunun meydana gelmesi gerektiği ile ilgili olarak hareket etmek kamu görevlisi konumunda görülen kişilerin olan kamu işlerinin dahi yapılması ne mümkün kılmayan duruma getirebilecektir. Bu durum tolere edilebilir zimmet suçu için kamu görevlisi konumunda yer alan kişiye yaptırıma tabi kılmak ayriyeten orantılılık ve ceza hukukunun araç on malikleri ne ihlal getiren bir durum ortaya çıkaracaktır. Doktorun içerisinde bazı görüşler malın kamu görevlisi konumunda yer alan kişi tarafından zimmetine geçirilmesinde mevcut olan cezanın olduğunu bundan kaynaklı olarak da hukuka aykırılığın ortadan kalktığını ileri sürmüştürler. Buna karşın rızanın hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmasına mümkün olabilmesi bakımından korunan hak ve yararın ve hareketin yönelik olduğu ve suç tipinde belirtilmiş olan konunun ilgili kişiye ait olması gereklilik teşkil etmektedir. Bununla birlikte zimmet suçu açısından kuran ve kuku diğer kamu güvenliği ve malın mülkiyeti olarak karşımıza çıkmaktadır. Suç konusu mal kamyon ya da farklı bir gerçek veya tüzel kişiye ait bir nitelikte şey bilmektedir. Bundan kaynaklı olarak kamunun söz konusu olan rızasından bahsedilmesi mümkün olamayacaktır. Bununla birlikte zimmet düşünme konu niteliği taşıyan malın sahibi gerçek kişinin rızası mevcut olsa bile zimmet suçu meydana gelmeyeceği söylenemeyecektir. Öyle ki ceza hukuku içerisinde önemsiz hareketler içerisinde mevcut olan bu durumda bulunan her husus, hukuka aykırı ya da kusurlu eylemin cezalandırılmasının orantılılık ve ceza hukukunun son araç olma ilkesini ihlal getireceğinden kaynaklı olarak bu tür hareketlerin cezalandırılmasından bahsedemeyiz. Öyle ki bu durumların mevcut olması halinde bir müeyyide ile karşı karşıya gelmelerinden bahsedilemez. Önemsizlik prensibi şeklinde tanımlanan bu prensibe göre korunan hukuki fayda yönelik önemsiz ihlaller bir ceza normun tipikliğini maddi şekilde meydana getirmezler. Zimmet suçu bakımından da bu önemsiz hareketler kategorisi içerisinde mevcut olan eylemler cezalandırılma ile karşı karşıya kalmayacaktır. Cezalandırılmamanın sebebi ise kamunun mevcut olan rızası ve kamu görevlisinin zimmetine geçirme eylemin örfü âdetin izin verdi ölçü içerisinde kalması değildir. Burada cezalandırılmamanın söz konusu olmasının sebebi hayatın akışı sırasında toplumun uygun görmüş olduğu hukuk düzeninin devamında olan olarak düşünülen eylemlerin cezalandırılmayacağının bir gerçek olarak karşımıza çıkmasıdır.

Zimmet Suçundan Nitelikli Unsurlar İle İlgili Olan Hükümler Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinin İçerisinde düzenlenmiş olan zimmet suçu ile ilgili olarak nitelikli hususların mevcudiyeti söz konusudur. Bu nitelikli olsunlar daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar ve daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlar olarak ikiye ayrılır bilmektedir. Bununla birlikte daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlar kullanma zimmeti ve malın değerinin azlığı olarak ikiye ayrılmaktadır.

Burada ilk olarak daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar ile ilgili olan hususlardan bahsedebiliriz. 5237 sayılı Türk Ceza kanununun 247. maddesinin ikinci fıkrası içerisinde mevcut olan suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya ya da hileli davranışlarla işlenmiş olması durumunda verilecek olan cezanın artırılması öngörülmektedir. Bu nitelikli halin kabul edilmesi bakımından maddi nitelikte aldatıcı davranışlarda bulunmak koşuludur. Soyut yılan hilenin mevcudiyeti için yeterli teşkil etmemektedir. Hilenin kişinin ait olduğu birim ya da daireye da hayır olmasını gerekli oldu üçüncü şahıslara dair olduğunda basit zimmet ya da dolandırıcılık suçunun meydana geleceği belirtiliyor olmaktadır. Hileli davranışların zimmet suçunun meydana gelmesinden önce veya sonra gerçekleştirilmiş olması önem taşımayacak önemli olan hususun suç açığa çıkartılmadan önce bunu önlemek amacıyla yapılmış olması gerektiği ileri sürülmüştür. Mevcut olan farklı bir görüş içerisinde zimmet suçunun tamamlanmasından sonra gerçekleştirilmiş olan hileli eylemler zimmet suçunu gizlemeye dair olsa dahi nitelikli zimmet ortaya çıkmamaktadır. Koşulları mevcut ise basit zimmet suçu yanında belgede sahtecilik suçundan cezalandırılma durumu söz konusu olacaktır. Burada söz konusu olan ikinci görüş daha doğru olduğu söylenebilir. Bunun sebebi nitelikte unsurların da suçun bir unsuru niteliği taşımasından kaynaklanmaktadır. Öyle ki nitelikte zimmet suçunun meydana gelmesi bakımından hileli davranışlar en geç zimmet suçu tamamına kadar meydana gelmelidir. Bu suç gerçekleştikten sonra suçun faili konumunda yer alan kişi tarafından hileli davranışlar yapılır ise de nitelikli zimmet söz konusu olmayacaktır. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunun kabul edilmesinden önce yürürlükte olan eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanunu döneminde nitelikli zimmet için hile, dairesini aldatan nitelik taşıyan ve zimmet suçunun açığa çıkmasını engelleyen nitelik taşıyan, zorlaştırıcı nitelikte değil ise basın zimmetten ceza verilmesi gerekli olmaktadır. Yargıtay dairesi içerisinde mevcut olan kayıtlar içerisinde ilk bakışta anlaşılır bir durum mevcut ise basit zimmetin, daire haricinde bir araştırma gerekli kılan zimmet söz konusu ise nitelikli zimmetin mevcudiyeti kabul edilmekte idi. Yeni düzenleme içerisinde dairesini aldatacak ibaresi söz konusu olmamaktadır. Öyle ki doktrin içerisinde mevcut olan görüşlerden bazıları 5237 sayılı Türk ceza kanunundan önce mevcut olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunu içerisindeki anlayışın terk edilmesi ve artık dairesini aldatıcı olmasa bile nitelikli zimmet sen bütün verilmesinin gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Doktrin içerisinde mevcut olan diğer görüşler ise hilenin sonuç doğrucu nitelik taşımasının gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Öyle ki hileli davranış zimmetin ortaya çıkmasına engel teşkil edecek onu gizleyecek elverişli sahip bir nitelik taşımaktadır. İlk olarak veya küçük araştırma ile ortaya çıkması mümkün olacak kişi ile nitelikli hali meydana getirmemektedir. Çünkü bu tür bir halde hileli mevcudiyetinden söz edilmesi gibi bir durumu söz konusu olmasından bahsedemeyiz. Yargıtay’ın 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde vermiş olduğu kararlarda bu durumu benzer nitelikler taşımaktadır.

Zimmet suçundan nitelikli haller ile ilgili olarak daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlardır. Zimmet suçunda daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlar kullanma zimmetine malın değerinin azlığı olarak iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Burada ilk olarak kullanma zimmet ile ilgili olan durumlardan bahsedebiliriz. Eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanunu dönem içerisinde açıkça mevcut olmayan kullanma zimmetine yeni Türk ceza kanunu olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde 247. maddenin üçüncü fıkrasında yer verilmiştir. Madde gerekçesi içerisinde her kullanma ilgili somut olayın koşullarına göre değerlendirilmeli mi bu kullanma Maliki’nin bulunabileceği tasarruf ise zimmeti mevcudiyeti kabul edilmelidir. Burada bahsetmiş olduğumuz kullanmadan süreyle sınırlı olmasa zimmeti engeller nitelik taşımamaktadır. Bu durumu ile ilgili olarak mevcut olan görüş içerisinde kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin geçici bir şekilde kullandıktan sonra derhal iade edebileceğini kesin bir şekilde bilerek kullanması durumunu söz konusu olması halinde zimmete geçirme söz konusu olmayacaktır. Ancak madde gerekçesi içerisinde söz konusu olduğu gibi kullanmanın sadece bir süreyle sınırlı olması zimmet suçunun meydana gelmesine engel oluşturmamaktadır. Önem teşkil eden durum malın kullanış biçimi ve tahsis edildiği alanın değiştirilememiş, kamu hizmetinin yürütülmesi bakımından tamamen veya büyük ölçüde işlevsiz bırakılmamış olması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte İtalyan yargı tayı içerisinde kısa zamanda geri verilmek üzere alınan paranın zimmet suçunun meydana getirme diye ile ilgili olan kararları mevcudiyeti söz konusudur bundan kaynaklı olarak geri verme amacı var ise mal üzerinde malik gibi işlemlerde bulunulması kullanma zimmetine meydana getirecektir. Burada hizmet eyleme geçici nitelik ortaya çıkarmaktadır. Eğer irade niyeti söz konusu olmaksızın zimmete geçirme söz konusu ise kullanma zimmete değil zimmet suçunun temel şekli meydana gelmiş olacaktır. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulama bulmasına mümkün olabilmesi bakımından zimmet konusu şey soruşturmadan önce geri verilmesi gerekli olmaktadır. Aksi bir durumu mevcut olması halinde kullanma zimmete karşımıza çıkmayacaktır. Böyle bir durumda zimmet suçunun temel şekli uygulama bulur. Zimmetin konusu bunu meydana getiren mal para niteliği taşıyor ise hapis cezası için aldığı malın öğrenmesini engellemek için hiçbir ili başvurulmaması ve kullanımı en kısa süreli olması halinde irade inceleme sonrası olsa bile kullanma zimmetinin olduğundan bahsetmemiz gerekir. Ancak bu süre suçun meydana geldiğinin açığa çıkarılmasından çok sonra olması gereklidir. Ayriyeten kısa süre alınıp malın amacına uygun bir kullanım elde edilmeden geri verilmiş olması halinde suç meydana gelmelidir. Söz konusu olan bir görüşün de eleştirildiğini söylememiz mümkündür. Bu görüş eleştiriler içerisinde söz konusu olan ilk durum zimmet suçu için hareketlerle meydana gelmesi zimmet suçunun nitelikli halini oluşturmasıdır. Ayriyeten suçun ortaya çıkmasından sonra yapılan ihalenin hangi derecede kullanma zimmeti içerisinde olduğu ile ilgili olarak tartışma söz konusu olacaktır. Burada söz konusu olan kısa süre hususunda hangi hususun önem teşkil edeceği belirli değildir. Kullanmamızı zimmetinden bahsetmenin mümkün olabilmesi için kullanmaya başlamadan önce ve kullanma süresince mali geçici bir şekilde kullandıktan sonra iade niyetinin söz konusu olması gereklidir. Böyle bir durumun söz konusu olmayıp yalnızca suçun açığa çıkmaması bakımından yapılmış olan iade halinde kullanma zimmeti olmayacaktır. Burada zimmet suçunun temel şekli ortaya çıkacaktır.

5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçunda daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlar ile ilgili olarak kullanma zimmetine dair hususlardan bahsettik. Burada zimmet suçundan daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlardan bir diğeri malın değerinin azlığıdır. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 249. maddesi içerisinde söz konusu olan hükümlere göre zimmet suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olması durumu söz konusu ise indirim yapılması gerekli olmaktadır. Zimmet suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin azlığı nedeniyle verecek olan ceza üçte birden yediye kadar indirilmesi gerekli olmaktadır. Malın değeri suçun işlenmiş olduğu tarihteki paranın satın alma gücü dâhil edilmelidir. Faiz yoksun kalınan gelirler ya da gecikme Sen buna göz önünde bulundurulmasına gerek yoktur. Zincirleme bir halde zimmet suçu işlenmiş ise malın toplam değerinin göz önünde bulundurulması gereklilik teşkil etmektedir. Mevcut olan bu hüküm elde edilen faydayı değil mal diğerinin göz önünde bulundurulmadan değerlendirilmesinden kaynaklı olarak eleştiriye açık olmaktadır. Mevcut olan görüş içerisinde değeri yüksek olmasına rağmen bir günlük faiz geliri azdır ve suçun faili konumunda yer alan kişinin bu bakımdan indirimden yararlanmasının mümkün olabileceğine dair bir düzenlemenin mevcut olması gerekli olmalıdır. Kanun hükümleri içerisinde düzenlemenin doğru olduğunu söyleyenler vardır. Öyle ki burada önemli olan hususun suçun faili konumunda yer alan kişinin zimmetine geçirmiş olduğu şeyi hangi şekilde değerlendirdiği değildir. Aksi durumda davalar içerisinde suçun faili konumunda yer alan kişinin ele geçirmiş olduğu eşya veya parayı hangi şekilde değerlendirildiğinin incelenmesi gerekli olacaktır. Söz konusu olan durumda objektif bir kıstas olarak malın değerinin esas alınmasının daha doğru olduğu söylenmektedir.

Zimmet suçu avukat arayışınız için İzmir’de bulunan hukuk büromuza başvurabilirsiniz.

Zimmet Suçunda Suçun Özel Görünüş Biçimleri Nelerdir?

Zimmet Suçunda Teşebbüs İle İlgili Onun Hükümler Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun millete ve devlete karşı suçlar bir sorun hükümler başlığını taşıyan dördüncü kısmının kamu idaresinin güvenilirliğini ve işleyişine karşı suçlar başlıklı birinci bölümün 247. maddesi içerisinde yer bulmuş olan zimmet suçu mala karşı değil kamu idaresinin güvenilirliğine karşı işlenen bir suç niteliği taşımaktadır. Salt hareket suçu özelliği taşıdığından suça konu olan şey üzerinde malik gibi tasarruf etmeyi ileri süren hareketlerin meydana gelmesiyle tamamlama bulunmaktadır. Yargıtay’ın uygulamaları içerisinde zarara uğratmayan ya da zarar olasılığı ortaya çıkarmayan eylemin suç meydana getirmediği kabul görmüştür. Öyle ki zimmete geçirmede de zaten her zaman bir zarar meydana gelmektedir. Sırf hareket suçları içerisinde hareketin kısımlara ayrılması mümkün nitelikte ise teşebbüs söz konusu olabilmektedir. Zimmet suçu içerisinde bu kapsamda teşebbüs olandır. Suçun faili konumunda yer alan kişinin para, kıymetli evrak haricindeki mali zimmete geçirirken hareketlerin yapılmış olduğu anda yakalanıyor olması durumunda suç teşebbüs aşamasında kalmıştır dememiz mümkündür. Misli eşya açısından suçun tamamlanma anı doktorun içerisinde tartışmalı bir nitelik taşımaktadır. Doktrin içerisinde tartışmalı olan görüşler içerisinde misli eşya aynen değil misli ile geri iade söz konusu olduğundan zimmetin tamamlanıyor olma zamana zimmete konu olan eşyanın geri verilmesi zamanına göre saptanmaktadır. Zamanında iade edilmeyince suç tekemmül etmektedir. Daha sonradan söz konusu olan iade diğer koşullar mevcut ise cezanın belirlenmesinde etkili bir nitelik taşımaktadır. Farklı bir görüş içerisinde suçun faili konumunda yer alan kişinin kasasına bakmak gerekli olmaktadır. Misli eşyanın zamanında iade edilmesi durumunun mevcut olmasına rağmen bunlar alınırken suçun faili konumunda yer alan kişi de temellük karşısına mevcudiyeti saptığını biliyor ise suç meydana gelmiş olmaktadır. Kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin zimmete konu niteliği taşıyan eşyayı iade kasti olmadan almış olması durumunda malik gibi tasarruf da bulunmuş ise suçtan tamamlanmış bulunmaktadır. Öyle ki mevcut olan görüşler de çeşitli yönlerden eleştiriye açık olmaktadır. Bahsetmiş olduğumuz ilk hususta para misli eşya niteliği olmaktadır ve kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin bu parayı belirli bir süre alıp iade zamanında iadenin gerçekleşmesi halinde zimmet suçu ortaya çıkmamıştır. Böyle bir durumda misli eşyalar açısından kanun hükümlerinde mevcut olan kullanma zimmeti uygulamasının mevcudiyeti söz konusu olacaktır. Bahsetmiş olduğumuz ikinci durumda suçun faili konumunda yer alan kişinin malı almış olduğun zaman ki kasını önem vermek gereklidir. Bu bakımdan aynı durumdan yola çıkarsak kamu görevlisi konumunda yer alan kişi tahsil etmiş olduğu parayı iade niyet olmadan almış ise suç tamamlanacak ancak bu parayı belli bir süreliğine kullanmak ve sonrasında geri vermek amacıyla almış ise suçun tamamlanmamış olduğunu kabul etmek gerekli olacaktır. Bundan kaynaklı olarak suçun tamamlanma anı açısından Müslüm ve gayrimüslim mal ayrımının yapılması gibi bir durumu mevcut olduğundan bahsettiniz mümkün değildir. İade zaman içerisinde Müslüman iade edilmemiş ise zaten tamamlanmış bir suç meydana gelmiş olur. Kamu görevlisi konumunda yer alan kişi tahsil etmiş olduğum bir miktar parayı iade etme niyeti ile alıp belirli bir süre kullanmasından sonra zamanında iadeyi gerçekleştirir ise zimmet suçu meydana gelmiş diyebiliriz. Ancak kullanma zimmetinden hüküm kurulmaması gerektiğinden bahsetmemiz gerekir.

Zimmet Suçunda İştirak İle İlgili Olan Hükümler Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar başlığı altında düzenleme bulmuş olan zimmet suçu iştirake elverişli bir nitelik taşımaktadır. Ancak zimmet suçu özgü bir suç olmasından kaynaklı olarak kamu görevlisi olmayan kişiler bakımından sadece azmettiren veya yardım eden niteliği taşırdıklarını söylememiz gerekir.

Zimmet Suçunda İçtima İle İlgili Olan Hükümler Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu milleti ve devleti karşı suçlar ve sonra kimler başlığını taşıyan dördüncü kısmının kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar başlığını taşıyan birinci bölümünde yer alan zimmet suçunda içtima ile ilgili olan hususlardan bahsetmemiz mümkündür. Zimmet suçu ile görevi kötüye kullanma suçu arasında asli ve tali norm ilişkisine mevcudiyeti söz konusu olduğundan dolayı 5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinin uygulanması mümkün olduğu durumlarda tali normal niteliği taşıyan 5237 sayılı Türk ceza kanununun 257. maddesinde yer alan görevi kötüye kullanma suçu ortaya çıkmayacaktır. Aynı suç işleme kararına bağlı bir şekilde birden fazla zimmet suçu işlenmiş olursa 5237 sayılı Türk ceza kanununun 43. maddesinden kaynaklı olarak zincirleme suç hükümleri uygulama bulur. Suçun mağduru konumunda yer alan kişilerin farklı idareler olması halinde de zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağını ileri sürmek mümkündür. Söz konusu suçla idareler mağdur konumunda yer almıyorsa suçtan zarar gören ve mağdur da toplumu oluşturan tüm bireyler olarak kabul ediliyor ise zimmetin meydana geldiği idareler farklı olsa bile suçun mağduru konumunda yer alan hep aynı olacağından dolayı zincirleme suç hükümleri uygulama bulacaktır. İşlenmiş zimmet suçunun ortaya çıkmaması için hileli hareketler yapıldığında yalnızca 5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesinin ikinci fıkrası içerisinde yer bulmuş olan nitelikli zimmet hükümleri ortaya çıkar. Zimmetine hileli bir şekilde meydana gelmesi halinde birçok kez belgede sahtecilik suçu da gündeme gelmektedir. Böyle bir durumda 5237 sayılı Türk ceza kanunun 212. maddesine içerisinde yer bulmuş olan hükümlere göre hem belgede sahtecilik hem de zimmetten ceza verilmesi gibi bir durumdan bahsetmek mümkün olacaktır. Nitelikli zimmet içerisinde de aynı şeyin geçerli olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak aynı eyleme hem bağımsız suç niteliği taşıması hem de farklı suçun nitelikli hal olarak kabul edilmesi hakkaniyete aykırı nitelikleri yol açmaktadır. Sahte belgenin hile unsuru meydana getirmesi halinde yalnızca ikinci fıkra bakımından tek bir cezaya hükmedilmesi ve belgenin resmini ya da özel olması cezanın alt sınırının belirlenmesinde rol oynamasının gerekli olduğu aksi uygulamanın mükerrer cezalandırma olacağı ileri sürülmüştür. Bununla birlikte Yargıtay bu tür hallerde bazı durumlarda yalnızca hileli zimmetten bahsetmektedir. Bazı durumlarda ise basit zimmet suçunun yanı sıra belgenin sahtecilik suçunu uyguluyor olmakta bazı durumlarda ise yalnızca belgede sahtecilik suçundan kaynaklı olarak faile cezalandırmaktadır. Mevzuat içerisinde mevcut olan bankacılık kanununun 161. maddesi içerisinde düzenlenmiş olan hükümlere göre suç meydana getiren hareket ve eylemler farklı kanunu kümlerini göre de cezai gerekli kıldığı hallerde suçun faili konumunda yer alan kişi en ağır cezayı gerektiren kanun maddesi uygulama bulacaktır. Bu kanun hükümleri içerisinde yer bulmuş olan suçlar ile diğer kanunlar içerisinde düzenlenmiş olan suçlar arasında asli ve tali norm ilişkisinden kaynaklı olarak çözüm bulunması gerekmektedir. Bununla birlikte tüm bankalar özel hukuk hükümlerine tabi nitelik taşımaktadır. Öyle ki özel ve kamu niteliği taşıyan bankaların hepsi 5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesinin uygulama alanında olmadıkları için 5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesi ile bankacılık kanununun 161. maddesi arasında İçtima ilişkisi ortaya çıkmayacaktır.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık İle İlgili Olan Hükümler Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun zimmet suçunu düzenleyen 247. maddesinin devamında yer alan 248. maddede zimmet suçunda etkin pişmanlık ile ilgili olan hususları yer verilmiştir. Öyle ki soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilmiş olan malın aynen geri verilmesi veya mevcut olan zararın tamamıyla giderilmesi durumunda suçun faili konumunda yer alan kişiye verilecek olan cezanın üçte ikisi indirilecektir. Kovuşturmanın başlamasından daha önce gönüllü bir şekilde hizmete geçilmiş olan malın aynen iade edilmesi ya da uğruna zararın tamamıyla tazmin edilmesi durumunun söz konusu olması halinde verecek olan cezanın yarısı indirilmektedir. Etkin pişmanlığın hükümden önce meydana gelmesi durumunda verilecek olan cezanın üçte biri indirilmektedir. Zimmet suçu içerisinde etkin pişmanlık hali yalnızca cezada indirim yapılmasını gerekli kılan sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte ceza içerisinde söz konusu olacak indirim oranları etkin pişmanlığın mevcut olduğu zamana göre saptanmaktadır. Madde hükmüne göre soruşturma başlamadan önce hizmete geçirilmiş olan mal aynen iade edilir ise veya mevcut olan zararın tamamı giderilir ise verilecek olan cezanın üçte ikisi kovuşturmanın başlamasından önce bu durum söz konusu olursa verilecek olan cezanın yarısı, hükümden önce söz konusu olur ise de verecek olan cezanın üçte biri indirilmektedir. Hükmün uygulanması da mümkün olması bakımından aynen iade veya tam ödeme olması durumundan bahsetmemiz mümkündür. Faizin ödenmiş olması gereklilik teşkil etmemektedir. Ödemenin üçüncü kişi tarafından yapılıyor olması durumunda söz konusu olması halinde suçun faili konumunda yer alan kişinin rızası yoksa cebri icra yoluyla malın geri alınması söz konusu olduğundan bu etkin pişmanlık hükmünü uygulama bulmaması gerekli olmaktadır. Bunun sebebi suçun faili konumunda yer alan kişinin gönüllü olmamasıdır. Öyle ki madde gerekçesi içerisinde aynen iade ya da tazminatın gönüllü olmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. İştirak durumunun söz konusu olması halinde işlenen zimmet suçunda tam ödemenin gerçekleşmesi gerekli olmaktadır. Suçun faili konumunda yer alan kişinin kendini düşünü ödemesi yeterli teşkil etmemektedir. Öyle ki suçun faili konumunda yer alan kişiler birden fazla ise biri tam ödeme yaparsa diğer faili konumunda yer alan kişilerin bundan yararlanması için bilgi ve arzusu olması gerekli olmaktadır. Kullanma zimmeti içerisinde etkin pişmanlık bakımından suçun faili konumunda yer alan kişi Uğranılan zararın tamamen karşılanması koşuluna bağlı tutulabilir nitelik taşımaktadır. Söz konusu koşula bağlanmayan ve sadece geri vermenin gerçekleşmiş olduğu hallerde suçun faili konumunda yer alan kişiyle ilgili olarak cezanın basit zimmet suçu üzerinden belirlenip etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının gerekli olduğu ileri sürülüyor olmaktadır. Burada kullanma zimmeti İçerisinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama bulmasına mümkün olması bakımından onarılmış olan zararın tamamıyla karşılanması koşulu söz konusu olmaktadır.

Zimmet Suçunda Yaptırım Ve Zamanaşımı İle İlgili Olan Hususlar Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesi hükümleri içerisinde ilk fıkra kapsamı içerisine giren durumlarda zimmet suçunun basit hale işlenmiş olur. Böyle bir durumda suçun faili konumunda yer alan kişiye verilecek olan ceza beş yıldan 12 yıla kadar hapis cezası olarak tanımlanmaktadır. Hâkim söz konusu olan bu aşağı ve yukarı sınırlar arasında 5237 sayılı Türk ceza kanunun 61. maddesi içerisindeki düzenlemenin sırasına uymak koşuluyla temel cezayı belirleyecektir. 1137 sayılı Türk ceza kanunun 247. maddesinin ikinci fıkrası içerisinde düzenleme bulmuş olan suçun zimmetine açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlar ile işlenmesi hali zimmet suçunun nitelikli halini ortaya çıkarmaktadır. Zimmet suçunun nitelikli halin işlenmesi durumunda suçun faili konumunda yer alan kişiye verilecek olan ceza yarı oranında artırılır. 247. maddenin ikinci fıkrasının ihlal edilmiş olmasında önce İlk fıkradaki durumlar arasında cezanın belirlenmesi sağlanacak sonrasında hileli davranışlardan dolayı temel ceza yarı oranında artırılacaktır. Burada temel ceza saptanırken 5237 sayılı Türk ceza kanunun 61. maddesinin üçüncü fıkrasından kaynaklı olarak hileli davranışlar dikkate alınmayacaktır. Yoksa nitelikli hal iki kez değerlendirilmiş olacaktır. Böyle bir durumda mükerrer değerlendirme yasağına ihlal getiren bir durum ortaya çıkaracaktır. 5237 sayılı yeni Türk ceza kanunu kabul edilmeden önce yürürlükte olan 765 seri eski Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde mevcut olmayan ancak yargı kararlarında ve doktorun içerisinde kabul görmüş olan mükerrer değerlendirmeye yasağı ilkesi 5237 sayılı kanun hükümleri ile beraber ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuştur. Kanuni bir şekilde uygulaması gerekli olan cezayı ağırlaştırılmış hafifleten sebepler ya da suçun mevcut olduğu ile ilgili olarak gerekli unsurlar cezanın belirlenmesinde altı sınırın üstüne çıkılmasından ya da alt sınırdan farklı olarak ceza verilmesi gerekli olan bir durumda cezanın alt sınırdan verilmesine gerekçe teşkil etmemektedir. Öyle ki çalıştığı kurum içerisinde bir miktar parayı kendi zimmetine geçiren kişinin soruşturmanın başlamasından önce suç ile ilgili olan parayı iade etmesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması durumu söz konusu olacaktır. Cezanın belirlenmesi aşamasında hâkim paranın yâd edilmesini 5237 sayılı Türk ceza kanunun 61. maddesi ne atıf yaparak alt sınırdan ceza verilmesine dair bir durum da olmayacaktır. Bu durumda etkin pişmanlığa dair Kanun üçü mü göz önünde bulundurularak böyle bir durumda birinci sorunun iki kez değerlendirilmesinin önüne geçilmesinden bahsedilecektir. 5337 sayılı Türk ceza kanununun zimmet suçunun düzenlenmiş onun 247. maddesinin üçüncü fıkrasında yer bulmuş olan kullanma zimmetine meydana gelmiş olduğu hallerde cezanın yara oranına kadar indirileceğine dair düzenleme söz konusudur. Öyle ki tekrar temel ceza belirlenecek sonrasında indirimi gerektirmiş olan durum söz konusu ise indirim yapılacaktır. Mükerrer değerlendirme yasağına kullanma zimmeti bakımından yine dikkatli yaklaşmak gerekli olacaktır. 5237 sayılı Türk ceza kanunun kabul edilmesinden önce yürürlükte olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunu zamanında zimmet suçu için uygulama bulunan yaptırım zimmet suçunun basit hali için altı yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezası ve ortaya çıkan zararın bir misli kadar ağır para cezası olmakta idi. İkinci fıkra içerisinde mevcut olan zimmet suçunun hileli davranışlar ile işlenmesi durumunda ise suçun faili konumunda yer alan kişi 12 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ve ortaya çıkan zararın üç misli kadar ağır para cezası öngörülmekte idi. Öyle ki 761 sayılı eski Türk ceza kanununda hem hapis cezası hem de para cezası söz konusu idi. Ancak yeni Türk ceza kanunu olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde ise yalnızca hapis cezası yaptırımı olarak düzenleme bulmuştur. Bunun yanı sıra 765 sayılı eski Türk ceza kanununun 202. maddesinin dördüncü fıkrası içerisinde zimmet suçundan zarar gören kişinin devlet olması durumunda ortaya çıkan zararın mahkeme tarafından Ödettirilmesine kendiliğinden karar verileceği yer almaktaydı. Bu durumda söz konusu olan zarar öğretilmesi mahkûmiyetin mi kanun açık ifadesinin bir neticesi olarak ortaya çıkmakta idi. Bunun haricinde 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümlerinin 219. maddesinin son fıkrası içerisinde 202. maddeden mahkûm olan kişileri bu mahkûmiyetin yanı sıra kamu görevlilerinden müebbet en mahrumiyet cezası verileceğine dair bir düzenlemenin mevcudiyeti söz konusu idi. Kullanma zimmete eski Türk ceza kanunu olan 765 sayılı Türk ceza kanununun düzenlenmemiş olduğundan kaynaklı olarak karşılık yaptırım söz konusu olmakta idi. Zimmet suçu ne konu teşkil eden malın müsadere edilip edilmeyeceğinin anlaşılması bakımından 5237 sayılı Türk ceza kanunun 54. ve 55. maddeleri ile ilgili olan hükümlerin göz önünde bulundurulması gerekli olmaktadır. Türk ceza kanunu hükümlerine göre eşya müsaderesi iyiniyetli üçüncü kişileri ait olmak şartı ile kasten yapılmış bir suçun ortaya çıkarılmasında kullanılan ya da suçun işlenmesine tahsis edilmiş olan veya suçtan ortaya çıkan eşyanın müsaderesi olmaktadır. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya kamu güvenliği kamu sağlığı ya da genel ahlak bakımından tehlikeli olması halinde müsadere edilmektedir. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 54. maddesi hükümleri içerisinde mevcut olan düzenleme hükümlerine göre eşya müsaderesine karar kılınmasına mümkün olabilmesi bakımından bir eşya bulunmalı, bu eşya kasıtlı bir suç ile kullanılmalı ya da suç içerisinde kullanılmak için tahsis edilmeli veya suçtan ortaya çıkması gerekli olmalıdır. Bununla birlikte eşya suçun faili konumunda yer alan kişiye ait olmalıdır. Eğer ki suçun faili konumunda yer alan kişiden bir başkasına ait ise bu kişinin iyi niyetli olmaması gerekli olmaktadır. Kazanç müsaderesine dair bir kararın kılınmasına mümkün olabilmesi bakımından bir ekonomik kazancın söz konusu olması gerekli olmaktadır. Bu ekonomik kazanç suçun işlenmesi ile elde edilmiş olmalı ya da suçun konusunu meydana getirmeli ya da suçun işlenmesi bakımından ortaya çıkan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi ya da dönüştürülmesi neticesinde ortaya çıkarmış olmalıdır. Zimmet suçu bakımından eşya müsaderesi için suça konu eşya niye kamu idaresi ya da iyiniyetli üçüncü kişiye ait nitelik taşımaktadır. Kazanç müsaderesi bakımından ise maddi menfaatini suçun mağduru konumunda yer alan kişiye geri verilmemesi gerekli olmaktadır. Zimmet suçunda suçun mağduru konumunda yer alan kişi olarak kamu idaresi Kabul ediliyor olsa da söz konusu kazancın kamu idaresine veya üçüncü kişiye iadesi mümkün olmasından kaynaklı olarak müsadere mümkün olmayacaktır. Sonuç olarak zimmet suçu bakımından müsadere hükümlerine başvurulmasından bahsetmemiz mümkün olmayacaktır. Bunun haricinde zimmet suçu bakımından yalnızca hapis cezası öngörülmüş olduğu ve adli para cezasına hükmedilmesinin mümkün olmadığından kaynaklı olarak 5237 sayılı Türk ceza kanunun 53. maddesi bakımından belli haklardan yoksun bırakılma imkânı mevcut olduğundan bahsetmemiz mümkündür. Belli haklardan yoksun bırakma cezası verilmesini mümkün olabilmesi bakımından suçun faili konumunda yer alan kişinin kamu görevlisi sıfatına sahip olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Kamu görevlisi niteliği taşımayan ancak zimmet suçuna iştirak eden kişiler ile ilgili olarak bazı haklardan yoksun bırakılma cezası verilmesi ile ilgili olarak bir durumu mevcudiyeti söz konusudur.

5237 sayılı Türk ceza kanununun 247. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu ile ilgili olarak yaptırma dair hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum zimmet suçunda zamanaşımı ile ilgili olan hususlardır. 5237 sayılı Türk ceza kanununda iki tür zamanaşımı düzenleme bulmuştur. Bunlar dava ve ceza zamanaşımı olarak karşımıza çıkmaktadır. Zimmet suçu bakımından suçun faili konumunda yer alan kişiye verilmesi öngörülmüş olan ceza beş yıldan 12 yıla kadar hapis cezası olmasından kaynaklı olarak bu suç için dava zamanaşımı 5237 sayılı Türk ceza kanununun 66. maddesinin birinci fıkrası bakımından 15 yıl olarak düzenlenmiştir. Ceza zamanaşımı ise 5237 sayılı Türk ceza kanununun 68. maddesinin birinci fıkrası bakımından 20 yıldır.

Zimmet Suçunun Güveni Kötüye Kullanma Suçu İle Arasındaki Farklar Nelerdir?

Zimmet suçu da güveni kötüye kullanma suçu da 5237 sayılı Türk ceza kanununun içerisinde düzenlenmiştir. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiş olan zimmet suçu ve güveni kötüye kullanma suçu arasında iki önemli farkın olduğundan bahsettiğimiz mümkündür. Bunlar zimmet suçunun sadece kamu sıfatına sahip olan kişinin işlemesinin mümkün olabilmesi ve suçun konusunu meydana getiren malın görevi nedeniyle zilyetliğinin devri edilmiş olması veya malın gözetim ve denetim yükümlülüğünün suçun faili konumunda yer alan kişi de olmasıdır. Öyle ki bu iki husus somut olay içerisinde mevcut değilse zimmet suçunun meydana gelmesinden bahsetmiş olamayacağız. Her iki suç ile kurulmak istenen değerler ve ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenledikleri yerler karşılaştırıldığında arada ortaya çıkan fark daha iyi anlaşılır nitelik taşıyacaktır. Güveni kötüye kullanma suçu mal varlığına karşı suçlar içerisinde düzenleme bulmuştur. Bu suç tipi ile korunmak istenmiş olan diğer mülkiyet olarak karşımıza çıkar. Bunun yanı sıra zimmet suçu ise kamu idaresinin güvenilirliğini ve işleyişine karşı suçlar içerisinde düzenleme bulmuş olan ve bu suç ile korunan doku değerini kamu idaresine karşı duyulan güven olan suçtur. Bununla birlikte Yargıtay içerisinde mali Zilyetlik devrinin hukuka uygun bir görevlendirmeden meydana gelmemiş olması ya da malın görevi sebebiyle teslim edilmediğinin yanı sıra zimmet suçunun meydana gelmediği bazı hallerde güveni kötüye kullanma suçunun meydana geleceği ile ilgili olarak görüş bildirilmiştir. Zimmet suçu bakımından suçun meydana getiren malın ekonomik değere sahip olması gerekli olmaktadır. Bu bakımdan istisnai bir örnek söz konusudur. Öyle ki ekonomik yerinin aranmasının yalnızca manevi değeri mevcut olan mallar bakımından zimmet suçu ne önleyen bir durum ortaya çıkması sebebiyle doğru olmayacağını söylememiz mümkündür. Öyle ki kamu görevlisinin işlemiş olduğu suçun manevi bir nedenle yapılması ile bu suçun maddi bir gelir elde etmek olarak yapılması arasında bir fark ortaya çıkmaktadır. Kamu görevlisinin kendisine verilmiş olan bir eşyayı satarak gelir elde etmiş olması zimmet suçunun meydana çıkarmaktadır. Zimmet suçunun yapısından kaynaklı olarak suçun meydana getiren malın ekonomik bir diğerinde olması zorunluluk teşkil etmektedir. Ekonomik değeri mevcut olmayan mal için somut örnek içerisindeki durum bakımından sadece güveni kötüye kullanma suçunun meydana gelebileceğini söylememiz mümkündür.

Zimmet Suçunun Görevi Kötüye Kullanma Suçu İle Arasındaki Farklar Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenleme bulmuş olan zimmet suçunun her ihlali bir görevi kötüye kullanma suçunu ortaya çıkarmaktadır. Görevi kötüye kullanma suçunun meydana gelmesinin mümkün olabilmesi için kişilerin mağduriyetine sebep olma, kamunun zararı uğramasına sebep olma veya kişilerin haksız bir kazanç sağlama sonuçlarından birine meydana getirmesi aranmaktadır. Buna karşın zimmet suçu içerisinde zimmete geçirme eylemi ile suç tamamlanıyor olmaktadır. Yargıtay ise zimmet suçu ve görevi kötüye kullanma suçu arasındaki ayrımı belirten bir karar içerisinde Özellikle zimmete geçirmek hasta mevcut olmayan sonu konumunda yer alan kişinin defterleri hatalı tutması neticesi ile hesaplarda açığa çıkması ve buçuktan kaynaklı olarak usulsüz işlem harcım var yapılmasında zimmet suçunun unsurlarının meydana gelmesinden kaynaklı olarak mevcut olan davranışların görevi kötüye kullanma suçundaki unsurları ortaya çıkarması nedeniyle bu suçların hüküm tesis edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Farklı bir karar içerisinde Yargıtay sana konumunda yer alan kişinin zimmete geçirmek aslının belirlenmemesinden kaynaklı olarak şüpheden sanık konumunda yer alan kişinin yaralanmasına dair İlkenin gözetilmemesine mi o ana kadar kişinin ihmal suretini taşıyan davranışlarına görevi kötüye kullanma suçunu meydana getirdiğinden bu suç sebebiyle hüküm tesis edilmesi gerekli olduğunu ileri sürmüştür.

Zimmet suçunun hırsızlık ve yağma suçu ile arasındaki farklar nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu içerisinde zimmet suçu, Hırsızlık suçu ve yağma suçu düzenleme bulmuştur. Suçun konusu malın niteliği kısmı içerisinde vücut ile bağlantısı kesilen mi bir daha birleşme imkân söz konusu olmayan organların ve protezlerin mal niteliği taşıdığını söylememiz mümkündür öyle ki zimmet, hırsızlık yağma suçlarından farkına bununla birlikte değinmek mümkündür. Bir devlet hastanesi içerisinde görevli olan kişi sakat bir kişinin vücuduna bağlı olan suçun konusu protezi çekip alırsa kasten yaralama suçunun meydana geleceğinden bahsetmemiz gerekiyor. Burada suçun faili konumunda yer alan kişi vücudu ile bağlantılı olmayan protezi sahibini tehdit etmek suretiyle ya da cebir kullanmak suretiyle teslimi ya da alınmasına karşı koymama ya zorlayarak yağma suçunu meydana getirecektir. Sakat konumda yer alan kişi protezinin çıkarıp bir kenara bırakmış ise ve burada çalışan görevli kişi protezi ilgilinin rızası söz konusu olmadan alır ise bu durumda hırsızlık suçu meydana gelecektir. Burada bahsetmiş olduğumuz aynı protezin bakımlarının yapılması ve temizleniyor olması için bir başka görevliye teslim edilmesi durumunda bu görevli diğer görevli tarafından söz konusu protezin zimmetine geçirilmesi durumunu ortaya çıkarırsa zimmet suçu meydana gelebilecektir.

Zimmet Suçunun Dolandırıcılık Suçu İle Arasındaki Farklar Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiş olan dolandırıcılık suçu ile zimmet suçu arasındaki fark zimmet suçundaki malın görevi gereği olarak suçun faili konumunda yer alan kişi zilyetliğinin devri ile verilmiş olması iken dolandırıcılık suçunda ise suçun faili konumunda yer alan kişinin suç konusu eğer bir mal ise zilyetliğinin devri hileli davranışlar ile sağlaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte suçun faili konumunda yer alan kişi bu hileli davranışlar ile kendine fayda sağlamaktadır. Mevcut olan bu ayrımın yapılmasından sonra bir malın kamu görevlisi konumunda yer alan kişiye görevinden kaynaklı olmayarak suçun faili konumunda yer alan kişinin hileli davranışları ile zilyetliğinin devrine söz konusu ise zimmet suçu yerine dolandırıcılık suçu meydana gelecektir. Malın görevi gereği teslim edilmiş ya da koruma ve gözetim ile yükümlü olmasına ilişkin bir şekilde Yargıtay kararları içerisinde hileli davranışlar ile zilyetliğinin devrinin sağlanması bir normal koşullarda kamunun teslim etmeyeceği bir mali kamu görevlisi konumunda yer alan kişinin sahte belge düzenlemek ile teslim almasını dolandırıcılık suçunu meydana getireceğini İleri sürmüştür. Dolandırıcılık suçu ile zimmet suçu arasında karıştırılan. 5237 sayılı 247. maddenin ikinci fıkrasında söz konusu olan zimmet suçunun nitelikli halinde mevcut olan hileli davranışlar ibaresi olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki zimmet suçunun nitelikli halindeki ilgili davranışlar zimmete geçirme eylemini gizlemeye dair olması gerekli olmaktadır. Eğer hileli davranışlar üçüncü kişinin iradesini sakatlamaya da hayır suçu meydana getiren malın zilyetliğinin devrini sağlamaya yönelik ise dolandırıcılık suçunun meydana geleceğinden bahsetmemiz gerekli olmaktadır.

Zimmet Suçunun Resmi Belgede Sahtecilik Suçu İle Arasındaki Farklar Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun 212. maddesi hükümlerine göre sahte resmi ya da özel belgenin farklı bir suçun işlenmesi esnasında kullanılıyor olması durumunda hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hüküm olunması gerekli olmaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanununun kabul edilmesinden önce yürürlükte olan 765 sayılı eski Türk ceza kanunun dönem içerisinde de Yargıtay kararlarında da böyle bir durum söz konusu olmuştur. Madde hükümleri içerisinde söz konusu olduğu gibi sahte resmi ya da özel belgenin farklı bir suçun işlenmesi esnasında kullanılıyor olması mevcut iken düzenlenmesi hale mevcut olmamıştır. Kanun hükümlerinde düzenlenmesi haline kanun metni içerisinde görmemenin sebebini bilmekteyiz. Çünkü kan ve kimler içerisinde söz konusu maddelerin gerekçesinde mevcut olan örnekte düzenlemekten bahsediliyor olmaktadır. Bundan kaynaklı olarak kanun koyucunun madde metin içerisinde bu ibare eklenmesi gerekli olmaktadır. Çünkü maddenin gerekçesi içerisinde ve yorumlanması suretiyle madde metninde mevcut olmayan düzenlemenin gerekçe yorumlamak suretiyle madde lafına eklenmiş gibi uygulanması Kanunilik ilkesine ihlal getirecektir. Öyle ki madde gerekçesiyle bağlılık söz konusu mevcut olmasa dahi 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde madde başlığı ve madde gerekçesi madde metnin yorumlanması bakımından metin ayrılmaz bir parçası şeklinde karşımıza çıkmaktadır bununla birlikte kanun koyucunun 212. madde hükümlerinin ve gerekçesi ne titiz bir şekilde ortaya çıkardığını söylemekte mümkün olmamaktadır. 212. maddenin gerekçesi içerisinde kanun koyucu sahte belge düzenlemek suretiyle hizmetin gizlenmeye çalışılması durumunda hem zimmet suçundan hem de resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı ayrı ayrı ceza verilmesine dair hükme yer vermiştir. Bununla birlikte uygulamaya dair yol gösterici olduğunu söylememiz mümkündür. Fakat kanun koyucu zimmete geçirme Fiilinin hangi aşamasında düzenlenen sahte belgenin farklı bir suç meydana getireceğine açıklık getirmemiştir. Bununla birlikte yanlış olarak kullanılmış olan düzenlenen ibaresi yerine kullanan ibaresi ne olduğunu düşünsek de sahte belgenin zimmete gizlemeye dair olarak hileli davranışlar kapsam içerisinde değerlendirilmesi de ayrı bir sorun meydana getirecektir. Bunun sebebi ezilme suçunu nitelikli halin mevcut olduğu 247. maddenin ikinci fıkrası içerisinde bileşik suçun tipik örneği meydana gelmektedir. Böylelikle zimmet suçu işlemek için sahte belge düzenlemesi ya da kullanılması durumu suçun hileli davranışlar ile işlendiğini ortaya çıkarmaktadır. Buna karşılık 5237 sayılı Türk ceza kanunun 212. maddesinin açık lafsı gereği de gerçek içtima kurallarını uygulamak zorunluluğu karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki zimmet suçunun ortaya çıkmamasına yönelik hileli davranışlar ile işlenmesi durumunda 247. maddenin ikinci fıkrasının uygulama bulmasını gerekli olduğundan bahsetmemiz mümkün nitelik taşımaktadır.

Zimmet suçlarına bakan İzmir ceza avukatı İdil Su Aydın’dan randevu alarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir