Hırsızlık Suçu (TCK 141)

Hırsızlık Suçu (TCK1 41)

Hırsızlık kelime anlamıyla bir başkasının taşınması mümkün olan malını onun isteği ve rızası dışında kendi çıkarı ve yararı için alma durumu olarak tanımlanır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu içerisinde onuncu bölümde mal varlığına karşı suçlar başlığı altında 141. maddede hırsızlık suçu düzenlenmiştir. Mal varlığına karşı suçlar başlığı altında hırsızlık suçuna, nitelikli hırsızlık durumuna, hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde söz konusu olan durumlara, hırsızlık suçunu da daha az cezayı gerektiren halleri, kullanma hırsızlığına ve zorunluluk haline yer verilmiştir. Bununla birlikte mal varlığına karşı suçlar başlığı altında hırsızlık suçunun dâhil olduğu Şahsi cezasızlık sebebi ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplerin mevcudiyeti söz konusudur. Hırsızlık suçunda etkin pişmanlık haliyle tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına dair hususların da yer verildiğini söylememiz mümkündür.

5237 sayılı Türk ceza kanunun onuncu bölümü içerisinde yer bulan mal varlığına karşı suçlar başlığı altındaki 141. maddede düzenlenmiş olan hırsızlık suçuna göre zilyedinin İzni olmadan bir başkasına ait taşınır mali kendisinden ya da bir başkasına bir fayda sağlamak amacıyla bulunduğu yerden alan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilmesi gerekir. Hırsızlık suçunun nitelikli hallerinin mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki hırsızlık suçunun kime ait olduğu fark etmeksizin kamu kurum ya da kuruluşlarında ya da ibadete ayrılmış olan yerlerde mevcut olan veya kamu yararına ya da hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi durumunda üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hüküm olunması gerekir. Hırsızlık suçunun halkın faydalanmasına tahsis edilmiş ulaşım aracı içerisinde ya da bunların belirli varış ya da belirli kalkış yerleri içerisinde mevcut olan eşya ile ilgili olarak işlenmesi halinde de üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilmesi gerekir. Bir afet ya da genel bir felaketin ortaya çıkarabileceği zararları önlemek ya da bu zararları hafifletmek amacıyla hazırlanmış olan eşya hakkında ve adet ya da tahsis veya kullanımları gereğince açık bir şekilde bırakılmış olan eşya ile ilgili olarak hırsızlık suçunun işlenmesi halinde üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hüküm olunur.

Bu durumlar hırsızlık suçunun üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasını gerekli kılan nitelikli halleridir. Bunların yanı sıra suçun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından ya da ölmüş olmasından faydalanmak suretiyle işlenmiş olması durumunda beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hüküm bulunması gerekir. Yine elde ya da üstte taşınan eşyayı çekip almak yoluyla veya özel bir beceriyle hırsızlık suçunun işlenmesi halinde, doğal bir afetin ya da sosyal olayların ortaya çıkardığı korku ya da kaygıdan faydalanmak suretiyle, haksız yere elde bulundurulmuş olan ya da taklit anahtarlar ile veya farklı aletle kilit açmak ya da kilitlenmesini engellemek suretiyle, bilişim sistemlerinin kullanılıyor olmasıyla, tanınmamak için tedbir almak suretiyle ya da yetkisi olmadığı halde resmi ispat sakınmak suretiyle, büyük ya da küçükbaş hayvan ile ilgili olarak, herkesin girmesini mümkün olabileceği bir yerde bırakılmak ile birlikte kilitlenmek suretiyle veya bina ya da eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya ile ilgili olarak hırsızlık suçunun işlenmesi durumunda verecek olan ceza beş yıldan on yıla kadar hapis cezası olmaktadır. Bununla birlikte elde ya da üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle iyi veya özel beceri ile hırsızlık suçunun işlenmiş olması halinde beden ya da ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kişinin mağdur olması halinde verilecek olan ceza üçte biri oranında artırılması gerekir. Hırsızlık suçunun sıvı veya gaz halindeki enerji ile ilgili olarak ve bunların naklini, bunların işlenmesine ya da bunların depolanmasını ait tesisler içerisinde işlenmiş olması durumunda beş yıldan 12 yıla kadar hapis cezasının ilk mi olması gerekir. Bu eylemin bir örgütün faaliyeti çerçevesi içerisinde işleniyor olması durumunda ceza yarı oranında artırılır ve 10.000 güne kadar adli para cezasına hükmolunması gerekir. Hırsızlık suçunun işlenmesi neticesinde haberleşme, enerji veya demiryolu ya da havayolu ulaşımı alanı içerisinde kamu hizmetinin geçici bir şekilde olsa dahi aksıyor olması durumunda verilecek olan cezalar yarısından iki katına kadar artırılır.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında yer verilmiş olan hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde bir artırım söz konusu olmaktadır. Öyle ki hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde verilecek olan ceza yarı oranında artırılması gerekir.

Hırsızlık suçunun daha az cezayı gerektiren hallerde mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki hırsızlık suçunun paydaş ya da el birliği ile malik olunmuş olan mal üzerinde işler olması durumunda şikâyet edilmesi halinde faile ilgili olarak iki aydan bir yıla kadar hapis ya da adli para cezasına hüküm olunması gerekir. Bununla birlikte hırsızlık suçunun bir hukuki ilişkiye dayanan alıcı tahsil amacıyla işlenmiş olması durumunda şikâyet üzerine fil konumunda yer alan kişiyle ilgili olarak iki aydan bir yıla kadar hapis ya da adli para cezasına için olunması gerekir.

Hırsızlık suçunda çalınan malın değerinin az olması halinde bazı durumların mevcut olduğundan bahsetmemiz mümkündür. Hırsızlık suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olması halinde verilecek ceza da indirim yapılması mümkündür. Bununla birlikte hırsızlık suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olması halinde suçun işleniş şekli ve bu suçun özelliklerinin değerlendirilmesi ile ceza verilmesinden vazgeçilmesi mümkündür.

Hırsızlık suçunda malın kullanmak amacıyla çalınması durumu söz konusu olmaktadır. Bunun için kan Dökümlerinde kullanma hırsızlığı başlığı altında düzenleme yapılmıştır. Hırsızlık suçunun malın geçici bir süre kullanıp zilyedine Geri verilmesi üzerine işlenmiş olması durumunda mağdur konumunda yer alan kişinin şikâyeti üzerine verilecek olan ceza yarı oranında kadar indirilmesi gerekir. Fakat malın suç işlemek için kullanılmış olması durumunda bu durumun uygulanmasından bahsetmek mümkün olmaz.

Hırsızlık suçunda zorunluluk halinin mevcut olması durumunda İndirim söz konusu olabilmektedir. Öyle ki hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak amacıyla işlenmiş olması durumunda somut olayın niteliğine göre verilecek olan cezada indirim yapılmasını mümkün olmasının yanı sıra ceza verilmekten de vazgeçilmesi yoluna gidilebilir.

Hırsızlık suçunda uygulama bulması mümkün olabilecek bazı haller kanlı günlerinde düzenlenmiştir. Bunlar şahsi cezasızlık sebebi ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep, etkin pişmanlık ve tüzel kişiler ile ilgili olarak uygulanacak güvenlik tedbirleridir. İlk olarak şahsi cezasızlık sebebi ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebebi ile ilgili olumsuzlardan bahsetmemiz mümkündür. Hırsızlık suçunun haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin zararını olarak işlenmiş olması durumunda ilgili akraba ya ceza verilmeyeceği şahsi cezasızlık sebebi olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte üst soy ya da alt soyunun ya da bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen ya da Evlatlığın zararını olacak bir şekilde hırsızlık suçunun işleniyor olması durumunda ilgili akraba ile ilgili olarak cezaya hüküm olunmaması gerekir. Bu suçların hakkında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin aynı konu içerisinde beraber yaşamayan kardeşlerden birinin aynı konu içerisinde beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze yiyen ya da ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmiş olması durumunda ilgili akraba hakkında ancak şikâyet üzerine verilecek olan ceza yarısı oranında indirilir.

Hırsızlık suçunda etkin pişmanlık müessesesi düzenlenmiştir. Öyle ki hırsızlık suçunda etkin pişmanlığı düzenlenmesinden kaynaklı olarak böyle bir durumun söz konusu olması halinde bu müessese uygulama bulunmaktadır. Hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra ve bundan kaynaklı olarak hakkında kovuşturma başlamadan önce faili konumunda yer alan kişinin, azmettiren kişinin ya da yardım eden kişinin bizzat pişmanlık göstererek mağdur konumunda yer alan kişinin uğramış olduğu zararın aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen gidermiş olması durumunda ölecek olan cezanın üçte ikisine kadar indirilmesi gerekir. Etkin pişmanlığı kovuşturma başladıktan sonra ve ancak hüküm verilmeden önce gösterilmiş olması durumunda verilecek olan cezanın yarısına kadar indirilmesi gerekir. Kısmen geri verme ya da tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında mümkün olabilmesi için ayriyeten mağdur konumunda yer alan kişinin rızası gerekmektedir. Karşılıksız yararlanma suçunun mevcut olması durumunda faili konumunda yer alan kişi, azmettiren kişi ya da yardım eden kişinin pişmanlık göstermek suretiyle mağdur konumunda yer alan kişinin kamunun ya da özel hukuk tüzel kişisinin uğramış olduğu zararı soruşturma tamamlamadan önce tamamen tazmin ediyor olması durumunda kamu davası açılması mümkün olmaz. Mevcut olan zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin ediliyor olması durumunda ise verecek olan cezanın üçte birine kadar indirilir. Ancak faili konumunda yer alan kişi bu durumdan iki defadan fazla yararlanamaz.

Hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle kendi yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler ile ilgili olarak bunlara özgü güvenlik tedbirine hüküm olunması gerekir.

İzmir ceza avukatı hukuk bürosu olarak hırsızlık suçlarıyla ilgili dava dosyalara bakmaktayız. Tüm hırsızlık suçlarıyla ilgili davalar için bize ulaşabilirsiniz.

Hırsızlık Suçu Nedir?

Hırsızlık suçu 5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan bir suçtur. Mal varlığına karşı suçlar da kişilere karşı suçlar başlığı altında yer bulmaktadır.

Hırsızlık suçunun basit şekli zilyedin izni olmadan bir başkasına ait taşınır bir mali kendisine veyahut bir başka kişiye fayda sağlamak amacıyla mevcut olduğu yerden almak şeklinde tanımlanmaktadır. Hırsızlık suçunun yanı sıra mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenleme bulan bir diğer suç dolandırıcılık suçudur. Hırsızlık suçu ile dolandırıcılık suçu arasında bazı farkların mevcudiyeti söz konusudur. Hırsızlık suçu ile dolandırıcılık suçu arasındaki farklardan bahsetmemiz mümkündür. Hırsızlık suçu içerisinde mağdur konumunda yer alan kişinin izni olmamasına rağmen dolandırıcılık suçu içerisinde mağdur konumunda yer alan kişinin malın alınmasına izin vermesi görülmektedir. Bu noktada zilyetliğinin irade olarak devrinden bahsedilmektedir. Bununla birlikte rıza hileli bir davranış ile mağdur konumunda yer alan kişiyi hataya düşürerek elde edilmektedir. Hırsızlık suçu sadece taşınabilir mal üzerinde işlenmesi mümkün olan bir suçtur. Yani hırsızlık suçunun sadece taşınır malları karşı işlenebildiği söylenebilir. Oysa dolandırıcılık suçu taşınır veya taşınmaz her türlü mal üzerinde işlenmesi mümkün nitelikte bir suçtur. Hırsızlık suçu İçerisinde kişinin kendisini ya da bir başkasına fayda sağlama amacı aranmaktadır. Dolandırıcılık suçu içerisinde ise böyle bir amaç söz konusu değildir suçun işlenmesi bakımından genel kast mevcudiyeti yeterlidir. Öyle ki kendisini ya da bir başka kişiye yarar sağlamasa dahi dolandırıcılık suçunun mevcut olduğundan bahsetmek mümkündür. Hırsızlık suçunun söz konusu olması için ise kendisine ya da bir başkasına yarar sağlamanın özel bir maksat olarak

Öngörüldüğünden bahsetmek mümkündür.

Hırsızlık suçu 5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan mala zarar verme suçundan da farklıdır. Öyle ki hırsızlık suçu ve mala zarar verme suçu arasındaki fark manevi unsur bakımından ortaya çıkmaktadır. Malın alınmasında faili konumunda yer alan kişinin maksadı faydalanmak ise burada hırsızlık suçunun söz konusu olduğundan bahsedebiliriz. Ancak malın alınmasında faili konumunda yer alan kişinin amacı zarar vermek ise mala zarar verme suçu meydana gelmektedir.

Hırsızlık suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında mevcut olan yağma suçundan farklılık göstermektedir. Hırsızlık ve yağma suçu arasındaki fark malın zilyetliğinin teslimi bakımından ortaya çıkmaktadır. Malın zilyetliğinin faili konumunda yer alan kişiye zorla teslim edildiği durumlarda hırsızlık suçundan bahsetmemiz mümkün olmamaktadır. Burada yağma suçu meydana gelmektedir. Öyle ki 5237 sayılı Türk ceza kanunun 148. maddesi içerisinde tehdit ederek ya da cebir kullanarak, bir mali teslime ya da bu malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bulunması durumunun düzenlenmiş olmasının altını çizebiliriz.

Hırsızlık suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan güveni kötüye kullanma suçu bakımından da farklılık arz etmektedir. Hırsızlık suçu ile güveni kötüye kullanma suçu arasında mevcut olan fark zilyetliğinin devri ile devir sonrasındaki eylem ve bağlı olarak meydana gelmektedir. Güveni kötüye kullanma suçu içerisinde malın zilyetliğinin hırsızlıktan farklı bir şekilde bir rıza ile devredilmektedir. Fakat faili konumunda yer alan kişi Zilyetlik kendisine devredilmiş olan mal üzerinde kendisi için ya da bir başkası için fayda sağlamak amacıyla zilyetliğinin devrinin niteliğinin dışına çıkmaktadır. Hırsızlık suçu içerisinde faili konumunda yer alan kişi malın zilyetliğinin sahip olmaya çalışmakta iken güveni kötüye kullanma suçu içerisinde zilyetliğine zaten sahip olunmuş bir malın mevcudiyeti söz konusudur. Hırsızlık suçunda ve güveni kötüye kullanma suçunda benzer durum suçun kendisini ya da bir başka kişinin faydasına işlenmiş olmasıdır. Bununla birlikte mesleki bir faaliyet bakımından malın zilyetliğinin devri dilli durumlarda hırsızlık söz konusu olur niteliktedir.

Hırsızlık Suçunda Korunan Hukuki Değer Nedir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiş olan hırsızlık suçunda korunan hukuki değer kişilerin mülkiyet hakkıdır. Bunun yanı sıra hırsızlık suçuyla zilyetliğinde korunduğunu söylenmesi mümkündür. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 141. maddesi içerisinde zilyetliğinin rızasından bahsedilmektedir. Burada zilyetten kasıt bir mal üzerinde fiili hâkimiyeti bulunan kişinin mevcut olmasıdır.

Hırsızlık Suçunun Maddi Unsurları Nelerdir?

Hırsızlık suçunun maddi unsurlarından ilk olarak suçun konusunun ne olduğu ile ilgili olan hususlardan bahsetmemiz mümkündür. 5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun maddi konusu başkasına ait taşınır maldır. Böyle bir durumda taşınır mal ve başkasına ait olma hırsızlık suçunun konusunu meydana getirmektedir. Taşınır mal kişinin yaşamı içerisinde kendisi için kullanmış oldu taşınabilir eşya niteliği taşımaktadır. Nitekim malın malvarlığı haklarının konusunu oluşturması Önem teşkil etmektedir. Yine malın bir değeri sahip olması gereklilik arz eder. Bir diğer durum ise malın dış dünyada mevcut olmasının gereklidir. Mal bir değere sahip nitelik arz etmektedir. Malın ekonomik bir değeri sahip olması gerekli öğreti içerisinde savunulmaktadır. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk ceza kanunun hükümlerinde değerin azlığına dair düzenlemenin mevcudiyeti de söz konusudur. Öyle ki malın bir değeri sahip olması zorunlu olmasının yanı sıra bunun ekonomik bir değer niteliği taşıması da gereklilik arz etmemektedir. Ekonomik olmayan ancak manevi değeri söz konusu olan mal Hırsızlık suçunun konusunu meydana getirebilir niteliktedir. Örneğin bir kişi için değerli olan şeyler ekonomik bir değeri sahip olmasa bile değerli sayılır. Böyle bir durumda malın değerinin az olması veyahut herhangi bir değerini söz konusu olmaması hırsızlık suçunun meydana gelmesine engel teşkil etmez. Burada malın mevcudiyeti söz konusu olmalıdır. Malın fiziki yapısından bahsedilmesi mümkün nitelikte olmalıdır. Böylece bir hak veya hizmet hırsızlık suçunun konusunu meydana getirmez. Bu husus fikir içinde geçerlilik arz etmektedir. Fikri haklara tecavüzlerin söz konusu olması halinde koruma sağlanmak istenmiştir. Enerjinin ekonomik bir değer taşımış olduğu hallerde taşınır mal sayılacağına dair kanun hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. Bundan kaynaklı olarak elektrik gibi enerjiye değer işlenmiş olan eylemlerin hırsızlık olarak nitelendiriliyor olması mümkün dâhilinde olmamaktadır. Ancak enerji aleyhine işlenen suçların hırsızlık suçu olarak nitelendirilmemesi sıvı ya da gazın hırsızlık suçuna konu olmasını engellemez. Çalınan şeyin sıfır ya da gaz olması mümkün niteliktedir. Bunun yanı sıra çalınan şeyin mutlaka bir enerji niteliğinde olması şart olmamaktadır. Yani çalınan şey şu olabilir. Bununla birlikte telefon veya şifresiz yayınlardan abone olmaksızın veya bedelini ödemeden yararlanıyor olması hırsızlık suçunu meydana getirmemektedir. Burada karşılıksız yararlanma suçunun söz konusu olduğundan bahsetmemiz mümkündür.

İnsana sahip olduğu beden canlı bir nitelik taşıdığı sürece hırsızlık suçuna konu olmamaktadır. Ancak bedenden ayrılan kan veya organların hırsızlığın konusunu oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra insan bedeninden ayrılması mümkün nitelikte olan protezler de hırsızlık suçunun içerisinde değerlendirilebilir. Ölümün meydana gelmesi durumunda insan bedeninin bir eşya konumuna dönüştüğünden bahsetmek mümkün olmaz. Yine insanın ölümünden sonra kişinin cesedinin kısmen veya tamamen alınıyor olması bu kişinin hatırasına hakaret suçunu meydana getirir. Burada yine insan yüzüne karşı hırsızlık suçunun işlendiğinden bahsetmek mümkün değildir. Bunun yanı sıra cesetle gömülen bir şeylerin hırsızlık suçuna konu teşkil edeceğini söylememiz mümkündür. Eşya hukuku bakımından yaşamına devam ettiren sahipli hayvanların bir mal olarak nitelendirilmesini mümkün olabileceğinden bahsedebiliriz. Bundan kaynaklı olarak hırsızlık suçunun sahipli hayvanlara karşı işlenmesi mümkün niteliktedir. Bununla birlikte hırsızlık suçunun büyük ya da küçükbaş hayvan ile ilgili olarak işleniyor olması hırsızlık suçunun nitelikli hallerini meydana getirmektedir. Banka ya da kredi kartı hususlarının da hırsızlık suçunun konusunu meydana getirebileceğinden bahsedilebilir. Öyle ki bir başkasına ait banka veya kredi kartının sahibinin izni olmadan kendisini ya da bir başka kişiye fayda sağlamak amacıyla mevcut olduğu yerden alınarak götürülmesi hırsızlık suçunu meydana getirmektedir. Bu durumda elde edilmiş olan banka veya kredi kartını kullanmak veya bir başka kişilere kullandırıyor olmak 5237 sayılı Türk ceza kanunun farklı bir hükmü içerisinde düzenlenmiş olan bankaya da kredi kartlarının kötüye kullanma suçunu meydana getirmektedir. Kredi kartı yalnızca para çekmek için kullanılmamaktadır. Bunun yanı sıra kredi kartının ödeme işlemi de söz konusudur. Bundan kaynaklı olarak kartın kullanılması ile ödemeyi kart sahibi adına banka yapmaktadır. Sonrasında ise kart sahibi bankaya ödeme de bulunmaktadır. Bunun üzerine kart borcunun ödenmiyor olması durumunda muhatap olanlar banka veya kart sahibi olan kişilerdir. Kartın hesabın ekonomik özelliğini göstermemesi durumundan bahsetmek mümkün olmaz. Bunun sebebi kartın bir limitin mevcudiyetini söz konusu olmasıdır. Kart sahip olduğu limit kadar ekonomik bir değer taşımaktadır. Banka veya kredi kartının yalnızca bankamatikten para çekilmesi hususunda kullanılması halinde söz konusu olmasının doğru olmadığını söylemek mümkündür. Taşınmaz nitelik taşıyan mallar hırsızlık suçunun konusunu niteliğinde değillerdir. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 141. maddesinde düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun konusunu yalnızca taşınabilir mallar oluşturmaktadır. Malın taşınabilir özelliğe sahip olması hırsızlık suçunun maddi unsuru içerisinde mevcut olmaktadır. Buda kanun hükmünde yer bulmuş olan malın bulunduğu yerden alınması hususunun sonucu niteliğindedir.

Hırsızlık suçunun konusu ile ilgili olarak taşınır mal ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Hırsızlık suçunun konusunu oluşturma da bir diğer önemli olan husus başkasına ait olmadı. Malın bir başka kişiye ait olup olmaması özel hukuk içerisinde mevcut olan kurallara göre saptanır. Hırsızlık suçunun yaptırım altına alınması ile Zilyetlik hakkı korunmuş olduğundan malın Maliki ile zilyetliğinin farklı kişiler olmasının mümkün olabilirliğinden bahsedilebilir. Öyle ki bir malın zilyetliğinin devrinin mevcut olması durumu söz konusu dur. Böyle bir halde malik ile zilyedin farklı kişiler olması söz konusu olabilmektedir. Kişinin kendisine ait bir malı bir başkasının olduğunu sanmasıyla alan kişi fiil tipe uygun olmamasından ve sözde suç kurumunun mevcut olmasından dolayı yaptırma tabi olmaz.

Bir başka kişiye ait olan mali bu kişinin kendisinin olduğu zanlıyla alan kişinin durumu yanılma hususu içerisinde bulunmaktadır. Fiilin icrası esnasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kişi kasten hareket etmiş olmayacağından hırsızlık suçunun taksirle şekli mevcut olmadığından bu halde fail konumunda yer alan kişinin cezalandırılması mümkün olmaz. Sahibi olmayan malların hırsızlık suçunun konusu olduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Öyle ki sahipsiz nitelik taşıyan mallar hırsızlık suçunun konusunu oluşturmazlar. Bununla birlikte atılmış eşya bir başkasına ait sayılmayacağından hırsızlık suçunu meydana getirmeyecektir. Ancak kaybedilmiş veya hata sonucu ele geçirilen eşyanın iade edilmemesi durumu söz konusu bulunması veya yetkili mercilere haber verilmeden malik gibi tasarruf da bulunuyor olmasa yaptırma tabi nitelik taşımaktadır. Bununla birlikte unutulmuş eşya her zaman kaybedilmiş eşya niteliğinde olmayacağından nerede unutulduğu biliniyor ise malik veya zil yedin kontrolü altında bulunmaya devam ettiğinden hırsızlık suçunun konusunu meydana getirmektedir. Paydaşa da el birliği ile malik olunan mal hırsızlığın konusunu meydana getirir. Bunun sebebi bu tür malların tüm maliklerin mal olmasından kaynaklanmaktadır. Maliklerden birisi bu konuda açık bir şekilde anlaşma olmadan mal üzerine tek başına tasarruf da bulunamayacaktır. Nitekim hırsızlık konusunu paydaş veya el birliği ile malik olunan bir mal meydana getiriyor ise bu durumda hırsızlık eğilimi takibi şikâyete bağlı hale gelmesinden kaynaklı olduğu gibi daha az cezayı gerektiren durumlar içerisinde de yer olabilmektedir.

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun faili herkes onu bilmektedir. Bu suçun faili sıfatı herhangi bir özelliğe ihtiyaç duymamaktadır. Mağdur konumunda yer alan kişinin sıfatı ise hırsızlık suçu açısından bir özelliğe tabi değildir. Hırsızlık suçunun mağduru her kişi olabilir. Nitekim suçun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından ya da ölmesinden yararlanmak suretiyle ve beden ya da ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kişiye karşı işlenmiş olması halinde suçun nitelikli halleri söz konusu olmaktadır. Hırsızlık suçunun mağduru konumunda yer alan kişi açısından temel husus o malın Maliki veya zilleti konumuna taşımaktır. Mülkiyet açısından bir tartışmanın söz konusu olmamasının yanı sıra Zilyetlik bakımından zilyetliğinin hangi şekilde elde edildiğinin önemi olmamaktadır. Bundan kaynaklı olarak ahlaka, kanuna aykırı veya bir suç nedeniyle elde edilmiş olan mallar hırsızlığın konusunu meydana getirebilmektedir. Kişinin yaşamının sona ermesi durumunun mevcut olması halinde mağdur mirasçılar olmaktadır. Öyle ki yaşayan kişinin ölümü halinde bu kişinin geride bıraktığı mirasçılar hırsızlık suçunun mağduru sıfatını taşımaktadır. Tüzel kişilerin ise suç işlemeleri Mümkün nitelikte olmadığından hırsızlık suçunun faili konumunda yer alan kişi olmaları mümkün olmamaktadır. Nitekim hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız fayda sağlayan tüzel kişilerle ilgili olarak bunlara üzgün güvenlik tedbirlerine hükmolunması mümkündür.

Hırsızlık suçunun meydana gelmesinde mümkün olabilmesi için taşınır malın mevcut olduğu yerden alınmış olması önem teşkil etmektedir bir malın mala zilyet olan kişinin mevcut alanından çıkarılan faili konumunda yer alan kişinin mevcut alanına sokulması ile alma işleminin meydana geldiğinden söz edilebilir. Bu durumda aranacak olan faili konumunda yer alan kişinin ilgili mal üzerinde serbest bir şekilde tasarruf da bulunabilecek konuma ulaşmış olmasıdır. Böylelikle asıl zilyedin o mal üzerinde tasarrufta bulunmasının mümkün olması olanaksız duruma getirilmiştir. Öyle ki maddenin gerekçesi içerisinde almak filminden bahsedilen suçun konusunu meydana getiren mal üzerinde mağdur konumunda yer alan kişinin zilyetliğinin son verilmesi, mağdur konumunda yer alan kişinin suçun konusunu oluşturan eşya üzerinde Zilyetlikten meydana gelen tasarruf haklarını kullanmasının imkânsız hale geliyor olmasıdır. Bu tasarruf imkânını ortadan kaldırılması halinde suç tamamlanmaktadır.

Hırsızlık Suçlarına Bakan Avukatlar adlı yazımızı da okuyabilirsiniz.

Mağdur konumunda yer alan kişinin açık veya örtülü rızası söz konusu olan eylemi tipik olmaktan çıkarmaktadır. Böyle bir durumda tipi uygun eylemin mevcut olmaması sebebiyle faal konumunda yer alan kişiye ceza verilmemektedir. Mağdur konumunda yer alan kişinin vermiş olduğu iznin sonuçlarına anlaması mümkün olabilecek bir durumda olması gerekmektedir. Öyle ki bu kişinin izninin iradeli bir şekilde gerçekleşmesi gerekir. Küçüğün ya da alkol veya uyuşturucu etkisi altında bulunan kişinin vermiş olduğu rızanın geçerli olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir durumda da kişinin eylemin suç niteliği taşımaktadır. Rıza’nın açıklanmış olduğu anın önem teşkil ettiğinden de bahsetmek mümkündür. Öğreti içerisinde Rıza’nın malın alınmasından önce veya en geç alınması esnasında açıklanması gerektiği kabul görmektedir. Alma eğilimi herhangi bir şekilde meydana gelebilir. Bu durumda alma gizli bir şekilde olabilecekken açık bir şekilde de olabilir. Ancak bazı durumlarda nitelikli halin uygulama bulması durumu söz konusu olmaktadır. Nitekim elde ya da üstü taşınan eşyayı çekim almak yoluyla veya özel beceriyle almanın gerçekleşmesi hırsızlık suçunun nitelikli halini meydana getirmektedir. Alma eylemi bir başkasının zilyetliği içerisinde bulunan malı kendi zilyedine geçirmek olarak düşünülebilir. Zilyet konumunda yer alan kişinin bu yöndeki iradesini açıklamasından mümkün olmasa bir kuşun niteliği taşımamaktadır. Bu durumda zil yedin alkollü olması gibi bir durumda önem teşkil etmemektedir. Hırsızlık suçunun bir kişinin malını koruyamayacak bir halde İşlenmiş olması durumunda ya da bu kişinin yaşamını yitirmesinden faydalanmak suretiyle hırsızlık suçunun işlenmesi durumunda suçun nitelikli durumları meydana gelmektedir.

Hırsızlık konusunu meydana getiren taşınır malın mevcut olduğu yerden alınıyor olması hırsızlık suçunun icra hareketlerini başlatmış niteliktedir. Bu durumda faili konumunda yer alan kişi mala dokunması yeterli olmamaktadır. Malın istenilen yere götürmüş olması da gereklilik arz etmemektedir. Fakat bu suç açısından özellik gösteren durum her zaman suçun bitmesi ile sona ermesi İle tamamlanmış olmamaktadır. Hırsızlık suçunun tamamlanma zamanı gerekçe içerisinde belirtilmiş olan hususları göre mağdur konumunda yer alan kişinin zilyetlikten meydana gelen tasarruf haklarını kullanmasının imkânsız duruma gelmiş oldu andır. Böyle bir durum fark konumunda yer alan kişinin mal üzerinde egemenlik kurmasına bağlı olmaktadır. Faili konumunda yer alan kişi hırsızlık konusu mal üzerinde hangi zaman egemenlik kurdu tartışmalıdır. Burada mevcut sorun somut olayın niteliğine göre söz konusu olmaktadır. Hırsızlığın hangi yerde gerçekleştirildi özellikle önemli olmaktadır. Hırsızlık suçunun gerekçeden yola çıkmak suretiyle bir kritere tabi olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki mağdur konumunda yer alan kişinin zilyetlikten meydana gelen tasarruf hakkını kullanıyor olması imkânsız durumda ise faili konumunda yer alan kişi mağdur konumunda yer alan kişiden bağımsız olarak serbest bir şekilde herhangi bir engelle karşılaşmadan mal ile ilgili olarak tasarruf da bulunabilecek halde ise burada suç tamamlanmış olmaktadır. Hırsızlık suçunun tamamlanma zamanı hırsızlık suçunun gerçekleşip gerçekleşmemesi açısından olmamaktadır. Hırsızlık suçunun teşebbüs aşamasında kalıyor olup olmaması bakımından önemlidir. Suçun tamamlanma zamanına kadar teşebbüsün mümkün olduğu gibi faili konumunda yer alan kişinin gönüllü bir şekilde vazgeçmesi de mümkün nitelik taşımaktadır. Faili konumunda yer alan kişinin mali mevcut olduğu yerden almak ile birlikte daha sonra başka bir yere götürmek üzere ıssız yerine egemenlik alanında bırakması halinde söz konusu olabilmektedir. Hırsızlık suçunda alınan maldan yararlanma kuşu niteliği taşımamaktadır. Belirli bir süre yararlanılmış olması da sucu kesintisiz bir şekle büründürmez. Hırsızlık suçu şekli bir suç niteliği taşımaktadır. Bundan kaynaklı olarak neticesi de harekete bitişik bir suç olduğu söylenebilir.

Hırsızlık Suçunda Suça Etki Eden Haller Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında hırsızlık suçu düzenlenmiştir. Hırsızlık suçunda bazı durumlarda bu suça daha fazla ceza verilmesi gerektiren halleri mevcudiyeti söz konusu olmaktadır. Bunun yanı sıra daha az cezanın gerektirmesi gerektiren hallerde mevcut olmaktadır. Bu hallere suça etki eden haller denilmektedir. Örneğin suçun gece vakti işlenmesi hırsızlık suçuna verilecek olan cezada artırıma gidilmesine neden olmaktadır. Öyle ki burada suça etki eden hallerden daha fazla ceza verilmesini gerektiren haller ve daha az ceza verilmesini gerektiren haller olarak iki ayırmak suretiyle açıklamak daha doğru olacaktır.

Hırsızlık Suçundan Daha Fazla Ceza Verilmesini Gerektiren Haller

Hırsızlık suçunda taşınması mümkün nitelik taşıyan mali korumak amacıyla yapılmış bulunan şeylere zarar verilmek suretiyle işlenen hırsızlık suçları açısından ayriyeten mala zarar verme suçu da işlenmektedir. Böylece gerçek içtimaının söz konusu olduğundan bahsetmek mümkün olmaktadır. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk ceza kanunun kabul edilmesinden daha önce yürürlükte olan 765 sayılı eski Türk ceza kanununda yer alan suçun birden fazla kişiyle beraber işlenmesi durumunda nitelikli hale dair hükme hırsızlık suçunu nitelikli halleri açısından yeni kanunda yer verilmemektedir. Bu durumda Türk ceza kanunu bakımından hâkim suçun birden fazla kişi bakımından işlenmiş olması durumunda 5237 sayılı Türk ceza kanunun 61. maddesi içerisinde söz konusu olan hususta değerlendirilmesi suretiyle cezai alt sınırın üstünde belirlenmesi mümkün olabilecektir. Birden fazla hususun bir arada gerçekleşmesi halinde en ağır cezayı gerektiren hususun uygulama bulması durumu söz konusu olacaktır. Cezanın alt sınırının üstünde belirlenebilmesi mümkün niteliktedir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun nitelikli hallerinden biri hırsızlık suçunun kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşları içerisinde ya da ibadete ayrılmış yerlerde bulunan veya kamu yararına ya da hizmetine tahsis edilmiş olan eşya ile ilgili olarak işlenmesi durumudur. Bu durum hırsızlık suçunun nitelikli halini meydana getirmektedir. Bunun yanı sıra verecek olan cezada artırma getirilmesini gerekli kılarken daha fazla ceza verilmesini gerektiren haller içerisinde değerlendirilir.

Bu nitelikli hal ile ilgili olarak ilk hırsızlık suçunun kime ait olduğu önem teşkil etmeksizin kamu kurum ve kuruluşları İçerisinde bulunan eşya ile ilgili olarak işlenmesi hususundan bahsetmek mümkündür. Kanuni çimlerinde düzenlenmiş olan bu nitelikli hal açısından iki durumu mevcudiyeti söz konusudur bunlardan ilki oğluna eşyanın mülkiyetinin hangi kişiye ait olduğunun önem teşkil etmemesidir ikinci durum ise eşyanın kamu kurum ve kuruluşlarında bulunuyor olmasının gerekliliğidir. Eşyanın kamu kurum ve kuruluşları içerisinde bulunan bir eşya niteliği taşıması eşyanın ait olduğu yer bakımından bir tereddüt yaratmaktadır. Öyle ki söz konusu eşyanın mülkiyetinin devlete ait olması neticesi meydana geliyor ise kime ait olursa olsun ibaresi bu tereddüttü yok etmektedir. Burada eşyanın devlete veya vatandaşa ait olması Önem teşkil etmeksizin bu eşyanın hırsızlık esnasında kamu kurum ve kuruluşları içerisinde mevcut olmasa durumu meydana gelmiş ise nitelikli hal uygulama bulacaktır. Öyle ki nitelikli halin uygulama bulması bakımından yalnızca kamu kurum ve kuruluşlarında bulunuyor olması yeterlilik teşkil etmektedir. Bu durumda eşyanın mülkiyeti değil bulunmuş olduğu yer önem teşkil eder. Bu nitelikli halin bir nitelikli hal olarak yer bulmasında mülkiyet veya Zilyetlik hakkından çok konunun itibarının zarar görüyor olması yaptırma tabi tutulmuştur. Kamu kurumu belirli bir ya da birkaç kamu hizmetini veya eylemlerine yürütmekle görevli, tüzel kişiliğe sahip idarenin Teşkilat birimi niteliğindedir. Bahsetmiş olduğumuz nitelikli halin uygulama bulması bakımından eşyanın kamu kurum ya da kuruluşları içerisinde mevcut olması geçerlilik arz etmektedir. Faili konumunda yer alan kişinin kurum ya da kuruluşa ait olan binaya girmesi şart olmamaktadır. Dışarıdan da herhangi bir şekilde eşyanın alınıyor olması yeterli teşkil eder. Bu nitelikli hal ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durum hırsızlık suçunun kime ait olduğu önem teşkil etmeden ibadete ayrılmış yerlerde bulunan eşya ile ilgili olarak işlenmiş olmasıdır. Kan Dökümlerinde düzenlenmiş olan bu nitelikli hal açısından suçun ibaresi ayrılmış yer içerisinde bulunan eşya ile ilgili olarak işlenmiş olması gerekli kar etmektedir. Fakat kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi bu suç açısından eşyanın kime ait olduğu önem teşkil etmemektedir. Bu bakımdan eşyanın ibadethaneye ait olması gereklilik arz etmez. Örneğin camiye giren kişiler ayakkabılarını çıkararak kapının önünde bırakmaktadırlar. Hırsızın camiye girip ibadet etmek için ayakkabılarını bırakan kişilerin ayakkabılarını çalmış olması hırsızlık suçunun nitelikli halini meydana getirmektedir. Öyle ki burada camiye serilen halıların sadece koruma altına alınmış olduğundan bahsedilmesi mümkün olmamaktadır. Camiye ait olan eşyalardan birinin çalınması da nitelikli hal oluşturmanın yanı sıra camiye giren kişilerin kendine ait eşyaların alınması da bu nitelikli hali meydana getirebilmektedir. Örneğin cuma namazı için camiye gelen bir kişinin telefonunu caminin içerisinde bir yere bırakmış olması durumunda bu kişinin telefonun çalınması hali hırsızlık suçunun nitelikli halini meydana getirebilmektedir. Telefonun kişinin özel eşyası olmasına rağmen bu kişi telefonunu ibadete ayrılmış bir yerde çaldırmış olmasından kaynaklı olarak suçun failine nitelikli hal uygulanacaktır. İbadete ayrılmış olan yer söz konusu dinin mensuplarının ibadetleri için ayrılmış olan suçun işlendiği esnada bu özelliğini koruyan yer konumunda yer almaktadır. Fakat o sırada ibadetin yapılıyor olması da önem teşkil etmemektedir. Öyle ki kişinin camide bıraktığı bir eşyanın çalınıyor olmasa o kişinin o esnada namaz kılmasını gerekli kılmaktadır. Camiye giren kişi yalnızca camiye girip oturuyor olsa dahi kendisine ait özel bir eşyanın çalınıyor olmasa bu suçun nitelikli halini meydana getirmektedir.

Hırsızlık suçunun nitelikli hali ile ilgili olarak bir diğer husus hırsızlık suçunun kamu yararına ya da hizmetine tahsis edilen eşya ile ilgili olarak işlenmesidir. Bahsetmiş olduğumuz bu nitelikli hali mevcut olması için eşyanın kamu yararına ya da kamu hizmetine tahsis edilmiş olması önem teşkil etmektedir. Bir eşyanın kamu yararı veya hizmetine tahsis edilmesi herkesin sinem bu işi oradan yararlanmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Eşyanın kime ait olduğuna önem teşkil etmemektedir. Önem teşkil eden durum eşyanın tahsis amacının ne olduğudur.

5237 sayılı Türk ceza kanunu Malvarlığının karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun nitelikli hallerinden hüküm altına alınmış olanlardan bir diğeri hırsızlık suçunun halkın faydalanması sunulmuş ulaşım aracı içerisinde ya da bunların belli varış ya da bunların kalkış yerlerinde bulunan eşya ile ilgili olarak işlenmesidir. Bu nitelikli halin uygulama bulması açısından eşyanın hangi kişiye ait olduğu önem teşkil etmemektedir. Burada önem teşkil eden durum bulunduğu yer olmaktadır. Eşya hangi kişiye ait olursa olsun ulaşım aracı içerisinde veya bunların varış ya da kalkış yerleri içerisinde mevcut olması gerekmektedir. Bu durumun yeterlilik arz ettiği kanuni kimleri içerisinde düzenlenmiştir. Fakat ulaşım aracının halkın faydalanması sunulmuş olması da önem teşkil etmektedir. Bu durum zorunluluk taşımaktadır. Bu bedelli veya bedelsiz bir nitelikte olabilmektedir. Bu bakımdan ulaşım aracının toplu veya özel nitelik olmasa bir önem taşımamaktadır. Öyle ki belediye otobüsüyle taksiler arasında herhangi bir fark mevcut değildir. Çünkü taksilerde belediye otobüsleri de halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı niteliği taşımaktadır. Kanun hükümlerinde ulaşım aracından bahsedilmesi otomobil, kamyon gibi her türlü ulaşım aracı bakımından nitelikli hal taşımayı mümkün kılmaktadır. Bununla birlikte aracın halkın yararlanmasına sunulmuş olması yararlanan kişi bakımından bir ayrımın gözetilmemiş olduğunu sonucunda ortaya çıkarmaktadır. Nitelikli hal içerisinde hırsızlık suçunun halkın yararlanılmasına sunulmuş ulaşım aracı içerisinde meydana gelmesinin yanı sıra bunların belli varış ya da kalkış yerlerinde bulunan eşya ile ilgili olarak işlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Belli varış ve kalkış yeri ibaresinin ilk ve son duraklar bakımından anlaşılması gereklilik arz etmektedir. Aksi halde hükmün uygulama alanının son derece daraltıldığından bahsedilebilir. Kanun koyucu hükümleri içerisinde böyle bir sınırlama düşüncesi ile hareket etmemektedir. Burada önem teşkil eden durum ulaşım aracının yolcu indirip bindirdiğimiz durakları mevcut olmasıdır. Mevcut olan her bir durak bu bakımdan inen veya binen kişiler için varış ya da kalkış yeri olmaktadır. Bu durumda varış ya da kalkış yerleri içerisinde bulunan eşya tabiri ile bir anlam kazanıyor olmaktadır. Bu durumda duraklar içerisinde bulunanlar nitelikli hal kapsamı içerisinde yer alabilmektedir.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun nitelikli halini oluşturan ve daha fazla ceza alınmasını gerektiren bir diğer husus hırsızlık suçunun bir afet ya da genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek ya da hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında işleniyor olmasıdır. Afet ya da genel bir felaket yangın, deprem, sel, salgın hastalık, savaş şeklinde insanın hayatı açısından tehlike oluşturabilecek her türlü olayı tanımlanmaktadır. Kanun hükümleri içerisinde söz konusu olacak olan eşyanın bu tür olayların yaratabileceği zararları önlemek ya da hafifletmek maksadıyla tesis edilmiş olması gerekmektedir. Burada söz konusu eşyanın kime ait olduğu önem teşkil etmemektedir. Bu eşyaların kamuya veya özel kişilere ait olması söz konusu olabilir. Burada bir değişiklik olmamaktadır. Her ikisine ait olsa da aynı suç meydana gelmekte ve nitelikli hal uygulanmaktadır. Süreklilik veya geçicilikte bir öneme sahip değildir. Geçici olarak konulmuş olan bu eşyaların alınıyor olması da nitelikli halin oluşmasını sağlamaktadır. Böylece daha fazla cezayı gerektiren hal meydana gelir. Eşyanın nereye konulduğu da önem teşkil etmemektedir. Açık bir alanda olabileceği gibi farklı bir yerde de bulunması söz konusu olabilir. Burada da yine nitelikli hal uygulama bulacaktır.

Hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun adet ya da tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya ile ilgili olarak işlenmesi durumudur. Açıkta bırakılmış olma kurumu içerisinde olmamayı teşkil etmektedir. Eğer eşya koruma altında ise bu durum söz konusu olmamaktadır. Bu bakımdan açıkta bırakılmış olma her kişinin girmesine mümkün olabileceği bir yerde bırakılmış olmadan farklılık gösterir. Öyle ki herkesin girmesini mümkün olacağı bir yerde bırakılmış olan eşya da sözü Dilmen’in yanı sıra bu eşyanın kilitlenmiş olması zorunluluğu söz konusu olmaktadır. Bu bakımdan açıkta bırakılmış eşya kilitlenmek suretiyle korunmamış ise bu nitelikli hal uygulama bulacaktır. İnşaatın açıkta bırakılmış olan malzemesi ne almış olmak bu durumu meydana getirmektedir. Öyle ki inşaat içerisinde bazı malzemeler açıkta bırakılmaktadır. Bir inşaata girip burada açıkta bırakılmış olan eşyaları alan kişi hırsızlık suçunun adet ya da tahsisi veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında işleniyor olmasından kaynaklı olarak cezanın artırılmasına sebebiyet vermektedirler. Burada bahsedilmiş olan açıkta bırakılma adet ya da tahsis ya da kullanım gereği olması gerekmektedir. Böyle bir durum söz konusu olmadan açıkta bırakılan eşya açısından bu nitelikli halin mevcut olduğundan bahsetmek mümkün olmaz. Neyin adet ya da tahsis ya da kullanım için meydana getirildiği somut olay açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Öyle ki mevcut olan yerdeki kullanım şekilleri bu durumda önem arz etmektedir. Yerlerin değişmesi ile birlikte kullanım şekilleri de değiştiğinden o yerde kullanım şeklini nasıl oldu suçun belirlenmesinde önem teşkil etmektedir.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında mevcut olan hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından ya da ölmesinden faydalanmak suretiyle işlenmiş olmasıdır. Bu nitelikli halin söz konusu olması açısından hırsızlık bir başka kişinin yardımına muhtaç ve bundan kaynaklı olarak savunma imkânına sahip olmayan kişileri korumak için öngörülmüştür. Böyle bir durumdan faydalanmak isteyen faili konumunda yer alan kişilerin de daha ağır bir cezayı almaları amaçlanmaktadır. Bu bakımdan faili konumunda yer alan kişilerin toplumsal birliğe zarar getiren tavırlarının yaptırım altına aldığından bahsetmek mümkündür. Bir kişinin sahip olduğu malı koruyamayacak halde olması süreklilik arz etmeyen bir durumu taşıyıp hırsızlık eyleminin işlenmesi esnasında korunma için gerekli tedbirleri alabilecek durumda bulunmaması anlamına gelmektedir. Bu duruma bayılmakta girmektedir. Böyle bir eylemin gerçekleşmesi halinde mağdur konumunda yer alan kişinin kusurunun söz konusu olup olmaması önem teşkil etmemektedir. Burada faili konumunda yer alan kişi bakımından bu durumun özellikle yaratılmış olması hali dolandırıcılık suçunu meydana getirebilmektedir. Böyle bir durum faal konumunda yer alan kişinin uygulamış olduğu bir ya da tehdit suretiyle yaratılmış ise yağma suçunun meydana geldiğini söylememiz mümkündür.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun elde ya da üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle veya özel beceri ile işlenmiş olması durumudur. Kanun hükümleri içerisinde kapkaç ve yankesicilik olarak uygulama içerisinde söz konusu olan iki hal düzenlenmiştir.

Burada ilk durum suçun elde ya da üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle işlenmesidir. Suçun elde ya da üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle işlenmiş olması kapkaç olarak adlandırılmaktadır. Bu durum hırsızlık suçunun nitelikli halini oluşturmaktadır. Bu durumun uygulanması açısından eşyanın çekip alınması gereklilik arz etmektedir. Sadece çekip alınmış olması da yeterlilik teşkil eder. Ekip almayı aşan nitelik taşıyan ve mağdur konumunda yer alan kişinin malın teslimini olan direncinin kırılmasına yönelik hareketlerin mevcudiyeti eylemi yağmaya dönüştürmektedir. Söz konusu olan eşyanın elde ya da üste taşınıyor olması gerekmektedir. Kapkaç eyleminin mağdur konumunda yer alan kişinin kapıp kaçmaya elverişli bir halde üzerinde bulunan herhangi bir eşyasını, vücut üzerindeki etkisini hissettirecek bir kuvvetle ani bir şekilde çekip kaçmak olarak meydana gelmesi gerekmektedir. Kullanılmış olan kuvvet mağdur konumunda yer alan kişinin sahip olduğu eşyayı vermemek veyahut alınmasına müsaade etmemek için göstermiş olduğu çabayı kırmak ya da engellemek açısından cebir veya tehdit niteliğinde oluyor ise burada yağma suçunun mevcut olduğunu söylememiz gerekmektedir.

Suçun özel beceri ile işlenmiş olması yankesicilik olarak adlandırılmaktadır. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yankesicilik hırsızlık suçunun nitelikli hal olarak özel beceri olarak adlandırılmaktadır. Fakat kavramın içeriği açısından yankesiciliği ifade etmiş olduğu hali yağma suçundan ayrılmaktadır. Gerekçe içerisinde ifade edildiği üzere söz konusu hükmün kapsamı içerisinde yankesicilik ya da kişisel çiftlikle işlenmiş olan hırsızlık durumları beğendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvana alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılmak suretiyle işlenen eylemlere de dâhil niteliktedir. Böyle bir durumda yankesicili kahrımdan daha geniş bir durum yaratılmak amaçlanmıştır. Öyle ki bir hayvanın eğitilmesi suretiyle bir başka kişinin sahip olduğu eşyanın ondan alınması durumu da hırsızlığın özel beceri ile işlenmesiyle nitelikli hal oluşturmaktadır. Yankesicilik ile kapkaçı birbirinden ayırmak için bazı kararları mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki Yargıtay içerisinde söz konusu olan karara göre yankesicilik vasıtasıyla hırsızlık suçunu meydana getiren fiillerin kişi fark edilmeden mali üzerindeki her türlü gözetim ve denetimi azaltılmasını mümkün kılacak ya da açabilecek bir şekilde el çabukluğu ve ustalık ile gerçekleştirilmesinin gerekli olması bu konu ile ilgili olarak yasal düzenleme yapılması esnasında suç işleme becerisinin meslek edinilmesi alışkanlığı ya da eğilimi ile suç kasıntısı içerisindeki yoğunluk ve direngenin değerlendirilmesi bakımından yolda yürüyen kişinin yanına yaklaşarak omuzundaki çantayı kapıp kaçan kişilerin fiillerin de yankesicilik ve hırsızlık suçunun söz konusu olmadığı bu eylemin kapkaç vasıtasıyla hırsızlığı meydana getirdiği ileri sürülmektedir.

Kanun hükümlerinin düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun elde ya da üstü taşınan eşyayı çekip almak yoluyla veya özel beceri ile işlenmiş olması durumunun beden ya da ruh bakımından kendisini solması mümkün olmayacak halde olan kişiye karşı meydana gelmesi halinde cezanın artırılması gerekmektedir. Öyle ki cezayı araştıran benzer bir nitelikli hale kasten öldürme suçunu düzenlenmiş olan kanun hükmünde yer verilmiştir. O hüküm içerisinde düzenlendiğine göre mağdur konumunda yer alan kişinin çocuk olması ya da ileri yaşı, felçli olmak veya akıl hastalığı gibi rahatsızlıkları ya da ruhu ya da fiziki yetersizliği sebebiyle kendini korumaktan aciz nitelik taşıması beden ve ruh açısından kendisini savunamayacak nitelikte olarak kabul edilmektedir. Mağdur konumunda yer alan kişinin bu durumu kendisinin yaratmış olup olmadığı önem teşkil etmemektedir. Burada sadece faili konumunda yer alan kişinin yapmış olduğu eylem cezalandırılmaktadır. Yani faili konumunda yer alan kişinin kendi isteği ile fiziki bir şekilde güçlü hale geliyor olması durumunda Bu kişiye karşı suçun işlenmiş olması hali faili konumunda yer alan kişiye ceza verilmesine engel teşkil etmemektedir. Kanun hükümleri içerisinde çocuk kavramından anlaşılması gereken açık bir şekilde belirtilmese de çocuk olan kişinin kendini beden ya da ruh bakımından savunamayacak durumda olması söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte mağdur konumunda yer alan kişinin cinsiyeti önem teşkil etmemektedir. Kadın veya erkek olması önem teşkil etmeden bu kişiye karşı işlenen suçun nitelikli hali taşımaktadır. Kişilerin beden ya da ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunması halinin belirtilmesinde somut olayın özellikleri önem teşkil etmektedir. Burada bu durumda yer alan kişilerin belirtilmesi açısından İlgili durumun özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun nitelikli halini oluşturan ve daha fazla cezayı gerektiren hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun doğal bir afetin ya da sosyal olayların meydana getirmiş olduğu korku ya da kargaşadan faydalanmak suretiyle işlenmiş olmasıdır. Hırsızlık suçunun doğal bir afettin ya da sosyal olayların meydana getirmiş olduğu korku ya da kargaşadan faydalanmak suretiyle işlenmiş olmasında kişinin malını koruyamayacak durumda olması durumu meydana gelmektedir. Buradaki nitelikli hal açısından söz konusu durum doğal bir afettin ya da sosyal olayların meydana getirmiş olduğu korku ya da kargaşa ile oluşmaktadır. Örneğin depremin meydana gelmesi gibi doğal afetlerin söz konusu olması hali bu durumu meydana getirmektedir. Böyle bir durumun söz konusu olması ile meydana gelen hal hırsızlık suçunun işlenmesinde bir kolaylık sağlamakta ve faili konumunda yer alan kişinin daha ağır bir şekilde cezalandırılmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte bu durumların afet boyutuna ulaşmış olması ve yine afet ya da sosyal olayların korku ve kargaşa meydana getirmiş olması gerekli kar etmektedir. Mevcut olan olaylar korku ya da kargaşa meydana getirmemiş ise bahsetmiş olduğumuz bu nitelikli halin uygulama bulması mümkün olmaz.

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun nitelikli hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun haksız yere elde bulundurulmuş olan ya da taklit anahtarlar ile veya diğer bir alet ile kilit açmak ya da kilitlenmesinin engellemek suretiyle işlenmiş olması durumudur. Kilidin kişinin haksız yere sahip olduğu ya da taklit anahtar ile veya diğer bir aletle açılmış olması gerekmektedir. Ancak kilidin anahtar veya bir başka alet olmadan açılmış olması durumunda söz konusu nitelikli halin mevcut olmasından bahsetmek mümkün değildir. Anahtar haksız bir şekilde elde bulundurulmalıdır. Veyahut anahtar taklit olmalıdır. Haksızlık hukuka aykırılığı meydana getirir. Bu bakımdan haksız yere elde bulundurulmak hırsızlık, cebir, tehdit gibi hukuku aykırılık teşkil eden herhangi bir yol şeklinde meydana gelmektedir. Anahtarın sahibinin izni ile verilmiş ise bu durumda güveni kötüye kullanma suçu oluşmaktadır. Öyle ki burada anahtarın sahibi kendi anahtarını bir başkasına veriyor ve olumsuz bir durum meydana geliyor ise böyle bir halde güveni kötüye kullanma suçu meydana gelir. Anahtarın unutulması ya da elde edilmesinin kolay bir şekilde olabileceği bir yerde bırakılmış olması durumu bu nitelikli halin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hallerinden bir diğer hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesidir. Suçun işleniyor olmasını kolaylaştırmasından dolayı kanun hükümlerinde hırsızlık suçunda bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması durumu nitelikli hal olarak hüküm altına alınmıştır. Hırsızlık suçunun konusunun taşınabilir bir mal olmasından kaynaklı olarak bu suçun bilişim Sistemleri aracılığıyla işlenmesine mümkün olup olmadığı doktorun içerisinde tartışma konusu olmaktadır. Veri hırsızlık suçunun konusunu oluşturmamaktadır. Ancak verinin hırsızlık suçunun konusu olmaması hırsızlık suçunun bilişim Sistemleri aracılığı ile işlenemeyeceğini meydana getirmemektedir. Bunun üzerine bir işlem Sistemleri aracılığıyla taşınır malların da çalınıyor olması söz konusu olabilmektedir. Otomatik olarak yönlendirilmiş olan taşınır malların bilişim Sistemleri aracılığı ile ele geçirilmesi bunu örnek teşkil etmektedir. Öyle ki bu örneklerin benzerlerini mevcudiyeti söz konusudur.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında hüküm altına alınmış olan hırsızlık suçunun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun tanınmamak için tedbir almak suretiyle ya da yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak işlenmesi durumudur. Burada söz konusu olan iki tane durum vardır. Öyle ki suçun tanınmamak için tedbir alarak işlenmesi ve suçun yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak işlenmesi durumlara düzenlenmiştir. İlk olarak suçun tanınmamak için tedbir alarak işlenmesi hali ile ilgili olan hususlardan bahsetmemiz mümkündür. Tanınmamak için tedbir almak faili konumunda yer alan kişinin dış görünüşünü değiştirmek suretiyle yakalanmasını önlemek amacını güden her türlü davranışı meydana getirmektedir. Öyle ki kişinin kıyafetlerini değiştirmesi veya fiziksel özelliklerinde değişiklik yapması bu durumu meydana getirir. Söz konusu tedbirlerin tanınmaması sonucunu meydana getirip getirmemesi önem teşkil etmemektedir. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer husus suçun yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak işlenmesi halidir. Resmin sıfat takınmak faili konumunda yer alan kişinin kendisine kamu görevlisi süsü vermesi olarak anlaşılabilir. Kamu görevlisi bu sıfatına kullanmıyor ise burada nitelikli halin uygulanmasının mümkün olmasından bahsedilemez.

5237 sayılı yeni Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan hırsızlık suçunun nitelikli hal olmasının yanı sıra daha fazla cezayı gerektiren hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun büyük ya da küçükbaş hayvan hakkında işlenmiş olmasıdır. Büyük ya da küçükbaş hayvandan anlaşılması gereken ne olduğu ile ilgili olarak mevzuat içerisinde tanımlamaları ulaşmak mümkündür. Kırmızı et ve et ürünleri üretim tesislerinin çalışma ve denetleme usul ve esaslarına dair Yönetmelik içerisinde bazı tanımların mevcudiyeti söz konusudur. Bu tam onlara göre büyükbaş hayvan sıra, mandayı, atı, deveyi, deve kuşunu ve domuzu ifade etmektedir. Küçükbaş hayvan ise koyun, keçi ve Tavşanı Ve mevzuat içerisinde tanımlar da düzenlenmiş olan diğer hayvanlara karşılık gelmektedir. Buradaki tanımlardan dolayı tavuk gibi kanatlı hayvanların bu madde kapsamına girdiğinden bahsetmemiz mümkün değildir. Çünkü tanımlar içerisinde bu hayvanlara yer verilmemiştir. Kanun hükümleri içerisinde yapılmış olan değişikliklerden daha önce hükmün uygulanmasını mümkün olabilmesi için küçük ya da büyükbaş hayvanın barınak yerleri içerisinde sürü dünyada açık yerler içerisinde bulunuyor olması şart koşulmaktaydı. Yapılmış olan değişiklikler ile birlikte bahsedilmiş olan yerlere dair sınırlama kaldırılmıştır. Söz konusu eylemin büyük ya da küçükbaş hayvanın yönelik olması yeterlilik teşkil eder duruma gelmiştir. Bu durumda ilgili yerlere dair tartışmalar sona ermiş niteliktedir.

5237 sayılı Türk ceza kanununun onuncu bölümünde yer alan mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hallerinden bir diğeri hırsızlık suçunun herkesin girmesini mümkün olabileceği bir yerde ora kılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina ya da eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmiş olmasıdır. Bu nitelikli halin uygulama bulmasına söz konusu olması açısından eşyanın muhafaza altına alınmış olması temel şarttır. Bununla birlikte muhafaza altına alınmış olan eşyanın bulunmuş olduğu yere göre ikide bir ayrımın yapılması gerekmektedir. Burada ilk husus herkesin girmesini mümkün olabileceği bir yerde bırak kılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşyadır. Bir diğer husus ise bina ya da eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış olan eşyadır. Herkesin girmesi mümkün olabileceği bir yerde bırakılmak suretiyle koruma altına alınmış olan eşyanın bina ya da eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış eşyadan farklı olarak kilitlenmiş olması zorunluluğu teşkil etmektedir. Bina ya da eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın kilitlenmiş olmasa gereklilik teşkil etmemektedir. Bina beklentileri esas itibari ile her kişi tarafından girilmesinin olanaklı olmadığı dokunulmaz yerler olduğundan kanuni kimlerin de buradaki eşyalar bakımından eşyanın ayriyeten kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmasına gerekli bir şey olarak öngörmemiştir. Bununla birlikte eşyanın bina ve eklentileri içerisinde sadece girilmek suretiyle alınacağına dair bir sınırlandırma söz konusu olmadığı için dışarıdan bu gibi yerlere el uzatmak suretiyle işlenmiş olan hırsızlık suçu açısından bu nitelikli halin uygulama bulması gereklilik arz etmektedir. Bunun sebebi malın bina ya da eklentiler içerisinde olması onun muhafaza altına alınmış olduğu anlamına gelmesindendir. Kanun hükümleri içerisinde konut terimine değil bina terimine yer verilmesi durumu söz konusu olmuştur. Burada bina teriminin söz konusu olmasının bir önemi vardır. Bina başka kişilerin girmesine onay verilmediğini gösterecek bir şekilde dış dünyadan ayrılmış, üstü kapalı nitelikte geçici ya da sabit her türlü yapıyı ifade etmektedir. Bu yapının kalıcı bir şekilde olması önemli değildir. Öyle ki geçici bir niteliğe sahip olan yapının da olması mümkündür. Konut kişinin fiilen oturduğu yer anlamına gelmektedir. Bina kelimesi konusu kelimesine nazaran daha dar nitelik taşımaktadır. Öyle ki konutun mutlaka taşınmaz bir nitelik taşıması zorunlu değildir. Ancak bina taşınmaz nitelikte olmaktadır. Burada mevcut olan nitelikli halin uygulama bulması bakımından eşyanın bulunduğu yerin mutlaka bina olması da gereklilik arz etmez. Eylemin bina eklentilerinde işlenmiş olması durumunda yeterli kart etmektedir. Fakat bu durum için bina ve kent arasındaki bağlantının mevcut olması ya da bunların söz konusu olması gerekmektedir. Burada eklentinin etrafını çevrili olmasının da gereklilik arz ettiğinden bahsetmemiz mümkün değildir. Böyle bir durumda eklenti binaya bitişik ya da yakın olması gereklilik teşkil etmeyip dış dünyadan belirli işaretler ile ayrılan ve girilmesi iznin mevcudiyetini gerektiren yer olarak tanımlanabilir. Bir yerin bina olarak kabul edilmesinin mümkün olabilmesi için bu bakımdan bir tahsis iradesinin mevcudiyeti aranmaktadır. Bu iradenin anlaşılması mümkün olmalı açık bir şekilde ortaya konmalı ve süreklilik arz etmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra bu iradenin hakka dayanması ve meşru olması da gerekmektedir. Ancak bu hakkın türünün önem teşkil ettiğinden bahsetmemiz mümkün değildir. Bahsetmiş olduğumuz bu hakkın mülkiyet hakkı olması mümkün olduğu gibi Zilyetlik hakkı olması da mümkündür.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında onuncu bölümde yaralan hırsızlık suçunun daha fazla ceza verilmesini gerektiren hallerinden biri hırsızlık suçunun, sıvı ya da gaz halindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine ya da depolanmasını ait tesislerde işlenmesi durumudur. Kanun hükümleri bakımından sıvı veya gaz halindeki enerji olmanın yanında suçun bunların naklini, işlenmesine ya da depolanmasına dair tesisler içerisinde işlenmiş olması gereklilik arz etmektedir. Burada cezanın artmasına neden olan husus suçun konusunun sıvı ya da gaz halinde enerji olması değildir. Burada artırma neden olan husus bunların bulunduğu tesislerdir.

5237 sayılı Türk ceza kanunun onuncu bölümünde mal varlığına karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren hallerinden biri hırsızlık suçunun işlenmesi neticesinde haberleşme, enerji ya da demiryolu ya da havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması durumudur. Telefon, elektrik ve demir yolu hatlarında söz konusu olan kablo ya da makas motoru gibi alt yapı malzemelerinin çalınması suretiyle kamu hizmeti özelliğindeki bu hizmetlerin tahsis edilmesinde önemli derece aksamaların yaşanması durumu söz konusu olmaktadır. Nitekim demiryolu hatlarında kullanılmış olan altı yapı malzemelerinin çalınıyor olması durumlara kazaları neden olmakta ve can kaybına meydana getirmektedir. Bundan kaynaklı olarak eğilimin ağırlığı ile verilecek olan ceza arasında bir dengenin mevcut olması açısından hırsızlık suçunun böyle bir şekilde işleniyor olması durumunda cezanın artırılması yoluna gidilmektedir.

5237 sayılı Türk ceza kanununun onuncu bölümünün mal varlığına karşı suçlar başlığı altında hüküm altına alınmış ulan hırsızlık suçunun daha fazla cezayı gerektiren bir diğer hali hırsızlık suçunun geceleyin işlenmiş olmasıdır. Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmiş olması nitelikli olarak kabul görmüştür ve bunun sebebi suçun işlenmesi içerisinde kolaylığın sağlanmasıdır. Gece vakti hırsızlık suçunun işlenmesi gündüz vaktine göre işlenmesinden daha kolay bir şekilde olacaktır. Bu yüzden faili konumunda yer alan kişinin belirlenmesi zorlaşacaktır. Suç sonrasında kaçma imkânı da artar nitelikte olacaktır. Geceleyin herkesin uyumasından faydalanarak hırsızlık yapan kişi gündüz uyanık insanlar arasında hırsızlık yapmaktan ziyade elbette daha kolay bir şekilde eylemini gerçekleştirecektir. Bundan dolayı da kendisinin belirlenmesi zorlaşacak ve kaçma imkânı artacaktır. Gece vaktinin ne olduğundan anlaşılması gereken 5237 sayılı Türk ceza kanunun altıncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre gece vakti güneşin batmasından 1 saat sonra başlayan ve güneşin doğmasından 1 saat önceye kadar devam eden zaman süresine tekabül eder. Hırsızlık suçunun gece vaktinde işleniyor olması halinde verilecek olan ceza üçte birine kadar artırılması gerekir. Ancak yapılan değişiklikle bu oran yarı oranı şeklinde değişime tabi tutulmuştur. Öyle ki hırsızlık suçunun gece vakti işlenmiş olması halinde verilecek olan ceza yarı oranında artırılır.

Burada bahsedilmesi gereken bir diğer önemli husus nitelikli hallerin bir arada gerçekleşmesi halinde ne olacağıdır. Öyle ki hırsızlık suçunda birden fazla nitelikli halin aynı anda gerçekleşmesi gibi bir durumu mevcudiyeti söz konusu olabilir. Kanun hükümlerinde birçok nitelikli hal sayılmıştır. Faili tarafından bu nitelikli hallerden Birden fazla işlenmesi durumu olasıdır. Böyle bir durumda hangi hususların meydana geleceği ile ilgili olan durumlardan bahsetmemiz mümkündür. Türk ceza kanununda düzenlenmiş olan hırsızlık suçunda birden fazla ağırlatıcı nedenin meydana gerçekleşmiş olması olasıdır. Buradaki söz konusu olan durum böyle bir şekilde birleşmenin meydana gelmiş olması halinde cezanın neye göre belirleneceğidir. Suçun nitelikli halleri suçun temel haline göre özel norm teşkil etmektedir. Bu durumda suçun nitelikli hali meydana gelmiş ise temel şekilde düzenlenmiş olan norm değil nitelikli halin düzenlemiş olan norm uygulama bulur. Burada söz konusu olan durum suçun temel ve nitelikli hali arasında değil aynı suçun farklı ceza Öngören iki farklı nitelikli halinin arasında meydana gelmektedir. Bu durumda ikincilikle halden daha onu diğerine göre aslı normal teli taşıması durumundan bahsetmek mümkündür. Bunun sebebi farklı cezalara bağlanmış birden fazla öncelikle hallerden ağır olanın hafif olana göre asli norm olarak nitelendirilmesinin mümkün olmasıdır. Burada birden fazla nitelikli halin bir arada gerçekleşmesi halinde nasıl bir uygulamaya gidileceğini dair kanun içerisinde açık bir düzenlemenin mevcudiyetinden bahsetmemiz mümkün olmamaktadır. Bundan kaynaklı olarak kanun içerisinde yapılacak bir düzenlemeyle bu duruma çözüm bulunması mümkündür.

Hırsızlık Suçundan Daha Az Cezayı Gerektiren Haller

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında onuncu bölümde düzenlenmiş olan 141. maddedeki hırsızlık suçunun bu başlık altındaki diğer hükümlerinde hırsızlık suçunda daha az cezayı gerektiren hallerin mevcudiyeti söz konusudur. Bu hallerin mevcut olması durumunda faili konumunda yer alan kişiye verilecek olan cezada indirim yapılır. Nitelikli halleri söz konusu olması halinde faili konumunda yer alan kişiye verilen ceza da artırmak edilmekteydi. Burada ise tam tersine daha az cezayı gerektiren durumları mevcudiyeti söz konusu olduğu için faile verilen cezada indirim yapılmaktadır. Daha az cezayı gerektiren haller 5237 sayılı Türk ceza kanunun 144. maddesi içerisinde mevcut olan hükümler de yer bulmuştur. Bu hükümlere göre hırsızlık suçunun paydaş ya da el birliği ile malik olunan mal üzerinde, bir hukuki ilişkiye dayanmış olan alıcı tahsil etmek amacıyla işlenmiş olması durumunda söz konusu olan bir şikâyet üzerine faili konumunda yer alan kişi ile ilgili olarak iki aydan bir ana kadar hapis ya da adli para cezasına hükme olunması gerekmektedir. Öyle ki bu hükümlerde hırsızlık suçunun daha az cezayı gerektiren halleri ortaya konulmuştur. Hırsızlık suçunun paydaş ya da el birliği ile malik olunan mal üzerinde işlenmiş olması durumunda söz konusu olan takibinin şikâyete bağlı olduğu ve faili konumunda yer alan kişi uygulanacak olan cezanın da suçun basit bir nitelikli haller için öngörülmüş olan cezaya göre daha az düzenlenmiş olduğu söz konusu olmaktadır. Kanun koyucu madde içerisinde hırsızlık suçunun basit ve nitelikli durumlarının arasında bir ayrıma gitmemiştir. Kanun hükümlerinin gerekçesi içerisinde madde metninde hırsızlık suçunun temel haline göre daha az cezayı gerektiren haller şeklinde tanımlama söz konusu olmuştur. Böyle bir tanımlamaya göre daha az cezayı gerektiren hallerin daha önceki madde hükümlerinde gösterilmiş olan hırsızlık suçunun nitelikli hallerine uygulanmayacağı belirtilmiştir. Kanunu kimlerin de suçun konusunu oluşturan malın hukuki özelliği göz önünde bulundurularak faili konumunda yer alan kişinin bu mal üzerindeki paydaş ya da el birliği halinde malik sıfatını taşıması halinde cezanın hafifletici sebep olarak öngörülmüştür. Faili konumunda yer alan kişi bir mal üzerinde ortak malik sıfatına sahip olabilmektedir. Paydaş müşterek mülkiyet içerisinde birkaç kişinin bir mala ortak sıfatıyla malik olmaları ve paylarının fiili bir şekilde bölünmemiş olması halinde ortaklığın söz konusu olması durumu meydana gelebilmektedir. Bunu da şu örnek verilebilir ki eğer bir malın üç kişi tarafından payları belli bir şekilde gözükecek halde ortak satın alınması durumu söz konusu ise paylaş mülkiyet sayılacaktır. El birliği durumunda ise mülkiyetin söz konusu olması halinde yasadan ya da sözleşmeden kaynaklı olarak bir ortaklık böyle bağlı bulunan kişilerin bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetini el birliği ile sahip olmaları ve her birinin hakkına bu malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi olarak tanımlaması meydana gelecektir. El birliği mülkiyetinin bariz örneği miras ortaklığıdır. Taşınır bir nitelik taşıyan malın kanun kümlerini gösterilmiş olan hukuki statü girip girmediği 4720 sayılı Türk medeni kanun hükümleri içerisinde söz konusu olan maddeleri göre saptanır. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 144. maddesi içerisinde söz konusu olan taşınır malın suçu işlenmiş olduğu anda taşınır malın statüsünün paydaşa da el birliği mülkiyetinden birisinin kapsamında olması gerekmektedir. Bu durumun uygulama bulabilmesi için faili konumunda yer alan kişinin mal üzerinde aynı zamanda zilyetliğe sahip olmasına gerek yoktur. Faili konumunda yer alan kişi suça konu olan mal üzerinde paydaş ya da el birliği ile malik olduğunu kanıtlaması gerekir. Öyle ki faili konumunda yer alan kişinin bu konudaki savunmasının Doğrulu yetkili merciler tarafından araştırılmalıdır. Fail konumunda yer alan kişinin üstlenmiş olacağı ispat külfeti ne de bu şekilde anlamak gereklilik arz eder. Bahsetmiş olduğumuz hükmün gerekçesi içerisinde suçun bu şekilde oluşmasına mümkün olabilmesi için suçun faili konumunda yer alan kişinin malın hukuki durumunu biliyor olmasının gereklilik arz ettiğine yer verilmiştir. Burada suçun faili konumunda yer alan kişinin taşınır mal üzerinde paylı ya da el birliği ile malik olduğunu bilmemesinin daha az bir cezaya gerektirmiş olan durumların uygulanmasına engel teşkil edici anlamı meydana gelmektedir. Nitekim suçun faili konumunda yer alan kişinin hırsızlık suçunu konu olan mal üzerinde paylı ya da el birliği biçiminde malik sıfatını bilip bilmemesi suçun manevi konusunu, suçun işleme saikı ve suçun faili konumunda yer alan kişinin Kast unsuru ile ilgili olmaktadır. Bunun haricinde suçun faili konumunda yer alan kişi ne hırsızlık suçuna konulan taşınır malın hukuki konumunu bilmiyor olması suçun maddi unsurunu etkilemeye engel teşkil etmeyecektir. Bu yüzden faili konumunda yer alan kişi üzerinde kendisine dair bir hak olmadığını düşünmüş olması bilmiş olmasından kaynaklı olarak bir mali çaldığına inanmış olması Bu hay mal üzerindeki mülkiyetin özelliğini etkilemeyecektir. Suçun faili konumunda yer alan kişideki suç işleme kastının mevcudiyeti ve sübjektif bir şekilde taşıdığı tehlikelilik durumu tek başına hırsızlık suçunun maddi unsurunun değerlendirilmesi yoluyla daha fazla bir cezanın uygulama bulması bakımından yeterlilik arz etmeyecektir. Hüküm içerisinde hırsızlık suçunun bir hukuki ilişkiye dayanmış olan alacağını tahsil edilmesi suretiyle işlenmiş olması durumunda daha az cezayı gerektiren bir hal olarak tanımlama bulmuştur. Suçun faili konumunda yer alan kişi hukuki ilişkiye dayanmış olan alacağının mevcudiyetine ortaya koymak ve bunu ispatlamak zorunluluğu altındadır. Bu hususta hukuku ilişkiden ortaya çıkmayan bir başka ifadeyle hukuki bir dayanağa sahip olmayan alacak iddialarının bu durum içerisinde değerlendirilmesi olası değildir. Kanun hükümlerinde bir tür ilhakı hak düzenlemesi mevcut olmuştur. Öyle ki kişinin kendisinin hukuki ilişkiye dayanan alacağının mevcut olması bu alacağın tahsili amacıyla hukuka aykırı yollara başvurmasına imkân verememektedir. Suçun faili konumunda yer alan kişi alacağını hukuk sisteminin meydana getirmiş olduğu meşru yol ve yöntemler ile elde etmek zorunluluğu altındadır. Söz konusu olan kurallarını ihlal edilmesi suretiyle alıcının tahsil etmek isteyen kişinin hukuki açıdan haklılığının mevcudiyeti söz konusu değildir. Suçun faili konumunda yer alan kişinin bir hukuki ilişkiye dayanmış olan alacaklının mevcudiyetini kanıtlaması ve bu amaçla suçun faili konumunda yer alan kişinin hırsızlık suçunu işlemiş olduğunun anlaşılması halinde suçun faili konumunda yer alan kişiyle ilgili olarak suçun temel haline nazaran daha az cezayı gerektiren tatbiki yola gidilmesi durumu söz konusu olacaktır. 5237 sayılı Türk ceza kanunun 144. maddesi içerisinde gösterilmiş olan her iki durumda da soruşturma ve kovuşturma yapılmasının söz konusu olması mağdur konumunda yer alan kişinin şikâyetine bağlı olmaktadır. Eğer mağdur konumunda yer alan kişi şikâyet etmemiş İse suçun faili konumunda yer alan kişiyle ilgili olarak soruşturma ve kovuşturmanın açılması imkân dâhilinde değildir. Burada mağdur konumunda yer alan kişi şikâyet ile başlamış olan soruşturma ve devam eden kovuşturma aşamalarında 5237 sayılı Türk ceza kanununun 73. maddesine göre şikâyetinden vazgeçme hakkını da bulundurmaktadır.

5237 sayılı Türk ceza kanununun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunu da daha az cezayı gerektiren hallerden bir diğeri malın değerinin az olmasıdır. Malın değerinin az olması durumu 5237 sayılı Türk ceza kanunun 145. maddesinde yine mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Hırsızlık suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olmasından kaynaklı olarak verilecek olan cezada indirim yapılmasını mümkün olabileceği gibi suçun işleniş Şekli ve özellikleri de göz önünde bulundur olmak suretiyle ceza vermekten vazgeçilmesi durumu da söz konusu olabilir. Öyle ki bu hususun gerekçesinde madde metre içerisinde hırsızlık suçunun konusunu meydana getiren malın değerinin az olmasından kaynaklı olarak cezada indirim yapılması ya da ceza vermekten vaz geçilmesi ile ilgili olarak hâkimin takdir yetkisi tanındığına Yer verilmiştir. Kanunu kimlerin de yapılan düzenlemeyle korunan hukuki saygının Malvarlığı olduğu hırsızlık suçunda malın söz konusu değerindeki azlık bir ceza indirimi suçun işleniş şekli ve özellikleri bakımından suçun faili konumunda yer alan kişiye ceza vermekten vazgeçilmesi sebebi olarak kabul görmektedir. Bu bakımdan malın sahip olduğu değerde ki düşüklüğün ne olduğunu ceza indirimi bir tarihli suçun işleniş şekli mi niteliklerinin değerlendirilmesi ile ceza vermekten vazgeçilmesine dair husus takdir yetkisindedir. Bu takdir yetkisi de hâkime aittir. Her kim mevcut ona ya bakarak malın değerindeki azlığı, suçun işleniş şekli ve niteliklerine göz önünde bulundurmak suretiyle karar verme yetkisi ne sahiptir. Mal değerindeki azlık her mevcut olayı ve olayın içerikleri ile söz konusu yerde bulunduğu iktisadi koşullara göre farklılıklara sahip olsa da bu konu ile ilgili olarak meydana gelen emsal yargı kararları ile kıstasların saptanması özellikle eşitlik ilkesinin ihlal edilmemesi bakımından önem taşır. Hâkim her somut olayın niteliğine göre hırsızlık suçuna konum olun değerindeki azlığı ayriyeten tespit edebilir ya da ettirebilir olsa da bu konuyla ilgili olarak bir takım somut kıstasların kabulü kaçınılmaz niteliktedir.

5237 sayılı Türk ceza kanunun mal varlığına karşı suçlar başlığı altında düzenleme bulmuş olan hırsızlık suçunda daha az cezayı gerektiren hallerden bir diğeri kullanma hırsızlığıdır. Kullanma hırsızlığı mal varlığına karşı suçlar başlığı altında 146. maddede düzenlenmiştir. Öyle ki bu hükme göre hırsızlık suçunun malın geçici bir şekilde kullanılıp zilyetliğinin iade edilmesi suretiyle işlenmiş olması durumunda söz konusu olacak bir şikâyet üzerine verilecek olan ceza yarı oranında kadar indirilir. Fakat malın suç işlemek amacıyla kullanılmış olması durumunda bu hükmün uygulanmasından bahsetmek mümkün değildir. Burada kullanma hırsızlığı suçu söz konusu olmaktadır. Bu suçun gerekçesi içerisinde bu hırsızlık şeklinin meydana gelmesinin mümkün olabilmesi için kişi sahibinin izni olmadan malı alması gerekir. Bununla birlikte belli bir süre kullanmasından sonra bu malı iade etmelidir. Kullanma hırsızlığı içerisinde kullanmanın kısa sayılacak bir süre devam etmesi şarttır. Burada malın suç işlemek amacıyla kullanılıyor olması durumunda söz konusu maddenin uygulama bulmasından bahsetmek mümkün değildir. Nitekim hırsızlık suçundan dolayı verilecek olan cezada indirim yapılması durumu da söz konusu olmaz. Kullanma hırsızlığı suçunun tanımının yapılması suretiyle söz konusu olan hüküm de suç klasik hırsızlık suçu ile bir farka sahip olmaktadır. Kullanma hırsızlığı içerisinde zilyetliğinin izni olmadan bir başka kişiye ait olan taşınır malın bulunduğu yerden alınarak kullanılması yoluyla hırsızlık suçunun tanımına uygunluk söz konusu ise de taşınır malın geçici ve kısa bir süre için kullanan suçun faili konumunda yer alan kişinin kendi istek ve iradesi ile mali zilyet yine iade etmiş duruma dikkate alınmıştır. Bu bakımdan da takipte şikâyete bağlılık ve ceza da yarı oranında indirim meydana gelmiştir. Burada etkin pişmanlık müessesesine benzer bir durum meydana gelmektedir. Öyle ki kullanma hırsızlığı etkin pişmanlıktan farklılığa sahiptir. Bunun sebebi kullanma hırsızlığında Suçun faili konumunda yer alan kişi suçun daha meydana gelmeden evvel ya da en geç girdiğinde çalışılmalı geçici bir süre elinde bulundurmuyor ve makul süre kullanıp iade etmeyi amaç haline getirmiş olması gerekmektedir. Etkin pişmanlık müessesesi içerisinde suçun faili konumunda yer alan kişide suç işleme kasti söz konusu olmakta ya da fikre daha sonra duymuş olduğu pişmanlık ya da korku ile meydana gelmektedir. Burada söz konusu olan kullanma hırsızlığında manevi unsuru suçun faili konumunda yer alan kişi bakımından zil yedin rızası olmaksızın taşınır malın geçici bir süre kullanmak üzere bulunmuş olduğu yerden alınması ile kullanma hırsızlık suçunu işleme kastının söz konusu olmasıdır. Burada suçun faili konumunda yer alan kişi de kaldırmalı geçici bir şekilde kullandıktan sonra iade etmek isteyen bir niyete söz konusu olmamakta ise bu durumda kullanma arasında suçundan bahsediyor olmak olanak dâhilinde yer almayacaktır. Kullanma hırsızlığı içerisinde suçun maddi unsuru bir başkasına ait bir malın zilyetliğinin rızası olmadan bir müddet kullanılması suretinden sonra suçun mağduru konumunda yer alan kişiye iade edilmesi amacına içerisinde barındırdığı zaman tamamlanmış olur. Yani başkasına ait bir malın sahibinin izni olmadan bir müddet kullanılmasından sonra suçun mağduru olan kişiye geri verilmesi amacıyla bulunduğu yerden alınması ile tamamlama söz konusu olur. Suçun faili konumunda yer alan kişi kullanır hırsızlık amacıyla mali almış olduğu sırada ya da olup ta kullanırken yakalanması durumu meydana gelebilir. Böyle bir halde suçun faili konumunda yer alan kişi hırsızlık suçuna teşebbüs ya da hırsızlık suçu ile itham edilme olasılığına sahip olacaktır. Somut olayın özellikleri suçun faili konumunda yer alan kişinin beyanı ve durumunun dikkate alınması suretiyle burada kullanma hırsızlığı suçunun söz konusu olup olmadığının araştırılıp tespit edilmesi önem teşkil edecektir. Suçun faili konumunda yer alan kişi belirli bir süre kullanıp iade etme amacıyla mala zilyetliğinin izni olmadan bulunduğu yerden alıp kullanmaya başlar ve bu aşamadan yakalanır ise kullanma hırsızlık suçu tamamlama bulacaktır. Bu noktadan sonra somut olayın özellikleri ve ispat hukukunun kuralları bakımından malı kullanmak amacıyla çalıp daha kullanmaya başlamadan ya da kullanması sırasında yakalanmış olan suçun faili konumunda yer alan kişiyle belli bir süre kullanıp iade edilmiş olan suçun faili konumunda yer alan kişi arasında ceza sorumluluğu bakımından etkin pişmanlık hükümleri dışında bir farkın meydana geldiğinden bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Hırsızlık Suçunda Hangi Mahkeme Görevlidir?

5237 sayılı Türk ceza kanunun mallarına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun söz konusu olması halinde görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

İzmir’de hırsızlık suçlarına bakan ceza avukatı İdil Su Aydın’ndan randevu ve danışmanlık almak için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

3 thoughts on “Hırsızlık Suçu (TCK 141)

  1. Muhittin koray Reply

    A 101 de üç çikolata almisim 6tl fiatı. Diğer şarküteri fiyatlarına bakarken cebime koydum çıkarken veriyim diye unutmuşum. Iki ay sonra a101 görevlisi bolge muduruymus kendisi bana kamera kaydını gösterip 500 tl vermemi yoksa mahkemeye gideceğini söyledi.ilk defa oluyor daha önce böyle bir olay yaşamadım dedim .Ona rağmen istedi. 500 tl yi ıban yoluyla onun hesabına yatırdım.dekontada A101 kamera kaydı karşılığı borç ödeme yazdım.Bu durumda olay kapandı.. acaba kanunen konu kapandı mı. Nasıl olur.Ben dava açabilir miyim

    • Avukat Post authorReply

      Merhaba Muhittin Bey, mağazada bu tarz kamera kayıtlardan dolayı çok kişi zor duruma düşmektedir. Bu tarz olaylarla ilgili çok farklı yollar izlenebilmektedir. Detaylı bilgi için 05370388208 nolu telefondan arayabilirsiniz.

  2. Yasemin Reply

    Merhaba, küçük bir hırsızlık suçuna karıştım. Bana TCK 141’den dava açıldı. Çok korkuyorum. Hırsızlık gibi bir suçtan ceza almak istemiyorum. Ne olur bana yardım edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir