İzaleyi Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir, Nasıl Açılır?

İzaleyi Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir, Nasıl Açılır?

İZALEYİ ŞUYU

İzaleyi Şuyu kavramının günümüzdeki tanımı ortaklığın giderilmesidir. Öyle ki izaleyi şuyu ortaklığın giderilmesinin eski dildeki karşılığını oluşturur. İzaleyi şuyu kavramı içerisindeki kelimelerin kelime anlamına bakarak ne anlamına geldiğini söylemek mümkündür. İzale kelimesi gidermek yok etmek gibi anlamları karşılar. Şuyu ise bilinme yayılma herkes tarafından duyulma gibi anlamlara karşılık gelir. Bununla birlikte suyu kelimesi hukuki anlamda ortaklık anlamına da gelir. Öyle ki bu iki kelimenin bir araya gelmesiyle ortaklığın giderilmesi kavramına ulaşmak mümkün hale gelir.  Bu kavram bir mal üzerinde birden fazla kişi arasında mevcut olan ortaklığın giderilmesi durumunu ortaya çıkarır. Ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak yer alan düzenlemelere Türk medeni kanunu içerisinden ulaşmak mümkündür.

İzaleyi şuyu (ortaklığın giderilmesi) davası avukatı olarak İzmir’de müvekkillerimize hizmet vermekteyiz. İzale-i şuyu davası avukatı arıyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Ortaklığın Giderilmesi Davası İçerisinde Yer Alan Kavramlar Nelerdir?

Paylı Mülkiyet Kavramı

Ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak bahsetmemiz gereken önemli kavramlardan biri mülkiyet kavramıdır. Mülkiyet kavramından bahsetmek paylı mülkiyet kavramını anlamayı kolaylaştırmak için önem taşır. Öyle ki mülkiyete sahip olmanın yanında getirdiği hak mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkının sahibi olan kişi eşya üzerinde yararlanma kullanma ve tasarrufta bulunma yetkilerine veren ve bu hakkın herkese karşı ileri sürülmesi mümkün olan ayni bir hak olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte mülkiyet hakkının ayni sözlerinde birden fazla kişi ait olması durumu söz konusu olduğunda bu durumu birlikte mülkiyet adı verildiği de söylenir. Birlikte mülkiyeti tanımlamak gerekirse el birliğimi paylı mülkiyet olarak ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. Paylı mülkiyet içerisinde birden çok kimse maddi olarak bölünmemiş bir şeyin tamamına belli paylar ile malik olur. El birliği mülkiyeti durumunda ise Birden fazla kişi şahsi ilişkileri nedeniyle belirli bir eşya için birlikte sahip olur. Fakat şunu söylemek gerekir ki el birliği mülkiyeti içerisinde paylı mülkiyetten farklı olarak belirlenmiş payların mevcudiyetinden bahsedemeyiz. Yani elbirliği mülkiyet içerisinde belirlenmiş paylar yer almaz.

Paylı mülkiyetin yetkili bir makamın veyahut mahkemenin kararı ile kurulması mümkündür. Bunu örnek olarak şunu söyleyebiliriz ki mahkeme mirasçı olan kişilerden birinin isteği üzerine el birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi konusunda karar kılabilir. Yine paylı mülkiyetin hukuki bir işlem yetkili bir makam karara veyahut mahkeme kararı ya da Kanun ile kurulması mümkündür. Birden çok kişi Bir mali beraber satın almışlar ise bu kişilerin almış olduğum mal üzerinde paylı mülkiyet ilişkisinin kurulmuş olduğunu söylemek mümkün hale gelir. Öyle ki kişilerin satın almış olduğu malı beraber satın alan kişiler arasında elbirliği mülkiyeti sonucunu doğurmuş olan bir ilişkinin mevcut olmaması gerekir. Paylı mülkiyetin kanunu ile kurulabildiğini söylemiştik. Öyle ki Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlerde bunu rastlamak mümkündür. Türk medeni kanunu göre iki taşınmazın birbirinden ayırma işlevini gören duvar parmaklık çift gibi sınırlılıkların aksi ispat edilmemesi durumunda her iki komşunun paylı malı olduğu söylenir.

Kişiler arasında mevcut olan paylı mülkiyet ilişkisinin bazı durumlarda bir ya da birkaç paydaş bakımından sona ermesi mümkündür. Paylı mülkiyet ilişkisi içerisindeki bir paydaş mülkiyet hakkından feragat eder ya da payını devrederse paylı mülkiyet ilişkisi kendisi bakımından sona ermiş olur. Bununla birlikte paylı mülkiyet içerisinde yer alan bir paydaş kendisi aleyhine açılmış olan paydaşlıktan çıkarma davasını kabul ederse paylı mülkiyet ilişkisinin sona ermiş olduğunu söylemek mümkün olur. Paylı mülkiyet ilişkisinin tüm paydaşlar bakımından sona ermesi de mümkündür. Tek kişi mülkiyetinin sona ermesine sebep olan durumlar paylı mülkiyetin sona ermesi bakımından da geçerli olduğu söylenebilir. Öyle ki paylı mülkiyete konu olan şeyin devredilmesi kamulaştırılması cebri icra yoluyla satılması yok olması gibi durumlar sonucunda paylı mülkiyet ilişkisi ilişki içerisinde bulunan tüm paydaşlar yönünden sona ermiş olur.

Ortaklığın giderilme davası avukatı olarak bizden detaylı bilgi ve destek alabilirsiniz.

Ortaklığın Giderilmesi Davasının Paylı Mülkiyet İlişkisinin Sona Erdirilmesindeki Yeri Nedir?

Taraf olan kişilerin aralarında anlaşması ile birlikte paylaştırma sözleşmesi yapmalarının Paylı mülkiyet ilişkisini tüm paydaşlar yönünden sona erdiren bir durum olduğunu söylemek mümkündür. Paylaştırma sözleşmesinin sonucu olarak paylı mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesine rızai taksim ismi verilir. Paydaş olan kişiler Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre aynen paylaştırmaya da pazarlık veyahut artırma ile satılarak bedelin paylaştırılması durumlarından birini seçme haklarına sahiptirler. Fakat paylaştırma biçimi söz edilmiş olan madde içerisinde belirtilmiş durumlarla sınırlı olmamaktadır. Paydaş olan kişiler ilgili hükümler içerisinde düzenlenenlerden daha farklı bir paylaştırma biçimine karar vermeleri de mümkündür. Paylaş olan kişilerin paylaştırma biçimi konusunda anlaşmaya varmamaları ya da paydaş olan kişilerden birinin paylaştırmayı istememesi durumu söz konusu olduğunda paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması için bir dava açılması gerekli olur.  Bu dava sonucunda paylaştırılma yapılması durumuna verilen isim kazai taksimdir. Paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması amacı ile açılmış olan dava için hukuk usulü muhakemeleri İsimli eski kanun içerisinde “izaleyi şuyu” davası ismi kullanılmıştır. Hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde ise bu dava için “ortaklığın giderilmesi davası” ismi kullanılmıştır. Öyle ki bu davanın amacı paylı mülkiyeti konu olan şeyin paylaştırılmasıdır ve bu davanın eski ismi ile izaleyi şuyu yeni ismi ile ortaklığın giderilmesi davası olduğunu söyleyebiliriz. Ortaklığın giderilmesi ve paylaştırmanın yani taksimin farklı kavramlar olduğunu söylemek mümkündür.  Eğer ortaklığın giderilmesi ve paylaştırman farklı kavram olduğunu söylersek ortaklığın giderilmesi kavramı ile paylı mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmiş olması paylaştırma kavramı ile sona eren ortaklığı ait malların bölüştürülmesine değinilmiş olur. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi ile paylaştırma kavramlarının aynı anlama geldiğini söylemenin daha isabetli olduğu kanısına varmak da mümkündür. Böylece paylaştırma kavramı ile ortaklığın giderilmesi kavramı birbiri yerine kullanılması mümkün hale gelir.

Ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak bazı şeyleri değinmek gerekir. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası ile paylaştırmanın aynen veyahut satış yoluyla yapılması istenebilir. Aynen paylaştırma içerisinde mal parçalara ayrılır ve ayrılmış olan bu parçalar her bir paydaş için tahsis işlemleri yapılır. Eğer satış yolu ile paylaştırmanı mevcudiyetinden bahsediyor ise malın satılmasından elde edilmiş olan değer payları oranında paydaş olan kişilere dağıtılır.

Ortaklığın Giderilmesi Davası ile Mirasın Paylaştırılması Davası Arasındaki Farklar Nelerdir?

Ortaklığın giderilmesi davası ile bu davaya benzer olan diğer davaların mevcut olduğundan bahsetmek mümkündür. Bu davalar arasında bazı benzerlikler ve farklar vardır. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası ile mirasın paylaştırılması davası da birbirine benzer olan davalar arasında yer alır. Birden fazla mirasçının yer alması durumunda bu mirasçı kişiler arasında bir miras ortaklığının varlığından bahsetmek mümkündür. Mevcut olan bu miras ortaklığının konusunu tereke oluşturur. Miras bırakan kişinin mirasçı olan kişilere geçmiş olan hakları borçları ve hukuki ilişkilerinin tümü tereke içerisinde yer alır. Öyle ki mirasçı olan kişiler tereke üzerinde elbirliği ile hak sahibi olurlar. Mirasçı olan kişiler içerisinden her biri sözleşme ya da kanundan dolayı ortaklığı sürdürme yükümlülüğü mevcut olmadıkça her zaman mirasın paylaştırılması talebinde bulunma hakkına sahiptirler. Miras bırakan tarafından geriye kalan mirasın paylaştırılması durumunda tereke dâhil olan şeyler mirasçı olan kişilere sahip oldukları miras hisseleri oranında aynen veyahut nakden verilmiş olduğu söylenebilir. Mirasın paylaştırılmasının mümkün olabilmesi için davanın açılmış olmasının zorunlu olduğunu söylemek mümkün değildir. Yani kişilerin mirasını paylaştırılması için dava açma zorunlulukları yoktur. Bu yüzden mirasçı olan kişilerin mirasın paylaştırılması ile ilgili olarak aralarında sözleşme yapmaları mümkündür. Bazı durumların mevcudiyeti halinde mirasçı olan kişilerin paylaştırma ile ilgili olarak anlaşmazlık yaşayabilmeleri mümkündür. Öyle ki miras bırakanın mirasçıları olan bazı kişilerin paylaştırılmanın yapılmasını istememeleri mümkündür ya da miras bırakanın mirasçı olan bazı kişiler tereke içerisinde bulunan bir mal varlığı unsurunun kime tahsis edileceği konusunda bir uyuşmazlık içerisinde bulunabilirler. Böyle bir durumun mevcudiyeti halinde mirasın paylaştırılması amacıyla bir davanın açılması gerekli olur. Mirasın paylaştırılması için miras bırakılan yani mirasçı kişiler tarafından açılan bu davaya mirasın paylaştırılması davası ismi verilir. Mirasın paylaşılması davasının kabul edilmesi ve paylaştırılmanın yapılması sonucunda paylı mülkiyet içerisinde yer alan şeyin paylaştırılması için açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasında olduğu gibi mirasçı olan kişiler arasındaki birlikte hak sahipliği ilişkisinin sona erdiğinden bahsetmek mümkündür. Öyle ki birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirmesi yönünden mirasın paylaştırılması davası ile paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması amacıyla açılmış olan ortaklığın giderilmesi davası benzer bir yön teşkil eder. Mirasın paylaştırılması davası ile ortaklığın giderilmesi arasında böyle bir benzerliğin mevcudiyeti söz konusu olmasına rağmen bu iki dava arasındaki farklılıklar da söz konusudur. Öyle ki mirasın paylaştırılması davası mirasçı olan kişiler arasında kanun tarafından kaynaklanmış olan elbirliği Ortaklığının Sona Ermesini sağlar. Ancak paylı mülkiyete konu şeyin paylaştırılması amacıyla açılmış olan ortaklığın giderilmesi davası paydaş olan kişiler arasındaki paylı mülkiyet ilişkisinin ortadan kaldırılmasını sağlar. Bununla birlikte mirasın paylaştırılması davasının kapsamı ile ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davası İle kıyas yapılması durumunda mirasın paylaştırılması davasının kapsamının daha geniş olduğunu söylemek mümkündür. Mirasın paylaştırılması davasının kapsamının daha geniş olmasının sebebi mirasın paylaştırılması davası içerisinde paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması amacıyla Açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasının aksine tehlikenin saptanması ve payların oluşturulması aşamalarını da İçerisinde bulundurur. Mirasın paylaştırılması davası ile paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması amacıyla açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasının birbirinden ayrılmış olması önem teşkil eder. Bunun sebebi mirasın paylaştırılması davası ile ortaklığın giderilmesi davasına uygulanacak olan usulü hukuku kurallarının farklılık göstermesidir.

İzmir izaleyi şüyu avukatları arasında yer alan hukuk büromuza başvurarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Ortaklığın Giderilmesi Davası ile Elbirliği Mülkiyetinin Paylı Mülkiyete Çevrilmesi Davası Arasındaki Farklar Nelerdir?

Ortaklığın giderilmesi davası ile elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi davasının birbirine benzer davalar olduğunu söylemek mümkündür. Bu yüzden bu iki dava türünün birbirinden ayrılması için gerekli olan bilgilerin öğrenilmiş olması davalar yönünden önem teşkil eder. El birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi davası ile ilgili olan öpülmeye Türk medeni kanunu içerisinden ulaşmak mümkündür. Öyle ki elbirliği mülkiyeti için para mülkiyete çevrilmesi için dava açılmasına mümkün olduğuna Türk medeni kanunun ilgili hükümlerinde yer vermiştir. El birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesinin talep edildiği dava ile birlikte mülkiyet ilişkisinin sona erdiğini söylemek mümkün değildir. Bu yüzden bu davanın ortaklığın giderilmesi davası olduğunu söylemek mümkün hale gelmez. Bu dava için uygulanacak usul hukuku kuralları ortaklığın giderilmesi davasından farklıdır. El birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi davası sahip olduğu bazı yönler nedeniyle paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması amacıyla açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasına benzer yönlerinin olduğunu söylemek mümkündür. El birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete Çevrilmesi davası içerisinde her iki taraf aynı anda davacı ve davalı ilişkin özellere sahip olur. Bununla birlikte bir tarafın davayı kazanmış olması diğer tarafın davayı kaybetmiş olduğu sonucunu oluşturmaz. Davanın kabul edilmiş olması ile el birliği mülkiyetinin sadece mevcut durum içerisindeki bir paydaş için değil tüm paydaşları açısından sona ermiş olduğunu söylemek mümkündür.

İzaleyi Şuyu Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir?

Ortaklığın giderilmesi davasında görevli ve yetkili mahkeme mevcuttur. Öncelikle ortaklığın giderilmesi davasında görevli olan mahkemeden bahsetmek mümkündür. Medeni usul hukuku içerisinde görev bir uyuşmazlığın ilk derece hukuk mahkemeleri içerisinden hangi birinde görülmesinin gerekli olduğunu belirler. İlk derece Hukuk mahkemelerinin neler olduğunu söylemek mümkündür. Sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri ile özel kanunlar içerisinde kurulmuş olan diğer hukuk mahkemelerinin İlk derece hukuk mahkemeleri olduğunu söyleyebiliriz. Hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre taşınır ve taşınmaz mal ya da hakkın paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi davaları için Sulh hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğuna yer verilmiştir. Bu hükme göre Ortaklığın giderilmesi davasının burada Yer aldığını söylemek mümkündür. Borçlu mirasçının alacaklısının açmış olduğu ortaklığın giderilmesi davası mirasın paylaştırılması davası niteliğinde olduğu için Sulh hukuk Mahkemesi bu dava içerisinde görevli olur. Fakat ilgili olan alacaklı bu davayı açmadan önce icra mahkemesinden dava açma yetkisini alması gerekli olduğunun söylenmesi gerekir. Kadastro kapsamı içerisindeki yerler ile ilgili olarak açılan ortaklığın giderilmesi davaları için Sulh hukuk Mahkemesi görevli olur. Ancak kadastro mahkemelerinin kadastrosu yapılan bölgelerdeki ortaklığın giderilmesi davası için görevli olmadığını açıkça düzenlenmiş olduğu için söylemek mümkündür. Kat mülkiyeti kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre paylaş olan kişilerden biri kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir taşınmaz için açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasında yapılacak olan paylaşmanın kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsis edilmesi yoluyla yapılmasını talep edebilir. Bu dava için görevli olan mahkeme Sulh hukuk mahkemesidir. Görevle ilgili olan kurallar dava şartı oluşturduğu için mahkemenin görevli olup olmadığı ile ilgili olan durumlar kendiliğinden araştırılır. Bununla birlikte taraf olan kişiler görev kurallarını İhlal ettiklerinde bununla ilgili olan itirazların davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün olur. Mahkemenin uyuşmazlık ile ilgili olarak kendisini görevli olarak görmezse görevsizlik kararı vermesi gerekir.

Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde taraf olan kişilerin aralarında paylı mülkiyet konusu üzerinde mülkiyetle ilgili olarak uyuşmazlık yaşamaları mümkün olabilir. Mülkiyetle ilgili olarak yapılmış olan itirazlar sonuçlandırılmadan önce paylaştırman doğru ve kesin olarak yapılmasının mümkün olduğunu söyleyemeyiz. Bu yüzden mülkiyet uyuşmazlıklarının hangi mahkeme içerisinde çözüleceğinin belirlenmesi gereklidir. Hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre mülkiyeti ilişkin uyuşmazlıklar bakımından görevli olan mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

Ortaklığın giderilmesi davasında görevli mahkemeden bahsettik. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davasında yetkili mahkemenin neresi olduğu da önem teşkil eder. Öyle ki yetki kuralları ilgili uyuşmazlığın hangi yerde bulunan görevli mahkemede karara bağlanacağı ile ilgili durumları düzenler. Genel yetkili mahkemenin hukuk muhakemesi kanunun içerisinde yer alan hükümlere göre davanın açılmış olduğu sıradaki davalı olan kişinin yerleşim yerinin yer aldığı yerdeki mahkeme olduğunu söyleyebiliriz. Davanın açılmış olduğu sırada davalık olan kişinin yerleşim yerinin bulunmuş olduğu yerdeki mahkeme genel yetkili olan mahkemedir. Bununla birlikte gelen yetki kurallarının yanı sıra kanun içerisinde özel yetki kurallarının da mevcudiyeti söz konusu olabilir. Bu özel yetki kuralları içerisindekilerinden bazıları kesin niteliğe sahiptirler. Ancak bazılarının da kesin niteliğe sahip olmadığını söylemek mümkündür. Kesin yetkiden bahsettiğimiz yerlerde bir dava şartının mevcudiyeti söz konusudur. Eğer bu kurala bir ihlal durumu söz konusu olursa mahkeme tarafından kişilerin bu yönde bir isteği olmasa dahi kendiliğinden yetkisizlik kararı verme hakkına sahiptir. Kesin yetkinin mevcudiyetinden bahsetmediğimiz durumlarda yetkisizlik kararının mahkeme tarafından verilebilmesi için değinilmesi gereken bazı noktalar vardır. Öyle ki kesin yetkinin mevcut olduğu durumlarda yetkisizlik kararının verilebilmesi için yetkinin ilk itiraz yapılmış olması gereklidir. Aksi halde yetkili olmuyor mahkeme kanundan kaynaklandığı için yetkili durumda olur. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde görevli olan mahkemenin hangisi olduğunu tespit etmek için bazı durumlar söz konusudur. Ortaklığın giderilmesi davasının konusunun taşınır ve taşınmaz mallar ve haklar olduğunu söylemek mümkündür. Bu yüzden ortaklığın giderilmesi davası için yetkili olan mahkeme bunlar için ayrı ayrı saptanması gerekir.

İlk olarak taşınırlar ve haklar için açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasında yetkili olan mahkemeden bahsetmemiz mümkündür. Kişiler taşınırlar ve hakların paylaştırılması isteğinde bulunmak için ortaklığın giderilmesi davasına başvurular. Bu yüzden de konusunu taşınır ve haklarım paylaştırılmasına oluşturmuş olan ortaklığın giderilmesi davası içerisinde anlaşmazlık görmek için hangi mahkemenin yetkili olduğunun saptanması gerekli olur. Taşınır ve hakların paylaştırılmasını konu edinen ortaklığın giderilmesi davası İçin özel bir yetki kuralının var olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Çünkü taşınır ve hakların paylaştırılmasını konu edilmiş olan ortaklığın giderilmesi davası içerisinde özel bir yetki kuralı yoktur. Bu sebepten dolayı bu davalar için genel kuruldan dolayı davalı olan kişinin davanın açılması alanındaki yerleşim yerinde bulunan mahkeme yetkili olur. Ortaklığın giderilmesi davasının içerisinde birden fazla paylaşım yer alması da mümkündür. Öyle ki bu davanın birden fazla paydaşa karşı açılması durumu söz konusu olursa genel kurul gereğince bu paydaş olan kişilerin herhangi birinin yerleşim yerinde bulunan mahkeme uyuşmazlık için yetkili olabilir. Bununla birlikte birden çok yer mahkemesinin uyuşmazlık için yetkili olması söz konusu olursa bu mahkemelerden biri seçilirken dikkate alınması gereken kural dürüstlük kuralıdır. Bu kural ortaklığın giderilmesi davası içerisinde yetkili mahkemenin hangisi olacağı konusunda özellikle dikkat edilmesi gereken bir kuraldır. Bunun sebebi bu dava içerisinde davacı ve davalı ayrımının Hukukumuzda mevcut olan diğer davalara göre keskin olmadığını söylemek mümkündür. Davayı başlatmış olan paydaş davacı konumunda iken diğer paydaş ya da paydaşlar davalı konumunda olurlar. Paydaş olan kişinin davalı taraf içerisinde yer alması onun paylaştırmaya karşı çıktığı sonucunu doğurmaz. Aslında paylaştırmaya karşı çıkmamış olan paydaş davalı gösterilerek onun yerleşim yeri paylaşım istememiş olan davalının savunma yapabilmesine zorlaştırmış olması durumunun mevcut olması nedeniyle tercih edilmiş olması mümkündür. O zaman mahkemenin sahip olduğu yetkiyi dürüstlük kuralını İhlal edecek şekilde belirlemiş olduğuna dair itirazda bulunulması mümkün olabilir.

Taşınırlar ve haklar için açılan ortaklığın giderilmesi davası için yetkili olan mahkemeden bahsettik. Bir diğer durum ise taşınmazlar için açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasında yetkili olan mahkemedir. Taşınmazın üzerindeki ayni hakka ilişkin olan ya da ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açması mümkün olan davalar içerisinde taşınmazın bulunmuş olduğu yer mahkemesi kesin yetkili olur. Öyle ki taşınmaz için açılmış olan ortaklığın giderilmesi davası içerisinde taşınmazın bulunmuş olduğu yerdeki mahkeme kesin yetkili mahkemedir. Bunun sebebi bu davanın taşınmaz üzerindeki ayni bir hakka ilişkin olmasıdır. Böylece bu dava sonucunda taşınmaz üzerinde bulunan ayni hak da bir değişiklik ortaya çıkar. Paylaştın mı kararının verilmesi sonucunda paydaş olan kişiler ayriyeten bir işleme gerek duymaksızın kendileri tahsis edilmiş olan şeyler üzerinde doğrudan mülkiyet hakkını elde ederler. Taşınmazın bulunmuş olduğu yer tapu üzerinde kayıtlı olunan yer değildir. Taşınmazın fiilen bulunduğu yer taşınmazın bulunduğu yer olur. Tapu üzerinde kayıtlı olunan yerdeki taşınmazın fiilen bulunmuş olduğu yer birbiriyle Eşleşmemesi durumu söz konusu ise taşınmazın fiilen bulunmuş olduğu yere öncelik tanınması gerekir. Bu durumu ortaklığın giderilmesi davası bakımından geçerlidir. Paydaşları aynı olan birden fazla taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açılmış olması halinde yetkili olan mahkemenin hangisi olacağının belirlenmesinin gerekli olduğu önem teşkil eder. Öyle ki hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre taşınmazlardan birinin bulunmuş olduğu yerdeki mahkemede diğerleri içinde dava açılması mümkündür. Böylece bu taşınmazlardan herhangi birinin bulunmuş olduğu yerdeki mahkemede diğerleri için de ortaklığın giderilmesi davasını açılması mümkün olur. Buna karşın bu taşınmazların hepsi için bunlardan sadece birinin bulunmuş olduğun yer mahkemesinde dava açılmasının uygun olmadığı da söylenir. Bu görüşte olmasını sebebi her taşınmazın ayrı bir paylı mülkiyet ilişkisi içerisinde bulunmasından dolayı bunların ayrı ayrı incelenmesi gerektiğidir.

Taşınırlar ve haklar için açılan ortaklığın giderilmesi davası için yetkili olan mahkemeden ve taşınmazlar için açılmış olan ortaklığın giderilmesi davasında yetkili olan mahkemeden bahsettik. Bununla birlikte bir diğer durum ise ortaklığın satış yoluyla giderilmesine yönelik işlemlere karşı İleri sürülebilecek itiraz ve şikâyetler için yetkili olan mahkemedir. Ortaklığın satış yoluyla giderilmesini yönelik olan işlemlere karşı ileri sürülmesi mümkün olan itiraz ve şikâyetler için paylaştırma karar veren Sulh hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte yetkili olan mahkemede belirlenmiş olur. Yani itiraz ve şikâyetler için yetkili olan mahkeme paylaştırma karar vermiş olan Sulh hukuk mahkemesidir. Hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre ortaklığın giderilmesi amacıyla yapılmış olan taşınır ve taşınmaz satışlarında icra ve iflas kanunu ile ilgili olan hükümler uygulanır. Öyle ki icra ve iflas kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre haciz edilmiş olan malın farklı bir yargı çevresi İçerisinde bulunması halinde bunun satışı istinabe yoluyla yapılması gerekir. Bununla ilgili olan anlaşmazlıklar ile ilgili istinabe edilen icra dairesinin Bağlı olduğu icra mahkemesi yetkili olur. Paylaştırmaya yönelik satış yapılması amacı ile istinabe olunan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinin ortaklığın satış yolu ile giderilmesine ilişkin işlemler için itiraz ve şikâyetler açısından yetkili olduğu söylenebilir.

İzmir izaleyi şuyu davası avukatı İdil Su Aydın’dan telefondan arayarak bilgi alabilirsiniz.

İzaleyi Şuyu Davasının Konusu Nedir?

İzaleyi şuyu davasının yani ortaklığın giderilmesi davasının konusunu oluşturan durumlar mevcuttur. Dava konusu kavramı usul hukuku içerisinde yer alan kavramlardan biridir. Öyle ki dava konusu görevli ve yetkili mahkemenin tayini kesin hüküm, davanın genişletilmesi Ve değiştirilmesi yasağı gibi durumlarda önem teşkil eder. Dava konusu ile ilgili olarak birçok görüşün mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Dava konusunun yalnızca talep sonucu esas alınarak belirlenmesi gereklidir. Öyle ki dava konusu talep sonucunun kendisine oluşturur. Dava konusun talep sonucu davacı olan kişinin mahkemeden hangi husus ya da hususların hüküm altına alınmasını talep ediyor ise bununla ilgili olarak dava dilekçesi içerisinde yer vermek zorunda olduğu irade açıklamasını oluşturur. Mahkemeden istenmiş olan hukuki korunmada talep sonucunun ve bununla birlikte dava konusunun kendisidir. Davanın konusu talep sonucuna göre tespit edilir. Hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlerden dava konusunun talep sonucunun kendisi olduğu sonucuna ulaşmak mümkündür.

Paylı mülkiyet durumu söz konusu olduğunda paydaşlar tarafından açılmış olan ortaklığın giderilmesi davası içerisinde davanın konusu paylı mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesi ve paylı mülkiyet konusu eşyanın paylaştırılmasıdır. Paylı mülkiyet payının paylaştırılması talebinde bulunulmasının sebebi paylaşma sonucunda paylı mülkiyet payına düşen hissenin tahsis edilmesine istemektir. Üzerinde paylı mülkiyet kurulmuş olan taşınır ya da taşınmaz eşya ve eşya üzerinde sahip olmuş olunan payın izaleyi şuyu davasının somut konusunu oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte üzerinde paylı mülkiyet kurulabilen her eşya ortaklığın giderilmesi davasının konusunu oluşturabilecek nitelikte olduğu söylenebilir. Paylı mülkiyet konusu olan eşya bütünleyici olan parçaları ve eklentileri ile bir bütündür. Bütünleyici parça, eklenti ortaklığın giderilmesi davası içerisinde asıl eşya ile birlikte konu teşkil eder.

Paylı mülkiyet de ortaklığın giderilmesi davasının kişiler tarafından açılmış olması tüm paydaşlar açısından ve paylı mülkiyet konusu olan eşyanın tamam bakımından ortaklığın giderilmesini sağlar. Böylece tek bir Ortağın paydaşlıktan çıkmış olması için ve bununla birlikte paylı mülkiyet konusu olan eşyanın bir kısmı için ortaklığın giderilmesi davasının açılması mümkün olmaz. Paydaşlar arasında birden çok eşya ile ilgili olarak paylı mülkiyet ilişkisinin mevcut olmaması durumu söz konusuysa her bir eşya ile ilgili olarak ayrı ayrı paylı mülkiyetten bahsedilir. Ancak ortaklığın giderilmesi davasının konusunu üzerinde paylı mülkiyet kurulan tek bir eşyanın oluşturulması mümkündür. Her bir paylı mülkiyet ilişkisi ile üzerinde paylı mülkiyet bulunmuş olan eşya ayrı ayrı ortaklığın giderilmesi davasının konusunu oluşturur. Fakat aynı ortakları arasında mevcut olan birden fazla paylı mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesine ve paylı mülkiyetin konusunu oluşturan eşyaların paylaştırılması ile ilgili taleplerin bir dava içerisinde yer almasında bir engel yoktur.

İzale şuyu Davasında Taraflar Kimlerdir?

Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde diğer davalarda olduğu gibi taraflar mevcuttur. Ortaklığın giderilmesi davasında taraf olma niteliği taşıyabilecek kişilerin kim olduğu ile ilgili açıklamada bulunulabilir. Öyle ki davalarda davalı ve davacı olmak üzere iki taraf yer alır. Bununla birlikte dava içerisindeki tarafın yer almasının davanın şartı niteliğinde olduğunu söylemek mümkündür. Dava içerisinde iki tarafın bulunmuş olması her iki taraf içinde birer kişinin yer alacağı anlamında değildir. Dava içerisinde davacı olan taraf birden fazla kişi olabilir. Bununla birlikte davalı olan etrafta birden fazla kişiden oluşabilir. Dava taraflarında birden fazla kişinin bulunma ihtimali olsa bile bu davanın iki taraf sistemi üzerine kurulmuş olduğunu değiştirmez. Öyle ki her dava içerisinde davalı ve davacı taraf olduğuna göre ortaklığın giderilmesi davası içerisinde de iki taraf yer almaktadır. Ortaklığın giderilmesi davasının çift yönlü olması bu davaya diğer davalardan bazı yönlerden farklı kılar. Davanın tarafları ile ilgili olarak bazı kuramlar Hukukumuzda yer almaktadır. Davanın tarafı ile ilgili kuramlar maddi taraf kuramı şekli taraf kuramı ve işlevsel taraf kuramı olarak bahsedilebilir. Öncelikle şekli taraf kuramı ile ilgili bilgilerden bahsedebiliriz. Şekli taraf kuramı içerisinde kendi adına hukuki korunma istemiş olan kişi yani davacı olan kişi ile kendisine karşı hukuku kurma istenmiş olan kişi yani davalı olan kişi davanın taraflarını meydana getirir. Şekli taraf kuramı içerisinde dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak yer alan kişilerin bu davanın tarafı olarak kabul edilmesi gerekli olur. Şekli taraf kuramı maddi hukuk anlamında hak sahibi olma ya da hakkın yükümlüsü durumunda yer alma içerisinde herhangi bir önem teşkil etmez. Bir davanın tarafı olmanın mümkün olabilmesi için yalnızca dava dilekçesi içerisinde taraf konumunda gösterilmiş olması terlik teşkil eder. Buradan yola çıkarak şekli kuramın çözüm sunmuş olduğu durumun taraf kavramına usul yönünden yer verdiği ileri sürülebilir. Sonuç olarak şekli taraf kuramında davanın iki tarafı dava dilekçesi içerisinde gösterilen kişilerden oluşur. Davayı açmış olan yani koruma talep eden davacı kendisine dava açılmış olan yani kendisine karşı hukuksal koruma talep edilmiş olan kişi davalı taraflar dava dilekçesi içerisinde yer alan kişilerdir. Çift yönlü davalarda iki taraf sistemi üzerine kurulmuşlardır. Çift yönlü davada dava dilekçesi üzerinde davacı ve davalı olan taraf gösterilmişse de Bu dava içerisinde davacılar aynı zamanda davalı ve davalı olan kişiler de aynı zamanda davacı olarak yer alır.

Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde taraf olabilecek kişilerden bahsetmek gerekir. Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre her bir paydaş paylı mülkiyete konu olan şeyin paylaştırılması için mahkemeye talepte bulunabilir. Kanuna göre davada taraf olma sıfatı sadece paydaş olan kişilere verilmiştir. Paydaş dışında yer alan kişilerin dava içerisinde taraf sıfatı ile bulunması mümkün olmaz. Öyle ki paylaştırılması talep edilmiş olan taşınmazın üzerindeki bir yapı üçüncü kişi tarafından yapılmış olmasına rağmen bu kişi paylaşımı davası içerisinde taraf olarak yer almaz. Bununla birlikte bu kişinin satış bedelinden pay alması da mümkün olmaz. İcra ve iflas kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre alacaklı olan kişinin henüz paylaştırılması yapılmış olan bir mirasın payına haciz etmesi mümkün olabilir. Haciz edilmiş olan el birliği mülkiyeti hissesi icra ve iflas kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre paraya çevrilir. Hissinin paraya çevrilmesi amacıyla terekenin paylaştırılması için alacaklıya dava açma yetkisi verilmesi yolu kullanılabilir. Davanın açılmasına mümkün olabilmesi için gerekli olan yetki icra Mahkemesi‘nden alınır. Yani bu davanın açılması için yetki icra dairesinden alınmaz. Yetkili birlikte alacak olan kişi dava takip yetkisine erişmiş olur. Bununla birlikte alacaklı olan kişi mirasın paylaşılması amacıyla Sulh hukuk mahkemesine dava açması mümkündür. Bazı takipler de tahsil dairesinin mahkemeden izin almadan dava açması durumundan bahsetmek mümkündür. Öyle ki 6183 sayılı amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun içerisinde yer alan takiplerde tahsil dairesi mahkemeden yukarıda bahsettiğimiz şekilde bir izin almadan bu davayı açma hakkına sahiptir. Alacaklı olan kişinin açmış olduğu dava mirasın paylaştırılması davası niteliği taşımış olmasına rağmen ortaklığın giderilmesi davası olarak adlandırıldığını söylemek mümkündür. Paylı mülkiyet durumu söz konusu olduğunda Paydaş’ın alacaklısı olan kişinin ortaklığın giderilmesi davasını açması mümkün olmaz. Bunun sebebi haciz edilmiş olan payın eşyanın tamamından ayrı olarak satılmasının mümkün olur. İcra iflas kanunu içerisinde yer alan yetki ile açılmış olan dava devam ederken el birliği mülkiyetinden paylı mülkiyet ilişkisine geçilmiş olması hali söz konusu olursa davaya devam edilmesi mümkün olmayabilir. Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre mirasçı olan kişilerden her biri tereke içerisindeki bir mal üzerindeki el birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi amacıyla dava açma hakkına sahiptir. Alacaklı olan kişinin açmış olduğu dava içerisinde payı harcı edilmiş olan mirasçı kişinin dava içerisinde taraf olarak bulunup bulunamayacağı durumu söz konusu olabilir. Böyle bir durumda dava içerisinde aynı zamanda borcu olan kişinin de davalı olarak gösterilmesinin gerekli olduğu söylenebilir. Bunun sebebi bedava içerisinde borcu olan paylaş içinde hükmen kurulmasının mümkün olmasıdır. Öyle ki dava takip yetkisinin alacaklı olan kişi de olması nedeniyle borçlu olan kişinin bu Hava içerisinde taraf olmasının mümkün olamayacağı söylenebilir. Çünkü bu kişinin dava takip yetkisi alacaklı olan kişiye verilmiştir. Alacaklı olan kişinin dava sonunda elde edeceği hüküm borçlu hakkında da bir sonuç meydana getirir. Dava takip yetkisi ne sahip olan üçüncü kişinin açmış olduğu dava sonunda meydana gelen kesin hüküm dava içerisinde yer almayan hak sahibi kişi için de etkili olabilir. Dava içerisinde taraf olarak dâhil edilmemiş olan borçlu kişinin hukuki dinlenilme hakkının göz önünde bulundurulması gerekir. Borçlu olan kişi dava içerisinde verilecek olan hükmün sonucundan etkilenmiş olur. Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre mirasçı olan kişinin payına haciz ettirmiş olan olacaktı bu mirasçı olan kişi paylaştırma davası içersin temsil etmesi için kayyum atanmış olmasını isteme hakkına sahiptir. Bu durumda borçlu olan kişinin de alacaklı olan kişinin de hakları korunur.

Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde taraf olabilecek kişilerden bir diğeri de ilgili idaredir. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası içerisinde idare davacı taraf niteliğinde dava içerisinde yer alabilir. İmar kanunu içerisinde ortaklığın giderilmesi davası açabilmek için idareye yetki verildiğini görmek mümkündür. İmar uygulamasının yapılması sebebiyle bazı taşınmazların birlikte mülkiyetin konusunu oluşturması mümkün olabilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda idarenin taşınmazın sahibi olan kişilere durumu tebliğ etmesi gerekir. İdarenin çevrilmesinden itibaren altı ay içerisinde bu kişiler Bir anlaşmaya varamaz veya bu konu ile ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davası açılmaz ise İdarenin ortaklığın giderilmesi davasını açması mümkün olur. Öyle ki idari ortaklığın giderilmesi davası açabilir ve böylece idari dava takip yetkisi verilmiş olur. İdarenin açmış olduğu ortaklığın giderilmesi davasında davalı taraf içerisinde tüm paydaşlar bulunur. İdareye bir Paydaş’ın değil genel olarak dava yetkisinin verildiği burada önem teşkil eder. Böylece diğer paydaşların dava takip yetkileri var olup bu dava içerisinde onların da taraf olarak yer almaları gerekli olur.

Ortaklığın Giderilmesi Davası İçerisinde Dava Arkadaşlığı Nedir?

Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde yer alan bir diğer durum dava arkadaşlığıdır. Dava arkadaşlığı ile ilgili olarak kanun içerisindeki hükümlere ulaşmak mümkündür.  Bir dava içerisinde davacı veyahut davalı olan tarafta Birden fazla kişinin yer alması halinde dava arkadaşlığının mevcut olduğundan bahsedilebilir. Dava arkadaşlığı ihtiyari ve mecburi olmak üzere iki şekilde ayrılır. Öncelikle mecburi dava arkadaşlığında ne olduğundan bahsetmek mümkündür. Mecburi dava arkadaşlığı içerisinde birden fazla kişinin bir araya gelerek dava açması veya birden fazla kişi bir araya gelerek birlikte dava açılması zorunlu olur. Bir hakkın birden fazla kişiye karşı bir araya gelerek ileri sürülmesi mi tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gerekli olan durumlarda mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olduğunu söylemek mümkündür. Bir hak üzerinde tasarruf edilebilmesi için birden fazla kişinin bir araya gelerek bu işlemi birlikte yapmaları koşuluna bağlı bir durumun mevcudiyeti söz konusuysa mecburi dava arkadaşlığının yer aldığından bahsedebiliriz. Dava arkadaşlığında dava arkadaşları birlikte hareket etme zorunluluğu içerisinde bulunur. Öyle ki bu durumlar mecburi dava arkadaşlığı için geçerlidir. Başta söylediğimiz gibi dava arkadaşlığı ihtiyari dava arkadaşlığı ve mecburi dava arkadaşlığı olarak iki ayrılmıştı. İhtiyari dava arkadaşlığı durumunda birden fazla kişi birlikte dava açabilir. Öyle ki ihtiyari dava arkadaşlığı içerisinde dava arkadaşları konumunda olan kişilerden her biri bir diğerine bağlı olmayarak hareket etme hakkına sahiptir. İkiden fazla paydaşın yer almış olduğum ortaklığın giderilmesi davası içerisinde dava arkadaşlığı hükümlerinin uygulanabilirliği durumu söz konusu olabilir. Bu konu ile ilgili olarak öğreti içerisinde bazı görüşlerin mevcudiyeti söz konusudur. Paydaş olan kişilerden her biri diğer kişilerden bağımsız olarak paylaştırmayı talep etme hakkına sahiptirler. Bunun sebebi paydaş olan kişilerin kendi paylaştırma hakkına dayanmalarıdır. Paydaş olan kişiler kendi paylaştırma hakkına dayanmasıyla onların içerisinde birlikte kullanımı gerektirecek bir hak yer almamaktadır. Bu sebepten her paydaş tek başına ortaklığın giderilmesi davası açma hakkına sahiptir. Her bir paydaşın tek başına ortaklığın giderilmesi davası açmasının mümkün olması sebebiyle Birden fazla paydaş olan kişinin davayı birlikte açma halinde davacı olan kişiler arasında ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu öğreti içerisinde yer almaktadır. Öyle ki paydaşlar tek başına dava açabilirler. Ama bu kişiler bir araya gelerek ortaklığın giderilmesi davasını açtıkları zaman ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu öğretide bulunur.

Ortaklığın Giderilmesi Davasının Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler Bakımından Yeri

Ortaklığın giderilmesi (izaleyi şuyu) davası içerisindeki ilkelerin mevcudiyeti söz konusudur. Öncelikle 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yargılamaya hâkim olan ilkelerden bahsetmek mümkündür. Yargılamaya hâkim olan ilkeler 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanununun ikinci bölümünün yargılamaya hâkim olan ilkeler başlığı altında yer almaktadır. Bu ilkeler sırasıyla tasarruf ilkesi taraflarca getirilme ilkesi, taleple bağlılık ilkesi, hukuki dinlenilme hakkı, aleniyet ilkesi, dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü, usul ekonomisi ilkesi, hâkimin davaya aydınlatma ödevi, yargılamanın sevk ve idaresi, hukukun uygulanmasıdır. İlk olarak tasarruf ilkesi ile ilgili olan hükümlerden bahsetmek mümkündür. Hâkim iki taraftan birinin isteği olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleme hakkına sahip değildir ve bununla birlikte hâkim taraflardan birinin isteği olmadan kendiliğinden bu davayı karara bağlayamaz. Kanun içerisinde açıkça belirtilmemişse hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya da hakkını talep etmeye zorlanamaz. Yani kişiler kendi lehine dava açma hakkı bulunmalarına rağmen bu davayı açmama hakkına sahiptirler. Hiç kimse bu kişilere dava açmak için zorlayamaz. Taraf olan kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edebilmelerini mümkün olacağı dava konusu hakkında davanın açılmasından sonra tasarruf yetkisi devam eder.

Yargılamaya hâkim olan ilkeler içerisinde yer alan bir diğer ülke taraflarca getirilme ilkesidir. Kanun içerisinde öngörülmüş istisnalar haricinde hâkim iki taraftan birinin söylemi dişi ya da vakaları kendiliğinden göz önünde bulundurmaz. Bununla birlikte hâkim iki taraftan birinin söylemediği şeyleri veyahut vakaları kendiliğinden onları hatırlatabilecek davranışlar içerisinde bulunamaz. Kanun içerisinde belirtilmiş olan durumlar haricinde hâkim kendiliğinden delil toplayamaz. Öyle ki eğer kanunda yer alan durumlar dışında Bir durumun varlığı söz konusuysa Hâkim kendiliğinden delil toplama hakkına sahip değildir.

6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yaralan yargılamaya hâkim olan ülkelerden bir diğeri taleple bağlılık ilkesidir. Taleple bağlık ilkesine göre hâkim taraf olan kişilerin istekleri sonuçlarıyla bağlıdır. Tarafından kişilerin taleplerinden fazlasına ya da başka bir şeye karar kılamaz. Mevcut duruma göre talep sonucunda daha azına karar vermesi mümkündür. Bununla birlikte hâkimin taraf olan kişilerin isteğine bağlı olmadığı ile ilgili olarak kanun hükümleri saklıdır.

Yargılamaya hâkim olan ilkelerden Bir diğeri hukuki dinlenilme hakkıdır. Dava içerisinde Yer alan taraflar müdahiller ve yargılamanın diğer ilgili olan kişileri kendi hakları ile ilgili olarak hukuki dinlenir mi hakkına sahiptirler. Hukuki dinlenir mi hakkı içerisinde yer alan bazı durumlar vardır. Öyle ki hukuki dinlenilme hakkı yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını içerir. Hukuki dinlenilme hakkı açıklama ve ispat hakkını içerir. Bununla birlikte hukuki dinlenir mi hakkı mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini Ve kararların somut ve açık bir şekilde gerekçelendirilmesi durumunu içerir.

Yargılamaya hâkim olan ilkelerden tasarruf ilkesinden, taraflarca getirilme ilkesinden, taleple bağlılık ilkesinden ve hukuki dinlenilme hakkından bahsettik. Yargılamaya hâkim olan ülkelerden bir diğeri ise aleniyet ilkesidir. Aleniyet kelimesi açıklık ve netlik anlamına gelir. Aleniyet ilkesine göre duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir. Duruşmaların bir kısmının ya da tamamının gizli olarak yapılmasına sadece genel ahlakın ya da kamu güvenliğinin veya yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün menfaatinin kesin olarak gerekli kılmış oldu durumların mevcudiyeti halinde ilgili olan kişilerin isteği üzerine veya re sen mahkeme tarafından karar verilmesi mümkün olabilir. Yani duruşmaların bir kısmı ya da tamamının gizli olarak yapılması için bazı şartlar ilke ile ilgili hükümler içerisinde yer almaktadır. Öncelikle duruşmaların bir kısmının ya da tamamen gizli olarak yapılmasına mümkün olabilmesi için genel ahlakın ya da kamu güvenliğinin veya yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin mevcut olması gerekir. Bu üstün menfaatin kesin olarak gerekli kıldığı durumlar söz konusu olmalıdır. Bununla birlikte duruşmaların bir kısmının ya da tamamının gizli olarak yapılması için ilgili olan kişinin talebi ile ya da re sen mahkeme tarafından karar verilebilir. Aleniyet ilkesine göre taraf olan kişilerin gizlilik talebi sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşma içerisinde incelenir. Bununla birlikte taraf olan kişilerin gizlilik talibi ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesi içerisinde gizli duruşmada incelenmesi ile karara bağlanır. Hâkim bu karar ile ilgili olan gerekçelerine esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar. Hâkim gizli yargılama işlemleri esnasında hazır bulunanları o yargılama ile ilgili olarak edilmiş oldukları bilgileri açıklamamaları hakkında uyarıda bulunur. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk ceza kanunu içerisinde yer alan gizliliğin ihlaline ilişkin hükmün uygulanacağını ihtar eder. Hâkim ihtar ettikten sonra bu hususu tutanağa geçirir.

Yargılamaya hâkim olan ilkelerden bir diğeri dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğüdür. Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğünü göre taraf olan kişiler dürüstlük kuralına uygun davranma yükümlülüğü altındadırlar. Taraf olan kişiler davanın dayanağını oluşturan vakalara ilişkin olarak açıklamalarını gerçek ile uygun bir şekilde yapma yükümlülüğü altındadırlar.

Yargılamaya hâkim olan ilkelerden bir diğeri de usul ekonomisi ilkesidir. Usul ekonomisi ilkesine göre hâkim yargılamanın makul bir süre içerisinde ve düzenli bir şekilde yürütülmesine ve gereksiz gider yapılmamasını sağlama yükümlülüğü altındadır. Öyle ki yargılamanın makul süre içerisinde sağlanması hâkimin yükümlülüğündedir. Bununla birlikte yargılamanın düzenli bir şekilde yürütülmesini de hâkim sağlar. Gereksiz gider yapılmamasını da hâkim sağlar.

Yargılamaya hâkim olan ilkeler içerisindeki bir diğer durum hâkimin davayı aydınlatma ödevidir. Hâkim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kılmış olduğu hallerde maddi ya da hukuki açıdan belirli olmayan ya da tutarsız görmüş olduğu durumlar hakkında taraf olan kişileri açıklama yaptırması mümkündür. Bununla birlikte hâkim soru sorabilir ve delil gösterilmesi talebinde bulunabilir.

Yargılamaya hâkim on ikiler ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durumda yargılamadan sevk ve idaresidir. Yargılamayı hâkim sevk ve idare eder. Hâkimin yargılama düzeninin bozulmaması amacıyla gerekli olan her türlü tedbiri alması gerekir. Okunmamış olan ya da uygunsuz veya ilgisiz durumda olan dilekçenin yeniden düzenlenmesinin sağlanması için uygun bir süre verilmesi gerekir. Bu dilekçe dosya içerisinde kalır. Verilmiş olan süre içerisinde yeni bir dilekçenin düzenlenmesi sağlanmaz ise tekrar süre verilmesi mümkün değildir.

6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan yargılamaya Hâkim olan ilkeler içerisinde sonuncu kavram hukukun uygulanmasıdır. Öyle ki hâkimin Türk hukukunu resen uygulaması gerekir.

Yukarıda 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan yargılamaya hâkim olmak olan ilkelerden bahsettik. Bu ülkelerle ilgili olan hükümleri açıkladık. Yargılamaya hâkim olan ilkeler ortaklığın giderilmesi davası içerisinde de yer alır.

Yargılamayı hâkim olan ilkeler bakımından ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bazı durumlar vardır.

Öncelikle ortaklığın giderilmesi davası içerisinde tasarruf ilkesinden bahsedilebilir. Yukarıda bulunduğumuz açıklamalarda olduğu gibi tasarruf ilkesinde yargılama sadece hak sahibi olan kişinin o konuda bir dava açması ile başlar. Mahkemede taraf olan kişilerin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez mi söz konusu davayı karara bağlayamaz. Öyle ki taraf olan kişilerin talebi olmaksızın yargılamanın başlamasına mümkün olmayacağına göre yargılamaya hâkim olan bir ilkenin mevcudiyeti söz konusu olduğundan ortaklığın giderilmesi davası için de bu ilke geçerliliğini korur. Dolayısıyla paydaş olan kişiler ortaklığın giderilmesi davasını açmadıkları sürece mahkeme kararı ile paylaştırılmanın yapılmış olması mümkün değildir. Yani paylaştırılmanın yapılmasını sağlamak için paydaş olan kişilerin ortaklığın giderilmesi davası açması gerekir. İlke içerisinde yer alan hükümde olduğu gibi tarafların talebi olması gerekir ki mahkeme davayı inceleyip karara bağlasın. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde paydaş dışında üçüncü kişiler tarafından açılmış olması tasarruf ilkesini ihlal etmez. Bunun sebebi bu durumda dahi mahkeme paylaştırma ile ilgili olarak kendiliğinden harekete geçmemektedir. Yani ortaklığın giderilmesi davası için yargılamanın başlamasında üçüncü kişilerin talebine gerek duyulmuştur. Tasarruf ilkesinde hiç kimsenin kendi lehine olan davayı açmaya ya da hakkını talep etmeye zorlanamayacağı hükmü yer almaktaydı. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası içerisinde bu durumun farklılık gösterdiğini söylemek mümkündür. Ortaklığın giderilmesi davasında paylaştırma hükmü yalnızca davacı lehine olmaz. Paylaştırma hükmünün davanın lehine de kurulması gerekir. Bu durumda dava açmamış olan paydaş içinde paylaştırma hükmünün kurulması gerekir. Paylaştırma hüküm verilmesinden sonra aynı konu içerisinde tekrar bir dava açılması hükmün inşa etkisi nedeniyle mümkün olmaz. Davacı olan kişinin talep etmiş oldu paylaştırmak türünü uygun bulunmuş olan davalı paylaş bu dava içerisinde kendi talebini ileri sürmek için zorlanmış olur. Bu durumda hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan yargılamaya hâkim olan ilkelerdeki tasarruf ilkesindeki davalıların talebi olmadıkça dava içerisinde kendileri lehine bir hüküm kurulamayacağına dair olan hüküm ortaklığın giderilmesi davası içerisinde yer bulamayabilir.  Ortaklığın giderilmesi davası yalnızca davacı olan kişinin payının kendisine verilmesinden ibaret değildir. Davacı olan kişinin payının kendisine verilmesinin yanı sıra diğer paydaş olan kişilerin de paylarının onları verilmesini içinde barındırır. Tasarruf ilkesi içerisinde taraf olan kişiler davanın yürütülmesinde serbesttir. Tarafından kişilerden birinin duruşmaya gelmemesi gibi bir durum söz konusu olursa davanın devam edebilmesi mümkün olmaz. Bununla birlikte dava dosyası işlemden kaldırılmış olur. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde de aynı durum söz konusudur. Bu yüzden ortaklığın giderilmesi davası içerisinde de davanın yürütülmesinde tasarruf ilkesinin geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Yukarıda bahsettiğimiz gibi tasarruf ilkesi içerisinde taraflar davanın sona erdirilmesinde serbest bir haldedirler. Böylece davacı olan kişi karşı tarafın ya da mahkemenin iznine gerek duymadan kendi davasından tamamen ya da kısmen feragat etme hakkına sahiptir. Davalı olan kişi ne davacı olan kişinin isteği sonucunun tümünü ya da bir kısmını kabul edebilir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde davanın şunu erdirilmesi söz konusu olduğunda tasarruf ilkesinin geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki davadan feragat edilmiş olması tek başına davanın sonunu getirmez. Davadan feragat beyanı olmasına rağmen davalı olan kişilerin davayı sürdürmek istemeleri durumu söz konusu olduğunda daima kaldığı yerden sürer. Bu durumun tasarruf ilkesi ne aykırı olmadığını söylemek mümkündür. Bunun sebebi davacı olan kişi dava ile yalnızca kendi payı ile değil paylı mülkiyete konu olan şeyin tamamının paylaştırılması isteğinde bulunur. Sonuç olarak dava yalnızca davacı olan kişilerin değil dava içerisinde bulunan diğer paydaş olan kişilerin de paylarını kapsar. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası davacı olan kişinin yanı sıra davalı tarafta bulunan paydaş olan kişilerin de davası olma niteliği taşır. Dava içerisinde paydaş olan davalı ya da davacı olan kişilerin tümünün talebi olmadıkça davanın feragat nedeniyle sona ermesinin mümkün olduğundan bahsedilemeyebilir.

6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer verilmiş olan yargılamaya hâkim olan ilkelerden olup ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili bahsetmemiz gerekenlerden biri de Hâkimin tarafların talepleri ile bağlı olması ilkesidir. Tasarruf ilkesinin yanı sıra bir diğer iki taleple bağlılık ilkesidir. Hâkimin tarafların taleplerine bağlı olması ilkesi taraf olan kişilerin isteklerinin sonuçları ile bağlı olup ondan fazlasına ya da başka bir şeye karar verilmesinin mümkün olmadığıdır. Öncelikle ortaklığın giderilmesi davası içerisinde yalnızca aynen paylaştırma talebinde bulunulur. Eğer aynen paylaştırma talebinin bazı sebepler nedeniyle mümkün olmadığı söz konusu olursa mahkemenin talepte bulunulmamış olmasına rağmen satış yolu ile paylaştırma kararı vermesine mümkün olup olamayacağının düşünülmesi gerekir. Bu durumu ile ilgili Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlere yer vermek mümkündür. Öyle ki Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre paylaşma biçiminde anlaşma sağlanması mümkün olmaz ise paydaş olan kişilerden birinin talebi üzerine hâkim malın aynen bölünmesi suretiyle paylaştırılmasında bununla birlikte bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmesinin mümkün olmaması halinde eksik değerde olan parçaya para eklenmek suretiyle denkleştirme yapılmasında karar kılar. Eğer bölme talebi mevcut durum ve mevcut koşullara uygun olarak görülmez ise ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine imkân yok ise açık arttırma yolu ile satışa hüküm olunması gerekir. Türk medeni kanunu içerisinde yer alan bu hükümlere göre satış yolu ile paylaştırma karar verilmesine mümkün olabilmesi için bu yönde bir talepte bulunmanın gerekli olduğuna dair kesin bir çıkarım yapılamayabilir. Bununla birlikte Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümlerden satış yoluyla paylaştırma talebinde Bulunulmuş olmamasına rağmen mahkemenin satış kararı vermesinin mümkün olabileceği söylenebilir. Kanun içerisinde yer alan hükümlerde hâkimin kişilerin talepte bulunması dışında başka bir şeye karar vermedi için izin veren düzenlemelerin bulunabilmesi durumu yer almaktadır. Yani kişiler tarafından bir talepte bulunulmuş olmasına rağmen dava içerisinde hâkimin İncelemeleri ile birlikte ve şartlar mümkünse farklı bir karara hükmedilebilmesi mümkündür. Bunun mümkün olmasına rağmen hâkimin kişilerin talepleri ile bağlı olması kuraldır. Eğer hâkimin talepten farklı bir karar vermesi durumu söz konusu olacak ise hükmün iyice anlaşılması gerekir. Türk medeni kanunu içerisinde olan hükümler de davada kişilerin talepte bulunmamış olmasına rağmen mahkemenin satışa karar vermesinin mümkün olacağı ile ilgili bir çıkarım yapılabilmektedir. Kanun hükümleri incelendiğinde mahkemenin satış yoluyla paylaştırmaya karar vermiş olmasında hâkimin talep dışına çıktığı sonucuna varılmayacağı anlaşılabilir.

6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisindeki yargılamaya hâkim olan ilkelerden ortaklığın giderilmesi ile ilgili olarak bahsetmemiz gereken bir diğer ilke de taraflarca getirilme ilkesidir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi taraflarca getirilme ilkesi davacı olan kişinin talep sonucunu haklı çıkarmasını sağlayan vaka ve delilleri davalı olan kişinin de aynı şekilde kendi savunmasını dayandırmış oldu vaka delilleri yargılama için kendilerinin getirmeleri gerekir. Taraflarca getirilme ilkesine göre taraflar tarafından ileri sürülmemiş olan vaka ve deliller göz önünde bulundurulmaz. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde taraflarca getirilme ilkesinin geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Bu yüzden dava gerekleri tarafından kişilerce mahkemeye getirilmelidir. Bunun yanı sıra mahkemenin aynen paylaştırma yapıldığı sırada görevi nedeniyle göz önünde bulundurması gereken bazı durumların mevcudiyeti söz konusudur. Bu durumda mahkemenin aynen paylaştırma koşulların düzenlemiş olduğu Türk medeni kanunu içerisinde yaralan hükümleri dikkate alması gerekir. Konu ile ilgili olarak Türk medeni kanunu içerisinde ayrılan hükme göre paylaştırma talebi durum ve şartlara uygun değilse bunun yanı sıra paylı mülkiyet konusu olan şeyin önemli bir değer kaybına uğramadan paylaştırılması mümkün değilse satış yoluyla paylaştırılması kararı verilir. Mahkeme paylı mülkiyete konulan şeyin parçalara ayrılması ve ayrılmış olan bu parçaların paydaş olan kişilere özgülenmesi Durumunda bazı halleri göz önünde bulundurmalıdır. Öyle ki mahkeme özellikle fiili bir kullanımın yer alıp almadığını paydaş olan kişilerin şahsi durumlarına ve konu olan parçalar ile ilişkilerini göz önünde bulundurmalıdır. Dava içerisinde taraflarca getirilme ilkesinin mevcut olması o davada mahkemenin dava malzemesine toplaması ile ilgili olarak her zaman pasif durumda yer alması anlamına gelmez. Taraflarca getirilme ilkesinin mevcut olduğu davalar içerisinde bile mahkeme re sen keşfe karar verme hakkına sahiptir. Bununla ilgili olarak bilirkişiye müracaat etmek mümkündür. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde tapu kayıtlarının zemine uygunluğunun tespit edilmesi amacıyla mutlaka keşif yapılması gereklidir. Bununla birlikte keşif zorunluluğu yalnızca aynen paylaştırmanın istenmiş oldu davalar içerisinde yer almaz. Satış talep edilmiş olan davalar içerisinde de keşif zorunluluğunun yer aldığını söyleyebiliriz.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Verilebilecek Hükümler Nelerdir?

Ortaklığın giderilmesi davası yani eski ismi ile izale-i şuyu davası paylı ya da el birliği mülkiyetine konu olan taşınır ya da taşınmaz mal içerisinde bulunan ortaklar arasındaki paydaşlığın bitmesini sağlayarak kişisel mülkiyete geçiş yaptıran bir dava türünü oluşturur. Ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak verilmesi muhtemel olan hükümlerin mevcudiyeti söz konusudur.

Öyle ki ortaklığın giderilmesi davasında davanın kabulü durumunun mevcut olması mümkündür. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davasında verilecek olan isimlerden bir diğeri davanın reddidir. İlk olarak ortaklığın giderilmesi davasında verilecek hükümlerden davanın kabulü ile İlgili olanlardan bahsedilebilir. Ortaklığın giderilmesi davasında mahkeme istek dâhilinde ve koşulların uygun olduğu hallerde aynen paylaştırma hükmü kurar. Mahkemenin kurmuş olduğu bu hüküm de yalnızca aynen paylaştırmaya karar verildiği durumunun belirtilmiş olması yeterlilik teşkil etmez. Paydaş olan kişilerin hangi parçanın tahsis edildiği ile ilgili olarak açıkça belirtmede bulunması önem teşkil eder. Mahkemenin aynen paylaştırma hükmü bazı hallerin söz konusu olduğu zamanlarda açık olmayabilir. Öyle ki taşınmazın simetrik bir şekilde paylaştırılması ile ilgili olarak kurulmuş olan hüküm içerisinde taraf olan kişiler bu simetriden anlaması gerekenin ne olduğu ile ilgili bir saptamada bulunamayabilirler. Böyle bir durumda bu durum açık olmayan hükmü icrası ile ilgili sıkıntılar doğurabilir. Taraf olan kişiler mahkemeden hükmün tavzihini isteme hakkına sahiptirler. Aynen paylaştırma hükmü taşınmazlara veya taşınırlara yönelik olma ihtimalini taşır. Taşınmazda ilişkin olarak verilmiş olan hükmün kurucu bir etkisinin varlığının söz konusu olup olmadığı net değildir. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının mümkün olması için bununla ilgili bir tescilin yapılması kural olarak zorunluluk teşkil eder. Bununla birlikte Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümler de taşınmazın mülkiyetinin tescilden önce kazanılmasının mümkün olabileceği durumlara yer verilmiştir. Bu hükümler İçerisinde mahkeme kararı yer alır. Bu hükümlerin yanı sıra öğreti içerisinde yani verilmiş olan bir görüşe göre aynen paylaştırma hükmün kurucu bir etkisinin söz konusu olmadığı söylenmiştir. Bunun sebebi aynen paylaştırma hükmünün kesinleşmiş olduğu zaman paylaşma kişilere özgülenmiş olan parçalar için tapu kütüğünde henüz ayrı bir sayfanın oluşturulmamış olmasıdır. Böylece ayrı bir sayfa oluşturulmadan birden çok taşınmazın varlığından ve birden çok mülkiyetten söz edilebilmesi mümkün olmaz. Öğreti içerisinde aynen paylaştırma hükmünün kurucu etkisinin yok olduğuna dair bir görüşe yer verildiğini söylemiştik. Bununla birlikte öğreti içerisinde paydaş olan kişilerin aynen paylaştırma hükmün kesinleşmesi ile birlikte kendilerine özgülenmiş olan parçanın üzerinde doğrudan mülkiyet hakkı kazandığına dair bir görüş de yer alır. Hükmün kesinleşmiş olduğu zaman özgülenmiş olan parçalar için tapu kötü içerisinde ayrı bir sayfanın oluşturulmamış olmasına rağmen bu parçaların nasıl ayrılacağı ile ilgili olarak bilgilere hüküm içerisinde yer verilmiştir. Öyle ki Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükümler ve hüküm içerisinde yer alan bilgiler göz önünde bulundurulduğunda aynen paylaştırmanın kurucu bir etkisinin söz konusu olduğunu söylemek mümkün olabilir. Aynen paylaştırmanın talep edilmiş olduğu ortaklığın giderilmesi davası içerisinde verilmiş olan paylaştırma hükmünü inşa hüküm niteliği taşıdığı söylenebilir. Hükmün kurucu bir nitelik taşıyıp taşımadığı ile ilgili olarak Bir diğer durum olan taşınırların aynen paylaştırılmasından bahsedilebilir. Öyle ki taşınırların aynen paylaştırılması durumunda bahsetmiş olduğumuz etkinin var olmadığını iddia etmiş olan kişiler taşınır mülkiyetinin ancak zilyetliğinin değeri ile kazanılmış olması ve mahkeme tarafından verilmiş olan hükmün kurucu yetkisinin sadece taşınmazlar için mevcut olmasına dayanır. Paylaş olan kişiler için Özgülenmiş olan parçaların ekonomik değerleri eş değerde olmaması mümkündür. Böyle bir durumun mevcut olması halinde değeri yüksek olan payın özgülenmiş olduğu paydaşın bu eşitliğin yerine getirilmesi için bir miktar para vermesi gerekir. Verilen bu paranın verilmiş olmasına yönelik olarak karara denkleştirme kararı ismi verilir. Öyle ki mahkemenin bu paranın yatırılması amacıyla bir de bu kırarım vermesi gerektiği söylenebilir. Eğer ilgili olan kişi bu defa kararını yerine getirmez ise bu hak diğer tarafa geçebilir. Bununla birlikte mevcut durumdaki kişi de depo kararına işler getirirse satış yoluyla paylaştırma kararını verilmesi mümkün olur. Denkleştirme kararının niteliğinin ne olduğu ile ilgili bir tespitin yapılması gerekir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde verilmiş olan denkleştirme kararı ara karar niteliği taşımaktadır. Ortaklığın giderilmesi davasının ara karar niteliği taşıması sebebiyle verilmiş olan kararı ile ortaklığın giderilmesi davası son bulmaz. Verilmiş olan karar aynen paylaştırma karar verilmesinin bir koşulunu oluşturmuş olur. Bununla birlikte kararın yerine getirilmemesi durumu söz konusu olursa satış kararı verilebilmesi de ihtimaller arasında yer alır. Verilmiş olan ara kararlar ile karşı kanun yoluna başvurusunun mümkün olmadığı söylenebilir. Bunların sadece nihai kararlar amacıyla yapılmış olan kanun yolu incelemeleri İçerisinde denetlenmesi mümkündür. Sonuç olarak denkleştirme kararının hukuka uygun olmadığı ile ilgili olarak yapılacak bir itiraz sadece paylaştırma konusunda verilmiş olan nihai karara karşı yapılan kanun yolu başvurusu ile dile getirilebilir.

İzale i şuyu davası avukatı için iletişime geçebilirsiniz.

Taşınır ve taşınmazlar için verilmiş olan aynen paylaştırma hükmün icra niteliği birbirinden farklı şekildedir. Eğer aynen paylaştırma hükmü taşınmaz İçinse bununla ilgili olarak icra ve iflas kanunu içerisinde yer alan hükümlerin uygulama bulması gerekli olur. Öyle ki icra iflas kanunu içerisinde taşınmazların icrasına ilişkin olarak yer verilmiş hükümler vardır. Bu hükümlere göre taşınmaz davaları içerisinde mahkemenin vermiş olduğu hükmü kendiliğinden ilgili tapu dairesine gönderebilmesi durumu mümkündür. Öyle ki aynen paylaştırma karar vermiş olan mahkemenin vermiş olduğu kararını kendiliğinden ilgili tapu dairesine göndermesi uygunluk teşkil eder. Mahkeme vermiş olduğu kararla tapu tarifesini bildirmemiş olsa dahi paydaş olan kişilerin kararın yerine getirilmesi amacıyla ilamlı icraya başvurmaları zorunlu değildir. Yani paydaş olan kişiler mahkeme tarafından verilmiş olan kararın tapu dairesine bildirilmiş olması durumunda kararın yetinin yerine getirilmesi amacıyla ilamlı icra ya başvurmayabilirler. Paydaş olan kişilerden her biri ilgili tapu dairesine başvuru yaparak kendisi için ayrılmış olan parçanın kendi lehine tescil edilmesi talebinde bulunabilir. Ayrıca taşınır ilişkin aynen paylaştırma hükmünü icra edilmesinde bazı farklılıklar söz konusudur. Bir paydaşa özgülenmiş olan parçanın bazı durumlarda başka bir Paydaş’ın zilyetliğinin de bulunması durumu mevcut olabilir. Öyle kim zilyet bunu teslime yanaşmaz ise bir diğer paydaş taşınırın teslim edilmesi ile ilgili olarak ilamlı icra yoluna başvurma mecburiyetinde kalabilir.

Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde verilebilecek hükümlerden bir diğeri satış yoluyla paylaştırma hükmüdür. Bununla ilgili olarak bazı durumlardan bahsedebiliriz. Öyle ki aynen paylaştırma durumunu yapılamadığı veya tarafından kişilerin bunu talep etmediği durumlarda koşullar eğer mevcut ise ortaklığın satış yoluyla giderilmesi kararının verilmesi mümkündür. Satış yolunda satış açık arttırma ile yapılır. Tarafından kişilerin tamam mı talep etmedikçe pazarlık yolu ile satışa karar verilmesi mümkün değildir. Satış hükmünün diğer hükümler gibi açık ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde oluşturulması gereklidir. Böyle bir durumda satışı İçin karar verilmiş olan taşınmazın parsel mi adı numaralarının hüküm fıkrası üzerinde gösterilmesi gerekli olur. Satış hükmü içerisinde taşınmazın muhammen bedelinin gösterilmiş olması infaz içerisinde tereddütte sebep olabilmesi ihtimali nedeniyle Yargıtay’ca doğru bulunmadığı söylenebilir. İnfaz içerisinde tereddüt ihtimalinin olmasının sebebi taşınmazın satışı için düzenlenmiş olan artırmada taşınmazın hüküm içerisinde belirtilmiş diğerinin muhammen bedeli olarak dikkate alabilmesinin mümkün olması durumudur. Arttırmaya çıkarılmasından önce taşınmazın değerinin mahkeme tarafından yeniden tespit ettirilmiş olması ve mahkeme tarafından tespit edilmiş olan bu değerin muhammen bedel olarak göz önünde bulundurulması zorunluluk teşkil eder. Verilmiş olan hüküm içerisinde satışın paydaşlar arasında veya genel bir açık arttırma yolu ile yapılıp yapılmayacağı ile ilgili olarak bir belirtinin yer alması gerekir. Eğer hüküm içerisinde satışın paydaşlar arasında veya genel bir açık arttırma ile yapılıp yapılmamış olması belirtilmez ise hüküm infaza elverişli bir nitelik taşımaz. Bununla birlikte satış hükmü içerisinde satış içerisinde elde edilecek olan paranın ne şekilde dağıtıcı ile ilgili olarak bilgilerin açıkça gösterilmesi gerekir.

İzale-i şuyu ile ilgili olarak verilecek hükümlerden davanın kabulüne ilgili olanlardan bahsettik. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davasında verilecek olan bir diğer karar davanın reddidir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde esas sebebiyle ya da usul sebebiyle ret söz konusu olabilir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde dava şartlarının eksik olması ya da taraflarca ileri sürülmüş olan ilk itirazın haklı bulunmamış olması sebebiyle davanın usulden reddedilmiş olması durumu mevcut olabilir. Ortaklığın giderilmesi davası bazı sebepler nedeniyle esastan reddedilebilir. Davanın esastan reddedilmesinden sonraki süreçte bu davanın tekrar açılıp açılmamasının mümkün olup olmayacağı önem teşkil eder.

Ortaklığın giderilmesi davasında ret durumu söz konusu olduğunda bununla ilgili olarak verilmiş olan hüküm tespit hükmü niteliği taşır. Bu dava içerisinde esastan ret söz konusu olmasıyla davanın ret nedenini göre paylaştırmaya talep etme hakkının hiç bulunmamış olması ya da paylaştırmayı talep etme hakkının ileri sürülmesinin mümkün olmamış olduğu ya da paylaştırma biçimi ile ilgili olarak koşulların gerçekleşmediği ile ilgili olarak bu durumlardan birinin tespiti yapılmış olur.  Bir hüküm dava içerisinde ileri sürülmüş olan isteklerden sadece hükme bağlanmış olanlar ile ilgili olarak kesin hüküm oluşturur. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde verilmiş olan ret kararının kesin hüküm etkisi yalnızca ilk dava içerisinde hüküm altına alınmış olan istek sonucu ile sınırlı bir şekilde meydana gelir. Aynen paylaştırma ve satış yoluyla paylaştırma ile ilgili olarak bulunulmuş olan talepler, kesin hüküm etkisi için ayrı değerlendirme içerisinde tutulmalıdır. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası içerisinde verilmiş olan kesin hüküm yalnızca ilgili bulunmuş olduğu paylaştırma turu ile ilgili olarak kesin hüküm niteliği taşır. Yalnızca aynen paylaştırma talebi söz konusu olduğunda ortaklığın giderilmesi davası içerisinde ret durumunun mevcut olması sonrasında satış yoluyla paylaştırmayı konu almış olan ortaklığın giderilmesi davasının açılması mümkündür. Bunun sebebi ikinci dava içerisindeki talep sonucu ilk dava içerisinde hüküm altına alınan talepten farklılık teşkil etmesidir. Verilmiş olan kesin hükmün etkisi mevcut hüküm fıkrası ile sınırlıdır. Kesin hükmün etkisinin tespiti amacıyla hükmün gerekçesini bakılması gerekli olan haller mevcut olabilir. Öyle ki bir davanın neden reddedilmiş olduğu gerekçenin İncelenmesiyle öğrenilebilir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde davanın reddi söz konusu olduğunda kesin hükmün etkisinin saptanması amacıyla gerekçenin göz önünde bulundurulması gereklidir. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası içerisinde hüküm fıkrasında paylaştırma biçimlerinden hangisi için ret kararının verilmiş olduğunun belirtilmemiş olması halinde böyle bir zorunluluk mevcuttur. Dava içerisinde davalı olan tarafın İleri sürmüş olduğu itiraz ve defiler için kesin hüküm etkisi meydana gelmez. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde davalı olan kişinin paylaştırma ile ilgili olarak talebi itiraz ve defin niteliği taşımaz. Öyle ki mahkeme davalı yerinde olan Paydaş’ın paylaştırma isteği ile ilgili olarak hükme varır. Satış yoluyla paylaştırmanı talep edilmiş olduğu bir dava içerisinde davalı tarafta yer alan paydaş kişi aynen paylaştırma isteyebilir. Paydaş’ın aynen paylaştırma isteğinde bulunmuş olması satış yoluyla paylaştırma isteğine göre bir öncelik taşır. Yani aynen paylaştırma talebi bir diğer talep olan satış yolu ile paylaştırma talebinden Öncelik taşıyacak bir şekilde incelenir. Bu durumdaki bir dava içerisinde dava reddedilmiş olursa bu hüküm aynen paylaştırma ve satış yoluyla paylaştırmanın her ikisi içinde kesin hüküm yetkisine sahip olur. Bunun sebebi ret kararının aynen paylaştırma ve satış yolu paylaştırmanın Her ikisine de ilişkin olmasıdır. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde bir paylaştırmayı biçimi için ret nedeni bazı durumlarda diğer paylaştırma biçme için de ret nedeni oluşabilir. Yani bir paylaştırma için verilmiş olan ret sebebi farklı bir paylaştırmayı biçimi için ret sebebi niteliği taşıyabilir. Satış yolu ile paylaştırma talebinin reddedilmiş olması devamında paydaş olan kişilerin aynen paylaştırma yoluyla dava açmaları için bir problem yoktur. Yani satış yoluyla paylaştırma talebi reddedilmiş olan kişiler daha sonra aynen paylaştırma yolu için dava açabilirler. Öyle ki ilk davadaki talep sonucu ikinci davadaki talep sonucundan farklıdır. İlk davadaki talep sonucu ile ikinci davadaki talep sonucunun farklı olması sebebiyle satış yoluyla paylaştırma talebi reddedilmiş olan kişiler daha sonra aynen paylaştırma yoluyla dava açabilirler. Böylece ikinci dava sonucunda verilmiş olan kesim hüküm nedeniyle usulden ret durumu mevcut olmaz.

Ortaklığın giderilmesi davası avukatı İzmir’de bulmak ve destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Nasıl Açılır?

Ortaklığın giderilmesi davası yani eski adı ile izaleyi şuyu davasının açılması ve bu davanın açılmasından sonra ortaya çıkacak sonuçların varlığı söz konusudur. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde görevli olan mahkeme Sulh hukuk mahkemesidir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde görev alan mahkemenin Sulh hukuk Mahkemesi olmasının doğurduğu bazı sonuçlar vardır. Öyle ki hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlere göre ortaklığın giderilmesi davası için basit yargılama usulü uygulanacağı sonucuna ulaşılabilir. Basit yargılama usulünü yazılı Yargılama usulü ile karşılaştırdığımızda basit yargılama usulünün daha hızlı bir şekilde sonuca ulaşabildiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer alan hükümlerdeki düzenlenmiş olan basit yargılama süreci ile ilgili olarak hüküm bulunmaması halinde yazılı Yargılama usulü ilgili olarak yer verilmiş olan hükümler uygulanır. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde basit yargılama usulünün uygulama bulunması için bazı kavramlar önem teşkil eder. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası İsteme hakkına dayanmış olan dava niteliği taşır. Bu dava içerisinde isteme hakkı herhangi bir hak düşürücü süre ve zamanaşımına tabi değildir. Bununla ilgili olarak Türk medeni kanunu içerisinde verilmiş olan hükümlerden bahsetmek mümkündür. Bu hükümler içerisindeki düzenlemelere göre miras ortaklığı içerisinde mirasçı olan kişileri tanımış olan ortaklığın giderilmesini isteme hakkı ile paylı mülkiyet içerisinde paydaş olan kişilere tanınmış olan ortaklığın giderilmesini isteme hakkının Her zaman kullanılabilmesi mümkündür. Bu kanun içerisinde yer alan bir diğer duruma göre ise mirasçı olan kişilerden her biri sözleşme ya da kanun gereğince ortaklığı sürdürme yükümlülüğü yok ise her zaman mirasın paylaşılması talebinde bulunabilirler. Hukuka bir işlem sebebiyle ya da paylı malın sürekli bir amaç için özgülenmiş olması durumu ile paylı mülkiyet devam ettirme yükümlülüğü söz konusu olmadıkça paydaş olan kişilerden her biri malın paylaşılması için talepte bulunabilirler. Öyle ki para mülkiyet ilişkisi ve miras ortaklığı devam etmiş olduğu sürece paydaş ya da mirasçı olan kişilerin kurala göre her zaman ortaklığın giderilmesini talep etme hakkını kullanabileceği bu sebeple hakkın zamanaşımına uğramayacağından bahsedilir. Yine Türk medeni kanunu içerisinde yer verilmiş olan hükümlerde yukarıda bahsetmiş olduğumuz hakkın kullanımı ile ilgili olarak sınırlamalar yer almaktadır. Ancak zamanaşımı ya da hak düşürücü süre ile ilgili olarak bir sınırlama mevcut değildir. Öyle ki paydaş ya da mirasçı olan kişiler kanun içerisinden görülmüş olan sınırlamalar dâhilinde herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye bağlı olmadıklarından ortaklığın giderilmesini talep etme hakkına her zaman ileri sürebilirler. Ortaklığın giderilmesini talep etme hakkının herhangi bir süreye bağlı olmaması ile birlikte ortaklığın giderilmesi davasının da herhangi bir süreye bağlı olmadığını söylemek mümkündür. Ortaklığın giderilmesi davasının açılması ile birlikte bu davanın ne zaman açılmış olduğunun da tespit edilmiş olması gereklidir. Basit yargılama usulüne Yer verilmiş olan ortaklığın giderilmesi davası içerisinde yazılı Yargılama usulünde olduğu gibi davanın açılması için dilekçe gereklidir. Yani ortaklığın giderilmesi davasının açılması dilekçe ile olur. Ortaklığın giderilmesi davasını davacı olan paydaş ya da mirasçı olan kişi dava dilekçesi ile açar. Basit yargılama ilgili olarak hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer verilmiş olan hükümler davanın ne zaman açılmış olduğu ile ilgili bir bilgiye yer vermemiştir. Bununla birlikte bazı hükümler de basit yargılama usulü içerisinde hüküm bulunmayan durumlarda yazılı Yargılama usulü ile ilgili olan hükümlerin uygulanması söz konusudur. Bu durumda basit yargılama usulü içerisinde dava ve ortaklığın giderilmesi davası dava dilekçesinin tevzi edilmesi ile kaydedilmiş olduğu tarih içerisinde açılmış sayılır. Davaların açılması işlemi elektronik ortamdaki bir bilişim sistemi üzerinden gerçekleştirilir. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde dava dilekçesi tevzi bürosuna ön büroya ya da tevzi işi ile görevlendirilmiş olan yazı işleri personeline teslim edilir. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davası harcı tabi bir davadır. Bu davanın harcı tabi bir dava olması sebebiyle dava dilekçesi harç ve gider avans tahsil edildikten sonra tevzi edilmesi gerekir. Teyze işleminin tamamlanması ile birlikte bu dosya Sulh hukuk mahkemesinin esas kaydından numara alır ve bununla birlikte sistem tarafından aynı anda tevzi formu düzenlenmiş olur. Burada kullanmış olduğumuz tevzi kelimesinin anlamı dağıtımdır. Hukuk muhakemeleri kanunu yönetmeliği içerisinde davanın açılması ile ilgili olarak verilmiş olan hükümler de dava dilekçesinin tevzi bürosu ön büroya da tevzi işini görevlendirilmiş olan yazı işleri personeline teslim edildiği bilgisine yer verilir. Tevzi işleminin tamamlanmasından sonra bu dosya Sulh hukuk mahkemesinin esas kaydından numara aldığına ve sistem tarafından aynı anda tevzi formunu düzenlenmiş olduğunu söylemiştik. Bununla birlikte tevzi formu içerisinde dağıtım yapılan mahkemenin adı mevcut dosyanın esas numarası ile bu esas numarasını verilmiş olduğu tarihi ve bu esas numarasını verilmiş olduğu saat, dosyanın türü, taraf olan kişilerin İsimleri ve soy isimleri, davanın konusunun ne olduğu ve mevcut ise ilişkili dosya numarasına yer verir. Bu kapsamda ortaklığın giderilmesi davasının açılmış olduğu tarihli dava dilekçesinin birleşim sistemi içerisinde tevzi edilmesi ile kaydedilmiş olduğu tarihtir. Eğer mevcut olan bir sebeple elektronik ortam içerisinde işlem yapılmasına mümkün olmaması durumunda bu durumun bir tutanakla tespit edilmiş olması ve işlemin fiziki ortam içerisinde yapılması gerekli olur. Elektronik sistemin açılmış olması durumunda fiziki ortam içerisinde yapılmış olan işlemler bir gecikme olmaksızın elektronik ortama aktarılır. Böyle bir durum içerisinde dava adı geçen tutanağı düzenlenmiş olduğu tarih içerisinde açılmış sayılır. Gerçek kişilerin dava açmak için kullanılan bilişim sistemindeki vatandaşlık bilgi sistemi üzerinden ve tüzel kişi temsilcilerinin yine bu bilişim sistemi üzerindeki kurum bilgi sisteminden ortaklığın giderilmesi davasının açılabilmesi mümkün olabilmesi için güvenli elektronik imza sahibi olmaları gerekli olur. Taraf vekilleri tarafından dava açılması için kullanılan birleşim sistemindeki avukat bilgi sistemi üzerinden güvenli elektronik imza ile ortaklığın giderilmesi davasının açılması mümkün olur. Ortaklığın giderilmesi davasının açılmasında yine de dilekçenin sisteme kayıt edilmiş olduğu tarihte açılmış sayılır. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde fiziksel ortamda mesai saatinde elektronik ortamda ise belirtilmiş olan saate kadar açılması gerekir. Basit yargılama usulünün uygulanmış oldu ortaklığın giderilmesi davası içerisinde yargılama aşamalarının yazılı Yargılama usulüne günü farklılık gösterdiğini söylemek mümkündür. Basit yargılama usulü içerisinde ortaklığın giderilmesi davasının açılması mümkün olması ve buna bir cevabın verilmesinin mümkün olması için dilekçe gereklidir. Yani basit yargılama usulünde ortaklığın giderilmesi davasının taraflarca açılmasına mümkün olması dilekçeye bağlıdır. Dava dilekçelerinin mi cevap dilekçelerinin elektronik ortamda dava açılmasını sağlayan bir işim sistemindeki bilgi sistemi içerisinde yer alan konuyla ilgili olarak formların dondurulmuş olması ile verilmesi de mümkün haldedir. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak verilmesi gereken dava dilekçelerinin ve Cevap dilekçelerinin fiziki ortam içerisinde tevzi burası ya da ön bürodan temin edilmiş olan formun doldurulması yolu ile verilmesi mümkün olur. Dava dilekçelerini mi cevap dilekçelerinin formlarının elektronik ortamda verilmesinin mümkün olabilmesi için güvenli elektronik imzanın mevcudiyeti söz konusu olmalıdır. Eğer elektronik imzalı mevcudiyeti söz konusu değilse dava dilekçesi formları ve cevap dilekçesi forumları elektronik ortam içerisinde doldurulduktan sonra çıktısının alınması imzalanması ve bu formların tevzi bürosu ya da ön büroya tevdi edilmesi gerekir. Basit yargılama usulü içerisinde cevap süresi dava dilekçesinde davalı olan kişiye tebliğ edilmesi itibari ile iki haftalık bir süre içerisindedir. Mahkeme somut olayın şartlarını ve özelliklerini göz önünde bulundurarak iki haftalık süre içerisinde cevap dilekçesinin hazırlanmasının zor bir durumda olması ya da imkânsız bir durumda olması ile iki haftalık bu süre içerisinde davalı olan kişinin başvuruda bulunması şartı ile bir defa ya üzgün olmak ve iki haftanın geçmemesi şartıyla cevap süresinin uzatılması kararını vermesi mümkündür. Cevap süresinin uzatılmış olması için verilmiş olan talep ile ilgili olarak karar tarafından kişilere derhal bildirilir. Basit yargılama usulü içerisindeki taraf olan kişiler cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verme hakkına sahip değillerdir. Yani basit yargılama süre içerisinde yer alan taraflar cevaba cevap dilekçesi veremezler. Onunla birlikte ikinci cevap dilekçesi vermeleri de mümkün değildir.

Ortaklığın giderilmesi davası ile ilgili olarak söylenmesi gereken bazı durumlar daha vardır. Öyle ki ortaklığın giderilmesi davası içerisinde davalı taraftaki paydaş olan kişiler arasında bir dava arkadaşlarının söz konusu olması durumu mevcut olduğu için davalı olan kişilerin kural olarak birlikte cevap dilekçesi vermeleri mümkün olur. Ortaklığın giderilmesi davası içerisinde her bir davalı kişinin karşı dava açmadan hüküm altına alınması amacıyla karşı taraf ileri sürme hakkı da bulunmaktadır. Davalı olan kişinin karşı talibi savunma nedenlerinden farklıdır. Bununla birlikte davalının karşı talebini savunma sebeplerini ileri sürülmesi usulün içerisinde yer alır. Davalı olan kişinin karşı isteğini savunma sebeplerinde olduğu gibi cevap dilekçesi içerisinde ileri sürmesi mümkündür. Dava arkadaşları olan kişiler davayı birlikte cevap verme zorunluluğu içerisinde olmalarına rağmen ortaklığın giderilmesi davasının özelliği ile ilgili olarak karşı talep ileri sürecek davalıya talebini cevap süresi içerisinde ayrı bir cevap dilekçesi ile ileri sürme imkânının olması yerindelik taşır. Öyle ki davalı olan kişinin diğer kişilerden farklı olan istekleri söz konusudur. Davalı olan kişi savunma yapmaktan ya da savunma yapmamaktan farklı olarak kendi isteğinin hüküm altına alınması niyetindedir. Yani davalı olan kişinin isteği kendi talebinin hüküm altına alınmasıdır. Davalı olan kişinin karşı talebinin mahkemece göz önünde bulundurulması ile birlikte değerlendirilmesi için bunun gibi bir çözümün mevcut olmasının yerinde olacağı ile ilgili görüşün varlığı söz konusudur.

İzale i şuyu (ortaklığın giderilmesi) davası avukatı İdil Su Aydın ile görüşecek bilgi almak ve davanın nasıl ilerleyeceği, sizleri nelerin bekleyeceği, ücreti gibi konularda detaylı görüşmek için telefon üzerinden arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir