Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma Nedir?

Boşanma evliliğin doğurduğu bir sonuçtur. Bununla birlikte boşanma da evlilik gibi eski bir olgudur. Boşanmak kişilerin sahip olduğu bir haktır. Öyle ki insanlar nasıl evlenmeye karar verebiliyorlarsa boşanmaya da bu şekilde karar verebilirler. Bununla ilgili şunlar söylenebilir ki kanun ve geleneklerle kısıtlamaya tabi olsa da boşanma her zaman gündemde olmuş ve uygulama bulmuştur.

Boşanma ile birlikte evlilik birliğine karar vermiş olan çiftler evliliklerine sona erdirirler. Boşanma bu evliliği yasal bir şekilde bitirir. Dünya üzerinde yaşayan insanların ortak problemi olan kavram yalnızlık kavramdır. Yüzyıllardır insanlar yalnızlık duygusuyla baş etmeye çalışmışlardır. Bu duyguyla baş etmenin bir sonucu olarak da kişiler Aile Kurumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Yalnızlıktan kurtulmanın bir sonucu olarak insanlar evliliğe yönelmiştir. Ancak evliliği çözüm olarak gören kişiler belki baskıdan belki yanlış kararlardan ve birçok nedenden dolayı evliliğini sürdürememe noktasına gelmişlerdir. Evliliği bitirmeleri için de boşanma kavramı oluşmuştur. Öyle ki insanların bir araya gelmesine neden olan yalnızlık korkusu evliliğe dönüştüğü zaman sürdürülemeyebilir olabilmektedir. Çünkü anlaşamama duygusu bazen yalnızlık duygusuna ağır basmaktadır. Öyle ki genel anlamda korkularından dolayı birlikte yaşayan insanlar bu durumun görünümü olarak evlilik meydana getirirler. Burada çıkarları sebebiyle birlikte kalan kişiler alışkanlıkları sebebiyle birlikte kalan kişiler veyahut şans eseri birlikte olan kişiler olarak çeşitli durumlara mevcudiyeti söz konusudur. Yani kişileri evliliğe iten nedenlerin de nedenleri mevcuttur.

Boşanma ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken birçok sebep vardır. Bunlara birkaç örnek de verebiliriz. Öyle ki kentleşme, Önceden boşanmanın dini olarak kabul edilemez olduğu algısından uzaklaşma, doğum sayısında meydana gelen düşüş, boşanmaya neden olan toplumsal ve sosyal gelişmeler, kadınların ekonomik özgürlüklerinde ayırt edilebilir nitelikte yüksek artışlar, bulunan aile alışkanlıklara, farklı kişilikteki kişilerin evlilik birliği ile bir araya gelmesi, şiddetli geçimsizlik önem teşkil eden boşanma sebeplerindendir. Bu durumlar boşanma ya neden olmaktadır.

Hukukumuzda boşanma Türk medeni kanunu hükümlerinde yer alan unsurlarla açıklanmaktadır. Öyle ki Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yer alan boşanma eşlerden birinin vefatı, gaipliği, evlenmenin hükümsüzlük ve benzeri evliliğin sona erdiren sebeplerden birinin mevcudiyeti olaraktan düzenlenmiştir. Öyle ki boşanma evlilik birliği ile birlikte bir araya gelmiş olan çiftlerin yaşamları devam ederken kanun kömür içerisinde düzenlenmiş olan bir nedene dayanılması suretiyle evlilik birliğini sürdüren eşlerden birinin açacağı dava neticesinde evlilik birliğine hâkim tarafından verilen kararla son verilmesidir.

İzmir’de boşanma davası açmak için Avukat İdil Su Aydın ile iletişime geçip detaylı bilgi alabilirsiniz.

Boşanma İle İlgili Farklı Görüşler Nelerdir?

Boşanma, evlilik birliği ile bir araya gelmiş çiftlerin ayrılmaları anlamına gelen sosyal bir durumdur. Ancak bu durumun hukuku bir boyutunun olduğu yadsınamaz. Öyle ki boşanma eylemi hukuken de önemli bir yere sahiptir. Boşanma eğilimi her zaman kabul gören bir durum olmamıştır. Öyle ki dini sebeplerden veyahut farklı kısıtlamalardan dolayı insanların boşanmalarına mümkün olmadığı durumlar tarihte görülmüştür. Bazı dinler boşanmayı tamamen yasaklamaktadır. Bu dini görüşe sahip ülkeler ise hukukunda boşanmaya yer vermemiştir. Bu durum farklı görüşler ortaya çıkarmıştır. Bu görüşler boşanma eylemini kabul etmeyen, boşanma eylemini serbest bırakan ve boşanma eylemini sebebe dayanılması suretiyle hâkim karar ile gerçekleştiren görüşler olarak açıklanabilir.

 Boşanma eylemi ile ilgili olan görüşlerden ilk boşanmayı kabul etmeyen görüş ile ilgili olarak hususlardan bahsetmek mümkündür. Boşanmayı kabul etmeyen görüş temeline kilise hukukundan almaktadır. Kilise hukukuna göre evlilik birliği ile Bir araya gelmiş olan eşlerin ayrılmasının tek yolu hayatlarının sona ermesidir. Öyle ki kilise hukukunda eşler ölmeden ayrılamazlar. Bu hukuk sistemi boşanmayı tamamen yasaklanmıştır. Katolik dininin bir emri olan boşanmanın yasaklanması tanrının bir araya getirmiş olduğu eşlerin sadece tanrı isteğiyle ayrılabileceği görüşünü benimsenmesine neden olmuştur. Evlilik birliğinin sona ermesi son derece istisnai durumların mevcut olması halinde meydana gelmektedir. Katolik dinin mensubu olan toplumlar bu sistemi benimsemişlerdir. Ancak bu dene mensup olup kuralları Esneten toplumların mevcut olduğundan da bahsetmek mümkündür. Öyle ki kuralları Esnetmiş olan toplumlar bazı şartların mevcut yetini arayarak boşanmayı mümkün hale getirmişlerdir. Ancak bu esnekliği tamamen reddeden ve boşanmayı tamamen kötü bir şekilde Yaklaşan toplumlar da olmuştur. İnsan ihtiyaçlarının artması ve dünyadaki gelişmişlikle birlikte bu durumda değişme meydana gelmiş mi boşanma eyleminin mahkeme kararı ile gerçekleşeceği genel olarak kabul edilmiştir.

Boşanma eylemi ile ilgili olarak boşanma eylemini kabul etmeyen, boşanma eylemini mümkün kılan ve boşanma eyleminin bir sebebe dayanılması suretiyle hâkim tarafından gerçekleşmesi mümkün olan bir eylem olarak gören görüşlerin mevcut olduğundan bahsettik. İlk olarak boşanma eylemine kabul etmeyen görüş ile ilgili olan hususlara yer verdik. Burada boşanma ile ilgili olan bir diğer görüş ise boşanma eylemine mümkün kılan görüştür. Öyle ki bu görüş boşanma eylemini kabul etmeyen görüşün karşısında yer alır. Evlilik birliği İle bir araya gelmiş olan işlerin diledikleri zaman yollarını ayırmalarına ve evliliklerini sona erdirmelerine imkân tanıyan bir görüş olmuştur. Boşanmayı kabul etmiyorsun görüşün aksine evlilik birliği ile bir araya gelmiş olan eşleri ayrılma özgürlüğü tanımıştır. Bu durum çeşitli hukuk sistemleri içerisinde uygulama bulmuştur. Çiftlerin evlilik ile bir araya gelmesini sağlayan hukuki durumlar ayrılmalarında da yer bulmuştur. Evlilik birliği ile bir araya gelmek isteyen çiftlerin bu birliği sağlamak için karşılıklı irade beyanına sahip olması gerekiyordu. Bu görüşe göre evlilik birliği için gerekli olan irade beyanının evliliğin sona ermesini sağlayan boşanma eylemi içinde gerekli olduğu öne sürülmüştür. Boşanman gerçekleşmesi için çiftlerin özgür irade beyanının mevcut olması gereklilik arz etmektedir. Boşanmanın serbest olmasında eşler karşılıklı bir şekilde anlaşmış olmalı veya yalnızca bir işin tek taraflı boşanmaya yönelik iradesi boşanma eyleminin gerçekleşmesi için yeterlilik teşkil etmektedir. Bu durum eşlerin serbest iradelerini öncelik vermektedir. Fakat böyle bir durumu mevcut olması halinde çiftlerin sahip oldukları bu özgürlüğü keyfi bir şekilde kullanma durumlarının mümkün olabileceğinden bahsedilebilir.

Boşanma eylemi ile ilgili olarak boşanma eylemini kabul etmeyen, boşanma eylemini serbest bırakan ve boşanmanın sadece sebebe dayanılması suretiyle hâkim karar tarafından gerçekleşmesi mümkün olan görüşlerden bahsetmiştik. Boşanma eylemini tamamen kabul etmeyen ve boşanmayı serbest bırakan görüşler ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Boşanmayı kabul etmeyen görüş boşanmayı tamamen yasaklıyor ve kişinin boşanmasına mümkün kılmıyordu. Boşanmayı serbest kılan görüşü ise boşanma elimi tamamen izin veriyor ve eşlerin keyfi bir şekilde ayrılmalarına olanak veriyordu. Burada boşanma eylemi ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer görüş ise boşanmanın Bir sebebe dayanılması suretiyle hâkim kararı ile gerçekleşmesini mümkün kılan görüştür.

Boşanmanın bir sebebi dayanılması suretiyle hâkim karar tarafından gerçekleşeceği durumu boşanmayı tamamen yasaklayan ve boşanmayı tamamen serbest kılan her iki görüşün arasında bir orta yol teşkil etmektedir. Burada evlilik birliğini sürdüren çiftler evliliklerini ömür boyunca devam ettirme zorunluluğu altında kalmamaktadır. Bununla birlikte evliliklerini keyifli bir şekilde de bitiremeyecekleri kabul edilmiştir. Öyle ki bu görüşte evlilik birliği ile bir araya gelmiş olan işler boşanmak için yasal olarak düzenlenmiş olan sebeplere dayanmalı ve bu durum hâkim tarafından onaylanmalıdır. Böyle bir durumda kanun hükümleri içerisinde mevcut olmayan bir nedene dayanılması suretiyle boşanma durumunu mevcut olacağından bahsedilemez. Dünyada yer alan modern hukuk sistemleri içerisinde çoğunlukta kabul görmüş olan görüş budur. Bizim Hukukumuzda da yine bu görüşü benimsenmiştir ve ülkemizde boşanma eyleminin gerçekleşmesi ne mümkün onu bilmesi için kanun hükümlerimizde mevcut olan sebeplere dayanılması suretiyle hâkim tarafından karar verilmesi gerekmektedir. Hukukumuzda boşanmak için gerekli olan boşanma sebepleri Türk medeni kanun hükümleri içerisinde yer bulmuştur.

İzmir boşanma avukatı İdil Su Aydın ile iletişime geçip boşanma davaları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Hukukumuzda boşanma sebepleri boşanmanın özel sebepleri ve boşanmanın genel sebepleri olarak ikili bir şekilde sınıflandırılmıştır. Bununla birlikte Doktrin içerisinde boşanma sebepleri mutlak boşanma sebepleri ve nispi boşanma sebepleri olarak yine ikili bir şekilde sınıflandırılmıştır. Musakka boşanma sebepleri neler olduğu ile ilgili olarak açıklamalarda bulunmak mümkündür. Öyle ki mutlak boşanma sebeplerinden Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiş olan sebebin ispat edilmesi halinde evlilik birliği içerisinde bulunan bir diğer eş için ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediğinin araştırılmasına gerek yoktur. Ancak nispi boşanma sebebinde boşanmaya neden olan durumun yanında ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği önem teşkil eder. Ve bu durumun araştırılması gerekir. Zina, hayata kast, pek kötü ya da onur kırıcı davranış, terk, eşlerin anlaşması ve eylemi ayrılık sebepleri mutlak boşanma sebebi oluşturur. Bununla birlikte suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, akıl hastalığı, evlilik Birliğinin sarsılması ise nisbi boşanma sebeplerindendir.

Boşanmanın Özel Sebepleri Nelerdir?

Boşanma ile ilgili olarak boşanmanın mutlak ve nispi sebeplerinden bahsettik. Burada bir diğer ikili ayrım olan boşanmanın özel sebepleri ve boşanmanın genel sebepleri ile ilgili açıklamalarda bulunmak da mümkündür.

İlk olarak boşanmanın özel sebeplerinden bahsedebiliriz. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde boşanmanın özel sebepleri ile ilgili olarak zina, hayata kast, pek kötü veya onu kıracak davranış, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı sayılmıştır. Boşanmanın özel sebeplerinden ilk olarak zina eyleminden bahsedebiliriz. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde düzenleme bulan zina eylemi kusura dayalı olan mutlak ve özel bir boşanma sebebini oluşturur. Zina eylemi evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin, evlilik birliğinin devam ettiği süre boyunca, karşı cinsten bir kişi ile kendi rızası ile cinsi bir münasebette bulunması olarak açıklanmıştır. Zina eyleminin önem teşkil etmesinin nedeni mutlak bir boşanma sebebi olmasıdır. Öyle ki zina eylemi mutlak bir boşanma sebebi olduğu için bu durumu mevcudiyeti halinde farklı bir durum aranmaksızın boşanmaya karar verilmesi mümkündür. Zina eyleminin gerçekleşmesi sonucunda bu sebebe dayanarak boşanma davası açma hakkı bu eylemi gerçekleştirmiş olan işin bir diğer iş tarafından öğrenmiş oldu tarihten itibaren altı ay ve her hâlükârda bu fiilden itibaren beş yıl geçmesi ile sona erer. Zina eylemi sebebiyle boşanma davası açma hakkının sona erdiren bir durum ise affetmektir. Öyle ki 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerine göre affeden tarafın davaya hakkı yoktur. Kişilerin affetmek ile dava hakkı düşer. Eşinin kendisini aldatması sebebiyle dava açmak isteyen kişi eğer bu işlemden sonra eşini affetmiş ise bu eyleme dayanarak boşanma davası açamaz. Çünkü kanundaki açık hükme göre affeden tarafın dava hakkı düşer.

Boşanmanın özel sebeplerinin neler olduğuna yer verdik. İlk olarak bu sebeplerden zina eyleminden bahsettik. Bir diğer özel boşanma sebebi hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranıştır. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerine göre evlilik birliğini sürdüren eşlerden her biri bir diğer eş tarafından hayatına kast edilmiş olması ya da kendisine pek kötü davranılması ya da ağır bir şekilde onur kırıcı davranışta bulun olması nedeniyle boşanma davası açma hakkına sahiptir. Burada hayata kasttan anlaşılması gereken Bir eşin diğer eşi öldürme niyetini eylemleri ile ortaya dökmesidir. Bu durumda da zina eylemi halinde mevcut olan hak düşürücü süreler geçerlilik arz eder. Böyle bir durum içerisinde bulunan eşlerden birinin sahip olduğu boşanma davası açma hakkı durumun bir diğer iş tarafından öğrenilmesi itibari ile altı ayın ve her halükarda eylem itibari ile beş yılın geçmesi ile sonu erer.  Yine diğer durumda olduğu gibi boşanma davası açma hakkı eşlerden birinin diğer eşi affetmesi ile ortadan kalkar. Öyle ki affeden taraf dava hakkını kaybeder.

Boşanma eyleminin özel sebeplerinden bahsedilmesi gereken bir diğeri küçük düşürücü suç işleme mi haysiyetsiz hayat sürmedir. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme eğilimi boşanma sebebi olarak yer bulmuştur. Bu eylemler kusura dayalı özel ancak nispi bir boşanma sebebi ne oluşturur. Kanun için bira içerisinde yer bulmuş olan bu durum her suçu değil ancak küçük düşürücü olan suçları kapsar. Sadece küçük düşürücü suç burada kastedilen boşanma sebebin oluşturur. Bu suçu işleyen eşin mahkûm olup olmaması ya da bu işe verilen cezanın ağırlığının bir önemi yoktur. Yalnızca ilgili suçun küçük düşürücü olup olmadığı toplum nezdinde nasıl anlaşıldı hâkim tarafından belirlenir. Yine haysiyetsiz hayat sürmenin ise kanun hükümleri içerisinde açık bir şekilde hayat sürme eyleminin gerçekleşmesi olarak mevcut olmasından dolayı devamlı olması aranacaktır. Yani bu sürdürülebilir bir durum olması gerekir. Tek seferlik bir durum bunu oluşturmaz. Haysiyetsiz hayat sürme ve küçük düşürücü suç işlemi durumunun mevcut olması hallerinde evlilik birliğini sürdüren eşlerden bir diğeri için bu halin birlikte yaşamanın çekilmez nitelikli bir durum olması şartı aranır. Bununla birlikte böyle bir halin mevcut olmasında dava süreye bağlanmamıştır.

Boşanmanın özel sebeplerinden zina, hayata kast, pek kötü muamele ya da onur kırıcı davranış ve küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada boşanmanın özel sebeplerinden bahsedilmesi gereken bir diğeri ise terk konusudur. Terk 4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri içerisinde yer bulmuş olan bir düzenlemedir. Evlilik birliğini sürdürme eşlerden birisinin evlilik birliğinden meydana gelen yükümlülüklerini yerine getirmesine kaçınması suretiyle eşini bırakıp gitmesi ya da haklı bir nedene mevcut olmamasıyla birlikte ortak konuta dönmemesi anlamına gelir. Bu terk eylemi özel, mutlak ve kusura dayalı bir boşanma sebebi oluşturur. Eşlerin bir arada yaşamış olduğu ortak konutu terk edilmesi evlilik birliğinin kendisine yüklemiş olduğu görevleri ne yerine getirmemesi suretiyle meydana gelmiş olması önem teşkil eder. Öyle ki evden ayrılmış olan eşin evden ayrılmasına gerekli kılan haklı bir sebebin mevcut olması halinde bu durumdan bahsetmek mümkün değildir. Bununla birlikte terk eylemini mevcut durumun gerektirdiği bir sebep dolayısıyla gerçekleştirmiş olan eşin mevcut olan bu haklı sebebin ortadan kalkmasından sonra Eve dönmemiş olması durumu da terki oluşturur. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin ortak konutu terk etmesi için bir diğer işi zorlamış olmasa yine çark durumunu meydana getirir. Ya da evlilik birliği içerisinde bunun eşlerden birinin bir diğer eşi haklı bir nedenin mevcut olmamasına rağmen ortak konuta dönmesini engellemiş olması terki meydana getirir. 4721 sayılı yeni Türk medeni kanunu öncesinde yer alan eski medeni kanun hükümlerinde terki için üç aylık süre öngörülmüştür. Yeni kanun hükmü ile bu üç aylık süre altı aylık süreye çıkarılmıştır. Bu sürenin uzatılmasının sebebi önceki sürenin yeterli görülmemiş olması ve evlilik birliği ile bir araya gelerek aile birliği oluşturmuş olan eşlerin evlilik birliğinin yıkılmaması yönünde gösterilecek çabanın daha uzun bir süreye İhtiyaç duyduğu düşünülmüştür. Bundan kaynaklı olarak da üç aylık süre altı aylık süreye çıkarılmıştır. Terk eylemi içerisinde yer almış olan terk edilen eş dört ay bekledikten sonra bu sürenin sonunda hâkime başvurması ile terk etmiş olan eşin iki aylık süre zarfında ortak konuta dönmesi için ihtarda bulunması gerekir. Burada ihtarın yapılmasının mümkün olabilmesi için terk eyleminin gerçekleşmesinden itibaren dört aylık bir sürenin dolmuş olması zorunluluk taşır.

Boşanmanın özel sebeplerinden zina, hayata kast, pek kötü muamele ya da onur kırıcı davranış, küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme ve terk ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada boşanmanın özel sebeplerinden bahsedilmesi gereken bir diğeri akıl hastalığıdır. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerine göre evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin akıl hastalığı nedeniyle bir diğer eş için çekilmez bir durum meydana getirmiş ve bu akıl hastalığının geçmesinin mümkün olmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile kanıtlanmış ise bu sebebe dayanılarak ile boşanma davasının açılması mümkündür. Boşanma sebeplerinden Akıl hastalığı özel, nispi ve kusuru dayanmayan bir boşanma sebebini oluşturur. Akıl hastalığının boşanma sebebini oluşturmasına mümkün olabilmesi için üç koşul mecburiyeti aranır. Öyle ki akıl hastalığına yakalanmış bir eşin mevcut olması halinde boşanma davasının açılması gerekir. Yani eşlerden birinin boşanma davası açtığı süre zarfında bu akıl hastalığının sürmesi gerekir. Akıl hastalığına yakalanmış olan eşin resmi sağlık kurulu raporu ile iyileşmesinin mümkün olmayacağı sabit olmuş ve bu eşin hastalığının diğer eş için hayatı çekilmez kılmış olmasının gerekliliği bir diğer şarttır. Zina Sebebinde olduğu gibi burada bir dava hakkı süresi mevcut değildir. Akıl hastalığı sebebine dayalı olarak boşanma davasını açma hakkı herhangi bir süre içerisine dâhil edilmemiştir.

Boşanma avukat İzmir için araştırma yapıyor ve İzmir’de boşanma davalarına bakan avukat arıyorsanız Aile Hukuku davalarına bakan avukatlık büromuzla temasa geçin.

Boşanmanın Genel Sebepleri Nelerdir?

Boşanmanın genel sebepleri içerisinde belirli olan bir sebebe dayandırılmadığından ve daha önceden belirlenmemiş olan pek çok durum mevcuttur. Daha önceden belirlenmesi mümkün olmayan bir durum evlilik birliğini meydana getirmek için bir araya gelmiş olan eşlerin evliliğini temelden sarsmış ve bu sebep eşlerin ortak bir şekilde yaşamasını mümkün kılamayacak bir duruma getirmiş ise burada boşanmanın genel sebebinin mevcut olduğundan bahsetmek mümkündür. Böyle bir durumu meydana getiren sebepler kanun yükümlülüğü içerisinde somut bir şekilde düzenlenmemiştir. Bu yüzden hangi durumların boşanmanın genel sebebinin oluşturduğu ve evlilik birliğini temelinden sarsacağı ile ilgili olarak hâkimin takdir yetkisi bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yaralan 166. madde içerisinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin birlikte dava açmaları veya birinin açmış olduğu davayı bir diğer işin kabul etmesi ve evlilik birliğinin fiilen kurulmasının mümkün olmaması halleri genel boşanma sebepleri olarak düzenleme bulmuştur.

Evlilik birliğinin genel sebepleri ile ilgili olarak ilk evlilik birliğinin temelinden sarsılması ile ilgili olan hususlardan bahsedebiliriz. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması sebebiyle boşanmada eşlerin arasında ciddi ve şiddetli bir geçimsizliğin mevcut olması ve bu ciddi ve şiddetli geçimsizliğin ortak hayatı çekilmez bir hale getirmesi gereklilik taşır. Genel boşanma sebebi nispi niteliktedir. Bu sebepler Yargıtay kararları içerisinde mevcuttur. Evlilik birliğinin devamının evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden beklenebilir bilir nitelikte olup olmadığının nasıl tespit edileceği ile ilgili bazı durumları mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki evlilik birliğinin devamının evlilik birliğini sürdürmüş olan işlerden beklenir nitelikte olup olmadığının tespit edilebilmesi için eşlerin evlilik birliğinin sonu ermesi halinde sahip olacağı menfaatler ile bu eşlerin evlilik birliğinin devam etmesinde hangi menfaatleri sahip olacağının karşılaştırılması önem teşkil eder. Bu tespit içerisinde ilgili olayın nitelikleri, nasıl meydana geldiği, evlilik birliğini sürdüren eşlerin kültürel ve sosyal durumları, bu eşlerin eğitim durumları, sahip oldukları mali durumlar, eşlerin birbirleri arasındaki iletişim, eşlerin çocukları ile ilgili iletişimleri, eşlerin birbirleriyle ilişkileri, eşlerin yaşamış oldukları çevrenin özellikleri, dikkate değer durumlardır. Aslında boşanmanın genel sebebini oluşturan durumlar bahsetmiş olduğumuz onaylardım ileri gelmemektedir. İlgili durum her ne olursa olsun bu durumun evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olması gerekir. Öyle ki bazı olaylar bazı çiftlerin evliliğini temelinden sarsacak nitelikte bir durum oluşturmazken bazı çiftlerin evlilik Birliğini temelinden sarsacak nitelikte olabilmektedir. Hâkimin evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin evliliğini, eşlerden biri ya da eşlerden her ikisi içinde çekilmez bir duruma gelip gelmediğini takdir ederken, bu durumu meydana getiren olayın meydana geliş tarihi ile evlilik birliğini sürdürmenin beklenemez niteliği gelmesi arasında mevcut olan süreyi davalı konumunda yer alan eşin boşanma ile ilgili görüşünü eşlerin eğer varsa çocuklarının menfaati, bunun gibi önem teşkil eden durumları değerlendirmesi gerekir.

Boşanmanın genel sebepleri ile ilgili olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer önemli husus eşlerin boşanma konusunda anlaşmaya vurup varmadıklarıdır. Öyle ki 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerine göre evlilik birliği içerisinde bulunmuş eşlerin daha önceden belirlemiş oldukları şartlara uyulması suretiyle hızlı bir şekilde evlilik birliğini sona erdirme imkânı bu eşlerin özgür iradeleri önde tutularak tanınmıştır. Kanun hükümlerine göre eşlerin anlaşması ile ortaya çıkacak olan boşanma da evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gereklilik arz eder. Öyle ki bu durumu mevcut olması için Evliliğin en az bir yıl sürmesi gereklidir. Bu durumun mevcut olabilmesi için eşlerin birlikte başvurmaları ya da bir işin açmış olduğu dava diğer işin kabul etmiş olması gerekir. Yine eşlerin boşanma konusunda anlaşmalarının mümkün olabilmeleri için hâkimin tarafları dinlemesi gerekir. Bununla birlikte hâkimin tarafların mali sonuçlar ve çocukların durumu ile ilgili olarak yapmış oldukları düzenlemeleri uygun bulması gereklilik taşır. Hâkimin evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin ve bu işlerin çocuklarının menfaatini göz önünde tutarak gerekli görmüş oldu değişikleri yapması mümkündür. Bu değişiklikten sonra tarafların kabul etmesi ile birlikte boşanmaya karar verilebilir. Evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin bu konuda anlaşması ile meydana gelecek boşanma genel ve mutlak bir boşanma sebebini oluşturur. Kanun eşlerin boşanma ile ilgili olarak anlaşmaları durumunu evlenmenin temelinden sarsılmış olduğuna karine olarak kabul eder. Böyle bir durumu mevcut olması halinde evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin anlaşarak boşanmaları için İçlerinden birinin kusurlu olup olmadığı önem teşkil etmez. Eşler tarafından anlaşmalı boşanma durumunun reddedilmiş olması eşlerin daha sonradan anlaşmak suretiyle yeniden dava açmalarına ve farklı bir boşanma sebebiyle dava açmalarına engel oluşturmaz. Bununla birlikte anlaşma içerisinde çocuklara ilişkin nafaka öngörülmeden verilmiş olan boşanma kararının kesinleşmiş olmasından daha sonra bile nafakanın kamu düzeni ile ilgili bir bağının olması sebebiyle iştirak nafakası davasının açılması mümkündür.

Boşanmanın genel sebepleri ile ilgili olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve eşlerin boşanma konusunda anlaşmaları ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada önem teşkil eden bir diğer durum ortak hayatın yeniden kurulamamasıdır. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yer almış olan ortak hayatı yeniden kurulamaması ile ilgili olarak şunlar söylenebilir ki boşanma sebeplerinden herhangi birisine dayanması suretiyle açılmış olan boşanma davasının reddedilmiş olması ve bu reddedilme kararının kesinleşmesinden daha sonra üç yıl geçmesine rağmen her ne sebep ile olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulması sağlanamamış ise eşlerden birisinin talebi üzerine boşanma kararının verilmesi mümkündür. Kanun hükümleri eşlerden herhangi birisinin bu sebebe dayanmak suretiyle boşanma davası açmasında bazı koşulları belirlemiştir. Öyle ki daha önce boşanma sebeplerinden birisi ile açılmış olan davanın reddedilmiş olması önem teşkil eder. Daha önceden açılmış olan davanın reddedilmesinden daha sonra bu kararın da kesinleşmiş olması gereklidir. Verilen karar kesinleşmiş nitelik taşıması gerekir. Net kararının kesinleşmesi itibari ile üç yıllık bir sürenin geçmiş olması da önem teşkil eder bu üç yıllık süre bir dava şartı olarak öngörülmüştür. Bu sürenin de yine hâkim tarafından göz önünde bulundurulması gerekir. Burada bir diğer şart ise evlilik birliğini sürdürmüş onun eşlerden birinin fiili ayrılık sebebine dayanmak suretiyle boşanmayı talep etmiştir. Yani böyle bir talebin mevcut olması gerekir. Daha önce mevcut olan davanın sebebine ne oldu ya da daha önce açılmış olan davanı kim tarafından açıldı önem teşkil etmemektedir. Bununla birlikte evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin kusuru durumları araştırılmasına gerek olmaksızın Kanun hükümlerinde yer alan şartlar mevcut ise hâkim boşanmaya karar verir. Öyle ki bu durumda hâkimin bir takdir yetkisini mevcut olduğundan bahsedemeyiz. İlgili şartların hepsinin mevcut olması ile birlikte hâkim boşanmaya karar verme zorunluluğu altındadır.

Boşanma avukatı olarak İzmir’de faaliyetlerde bulunan Avukat İdil Su Aydın Hukuk Bürosu ile iletişime geçerek boşanma konusunda detaylı bilgi alabilirsiniz.

Ayrılık Kararı Nedir?

4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerine göre bazı durumları mevcut olması halinde ayrılık kararının verilmesi mümkündür. Ayrılık kararı boşanma kararından farklı bir kavramdır. Bu iki kavram birbirine karıştırılmaması gerekir. Türk medeni kanunu hükümlerine göre boşanma davası açma hakkı olan eşin dilediği takdirde boşanmaya dilediği takdirde de ayrılık talep etmeye hakkı vardır. Böyle bir durumda boşanma sebebinin mevcut olması halinde eşler boşanma isteminde bulunabilirler ya da ayrılık isteminde bulunabilirler. Boşanma ile birlikte evliliğin sona erdiğinden bahsedebiliriz. Öyle ki boşanma eylemi evlilik birliğini sürdüren eşlerin evliliğini bitirir. Ayrılık ise ortak hayata ara verilmesi anlamına gelir. Boşanma davası ile ilgili olarak kanunda kimler içerisinde düzenlenmiş sebepler çerçevesinde evli son veren bir dava olduğu söylenebilir. Onunla birlikte boşanma davası ile bir takım tedbirlerin alınması ve bir takım kararların alınması durumu söz konusu olur. Boşanma davası yenilik doğuran bir hakka dayanmaktadır. Tür olarak boşanma davası bozucu yenilik doğuran bir davadır. Mahkeme tarafından ayrılık kararının verilmesi mümkün olabilmesi için boşanma sebeplerinde olduğu gibi bu sebeplerinden birinin mevcut olması önem teşkil eder. Bununla birlikte anlaşmaya dayanan boşanma davaları ve fiili ayrılık nedeniyle açılacak boşanma davaları içerisinde ayrı talep edilmesi mümkün değildir. Bunun sebebi böyle bir durumun mevcut olması halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu karine olarak kabul edilmektedir. Barışma imkânının mevcut olmamasından kaynaklı olarak ayrılık talebi mümkün olmayacaktır. Boşanma talep edilmiş olan bir dava içerisinde hâkimin boşanma ile ilgili bir karar kılabileceği mümkün olabileceği gibi evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin barışma ihtimalinin mevcut olduğu durumlarda ayrılığa da hükmedebilmesi mümkündür. Bununla birlikte yalnızca ayrılığa karar verilmesine dair bir talebin mevcudiyetini söz konusu olması halinde hâkim burada sadece taleple bağlı kalarak sadece ayrılığa karar verebilecektir. Burada değinilmesi gereken bir diğer önemli teşkil eden durum ise ayrılık kararının verilmesi talebiyle 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde yer bulmuş olan yaşamaya ara verilmesi kararı birbirinden farklı durumlardır. Öyle ki birlikte yaşamaya ara verilmesi farklı bir durumdur. Bu durumda evlilik birliğini sürdürmüş olan işlerden biri, ortak hayat nedeniyle kişiliği, ekonomik güvenliği ya da ailenin huzuru önemli bir şekilde tehlikeye düşmüş olduğu sürece ayrı yaşama hakkına kullanabilir. Birlikte yaşamaya ara verilmiş olması haklı bir sebebe dayanıyor ise hâkim evlilik birliğini sürdürmüş onun eşlerden birinin talebi üzerine bir diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimi ile ilgili olan önlemleri almaya yetkilidir. Evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerden biri haklı bir sebebe dayanmaksızın bir diğeri ile birlikte yaşamaktan kaçınıyor ise veyahut ortak hayatın farklı bir nedenle imkânsız hale gelmesi üzerine yine bu taleplerde bulunma hakkına sahiptir. Eşlerin eğer ergin nitelikte olmayan çocuklarının mevcudiyet söz konusuysa hâkim anne ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini sağlayan hükümlere göre gerekli önlemleri alma yetkisine sahiptir. Bu durumlar 4721 sayılı Türk medeni kanununun birlikte yaşamaya ara verilmesi ile ilgili olan hususlardır. Bu durumlar ile ayrılık kararı aynı şeyler değildir.

4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri içerisinde ayrılık süresi bir yıldan üç yıla kadar kabul görmüştür. Bu kanun hükümlerine yer bulmuş olan ayrılık süresinin belirlenmesinde hakkaniyet, boşanma sebebinin niteliği, evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin barışma imkânının meydana gelebilme süresi, eşler ile eğer var ise çocuklarının durumlarının göz önünde bulundurulması gerekir. Ayrılık süresinin sonuna gelindiğinde eşlerin ortak yaşam kurmuş olmasının mümkün olamaması halinde eşlerin kusur oranı önem teşkil etmeksizin dava açılabilir.

Boşanma davası ve ayrılık davası içerisinde hangi mahkemenin yetkili olduğunu bilmek önem teşkil eder. Bu durumlarda yetkili olan mahkeme evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerden birinin yerleşim yeri veya boşanma davasının açılmasından daha önce son altı aydan beri birlikte yaşamış oldukları yer de yaralan mahkeme yetkili mahkemedir. Eğer eşlerden biri bağımsız bir yerleşim yerine sahip ise bu eş davadan daha önce son altı aydan beri ortak konut içerisinde oturuyor ise kendi yerleşim yerinde, evlilik birliğini beraber sürdürmüş olduğu eşinin yerleşim yerinde veya eşiyle birlikte son altı aydan beri oturmuş oldukları yer mahkemesinde dava açılması mümkündür. Davacı konumda yer alan eşin farklı bir yerleşim yerinin mevcut olması durumunda son altı aydan beri eşiyle birlikte yaşamış oldukları yer mahkemesine veya eşinin yerleşim yerinde bulunan mahkeme dava açması mümkündür. Burada görevli mahkeme ise aile mahkemesidir. Peki, burada aile mahkemesinin görevli olduğunu nereden anladığımız sorusuna gelirsek 4782 sayılı aile mahkemelerinin kuruluş görev ve yargılama usullerine dair kanun hükümlerine bakmak gerekir. Bu kanun hükümleri içerisinde aile mahkemesinin görevli bir mahkeme olduğu belirtilmiştir.

Boşanma davası içerisinde kararın kesinleşmesine kadar eşlerden her biri davanın her aşamasında davadan feragat etme hakkına sahiptir. Boşanma davası içerisinde hâkim mevcut delilleri serbest bir şekilde takdir eder. Bununla birlikte hâkim boşanmaya da ayrılık davasının dayanmış olduğu delillerin mevcudiyetine vicdani bir şekilde kanaat getirmediği sürece bu durumlara İspatlı olarak değerlendirmez. Öyle ki bu durumda kanunu delil yerine vicdani delil sisteminin mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Boşanma davası içerisinde evlilik birliğini sürülmüş olan eşlerin anlaşmalı bir şekilde boşanma haricinde boşanma sebepleri içerisinde boşanmanın da yanlış oldu somut olayların ya da olayların kabul edilmesi hâkimi ilgilendirmez. Hâkim bunlarla bağlı değildir. Boşanma davası içerisinde yemin teklifi mevcut değildir. Öyle ki bu durum boşanma davasını diğer davalardan ayıran bir durumdur. Boşanmanın ya da ayrılın sonuçlarından biri olan velayet ile ilgili şunlar söylenebilir ki çocuklar ile kişisel bir ilişkinin sağlanması ve bunun gibi durumların mevcut olması halinde kural olarak hâkim belirleme hakkına sahiptir. Ancak eşlerin bu durumu ile ilgili olarak yapmış oldukları sözleşme hâkimin onaylanması ile mümkün hale gelir.

Boşanma ya da ayrılık davasının açılması ile birlikte eşler ve çocukların bu durumda zarar görmemeleri için bazı geçici önlemlerin alınması önem teşkil eder. Bu geçici önlemlerin alınması ile birlikte mevcut durumun meydana getirdiği olumsuz durumların en aza indirilmesi hedeflenir. Türk medeni kanunu hükümlerine göre boşanma ya da ayrılık davasının açılması ile hâkim bu davanın devam ettiği süre de gereklilik taşıyan geçici önlemleri kendiliğinden alır. Öyle ki bu eylemleri alma görevi hâkime aittir. Hâkim bu durumu gözetir. Boşanma davasında ve ayrılık davasında alınacak bu önlemler ihtiyati tedbir niteliğindedirler. Bununla birlikte gerekli durumları mevcut olması halinde hâkim bu önlemler ile ilgili olarak bazı değişiklikler yapabilir. Hâkim tarafından alınması gereken bu önlemlerden bazıları eşlerin bulunması ile ilgili olan ortak konutun ve eşlerin sahip olduğu eşyaların kime verileceği ile ilgilidir. Boşanma yahut ayrılık davasının açılması ile birlikte dava süresi içerisinde evlilik birliğini sürdürmüş olan eşler ayrı yaşama hakkına sahiptirler. Hâkim eşlerin sahip olduğu ortak konutun hangi işi verileceğini eşlerin ve çocukların durumunun değerlendirerek karar verir. Aile konutunun evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerden birine verilmesi halinde mülkiyetin hangi işe ait oldu etkili değildir. Burada önem teşkil eden durum hangi işin daha çok ihtiyacı olduğu, yaşı sağlığı ile ilgili olan durumlar ve en önemlisi çocukların hangi eşin yanında kaldı ile ilgilidir. Hâkim bu durumları gözetir. Boşanma ya da ayrılık davasının açılmasından daha sonra evlilik birliğinin devam ediyor olmasından kaynaklı olarak eşlerin bakımı geçimleri için gerekli nitelikteki önlemlerin alınması önem teşkil eder. Kanun hükümlerinde mevcut olan düzenlemeyle bakım ve geçindirme yükümlülüğü her iki işe de yüklenmiştir. Öyle ki bu durumda eşler arasında herhangi bir ayrım bulunmamaktadır. Alınacak olan önlemler Her iki işi de kapsamaktadır. Eğer eşlerden birinin ödeme gücü yüksek ise bu eşin ödeme gücü düşük olan diğer eşi bakımı ve geçimi için tedbir nafakası ödemesi gerekir. Hâkim evlilik birliği içerisinde çocukları mevcudiyeti durumunda çocukların menfaatleri ile ilgili olarak hangi ebeveyni ile kalacağını, çocukların yanında kalmayan eşin çocukların bakımı, eğitimi ve geçimi için hangi katkılar da bulunacağı ve benzeri durumlar ile ilgili hususlarda düzenleme yapma yükümlülüğü altındadır. Türk medeni kanun hükümlerine göre yasal mal rejimi olarak mal ayrılığına geride bırakmış olup hukukumuz edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiştir. Burada hâkimin eşlerin mallarının yönetilmesi, evlilik birliğini sürdüren eşlerin mallardan yararlanması ve mal kırılmasını önlemek amacıyla gerekli olan önlemleri alması gerekmektedir. Bazı durumlarda eşler birbirinden mal kaçırmak amacıyla üzerinde bulunan malları başkasına devredebilirler. Böyle bir durumun mevcut olması halinde hâkimin müdahale etmesi gerekir. Öyle ki hâkim gerekli durumlarda mevcut mal rejimine mal ayrılığına dönüştürülmesi için karar verebilir. Türk medeni kanun hükümleri içerisinde sayılmış olan önlemler sınırlı sayıda değildir. Sınırlı sayıda olmaması alınabilecek önlemlerin çeşitlerini artırmaktadır. Hâkimler bu sayılan önlemlerin sınırlı sayıda olmamasından dolayı farklı önlemler de alabilirler. Bununla birlikte tasarruf yetkisinin sınırlandırılması, çocuk ile ilgili olan önlemler bu durumu örnek oluşturabilir.

Burada bahsedilmesi mümkün olan bir konuda boşanma davası açma hakkı kişilere sıkı sıkıya bağlı olan bir hak olduğudur. Öyle ki boşanma davası açma hakkı evlilik birliği içerisinde bulunmuş eşlerin sahip olduğu mutlak ve sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu durumda davanın tarafları sadece eşlerdir. Bu dava hakkı evlilik birliğini sürdüren eşlerden birinin vefatı meydana geldiğinde mirasçılara geçmez. Öyle ki evli bulunan bir eş vefat ederse bu eşin mirasçısının boşanma davası açması mümkün olmaz. Boşanma davasının açılmış olduğu sırada davalı konumunda yer alan eşin ölümü durumunda kural olarak bu işin mirasçıları konumunda yer alan kişiler davaya devam edemezler. Bununla birlikte saklan işte evliliğin ölüm durumunun gerçekleşmesi ile birlikte sona ermesi nedeniyle boşanma davasına devam etmesi mümkün olmaz. Ancak Şundan bahsetmek gerekir ki 4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri daha önceden yer alan düzenlemelerden farklı olarak boşanma davası içerisinde davacı konumunda yer alan kişinin vefatı durumunda bu kişinin mirasçılarından birisine davayı devam ettirmesini mümkün olabileceğine yer vermiştir. Böyle bir durumda davalı konumunda yer alan eşin kusurlu olduğunun ispat edilmesinin mümkün olması durumunda mirasçılık sıfatı son bulur ve boşanmadan daha önce yapılmış olan ölüme bağlı Tasarruflarla sağlanmış olan haklar aksi bir durumun tasarruftan anlaşılmadığı suretçe kaybedilir. Boşanma davasında davacı konumunda yer alan kişinin ölümü ile dava hakkının ortadan kalkacak kuralına bu durumda İstisna getirilmiştir. Bununla birlikte vefat eden eşin mirasçıların yalnızca davalı konumda yer alan eşin kusurlu olduğunun tespiti ile ilgili olarak bir talepte bulunabilirler. Davalı konumda yer alan eş kusurunun tespit edilmesi ile birlikte mirastan yoksun kalır. Mirasçıların birden fazla olması durumunun söz konusu olması halinde birisinin davaya devam etmesi yeterli teşkil eder.

Boşanmada Maddi Tazminat Nedir?

Evlilik birliğini erdirme isteğinde olan eşlerin boşanmaları ile birlikte maddi tazminat hususu meydana gelebilmektedir. Evliliğini bitirmek isteyen çiftlerin en çok merak ettiği durumda maddi tazminat durumudur. Öyle ki evliliğin bitmesi ile birlikte maddi kayıp yaşamaktan korkan çiftler bu durumun her zaman kendi lehine sonuçlanması talebinde olurlar. 4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri içerisinde evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin boşanması ile birlikte maddi ve manevi zarara uğramış olan eşin bazı şartların meydana gelmesi koşuluyla diğer eşten tazminat istemesi mümkün kılınmıştır. Öyle ki bu düzenlemeyle birlikte mevcut ya da beklenen menfaatleri zedelenen kişiler boşanma yüzünden kusursuz ya da az kusurlu olsalar dahi kusurlu konumda yer alan taraftan uygun bir şekilde tazminat talep edebilirler. Kanun hükümlerinde boşanmanın gerçekleşmesi ile meydana gelen maddi zararın tazmin edilebilmesi için bir diğer kanunumuz olan Borçlar kanunu hükümlerinden farklı şartların mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde Türk Borçlar kanunu hükümlerinden farklı durumların söz konusu olmasının nedeni boşanma ile meydana gelen maddi zararın hukuki durumu ve fonksiyonu genel olarak mevcut olan tazminat hukukundan farklı düşünülmesidir. Türk Borçlar kanunu hükümlerinde yer bulmuş olan maddi tazminat düzenlemesi boşanma davası içerisindeki hukuki sorunların çözülmesinde uygulanması yeterlilik teşkil edip edemeyeceği kesin değildir. Öyle ki bu hükümlerin boşanma içerisinde uygulanmış olması bazı eksiklikler ortaya çıkarabilir. Bunun sebebi boşanma ile istenecek maddi tazminat Borçlar kanunu hükümlerinde düzenlenmiş olan maddi tazminatın özelliklerin taşımayabilir. Bu özellikleri taşıyor olmasından dolayı da bazı farklılıklar meydana gelir. Boşanmanın meydana gelmesi ile birlikte ortaya çıkan tazminat için ilk olarak boşanma şartını mevcut olması gerekir ve bu boşanma şartı ile birlikte miktarında boşanma hukuku ilkelerine göre belirlenmesi gereklidir. Burada önem teşkil eden durum miktarın belirlenmiş olmasıdır. Boşanma da istenecek tazminatın belirli bir şekilde istenilmesi gerekir. Böyle bir durumda boşanma ile ortaya çıkan maddi tazminatın tamamen Türk Borçlar kanunu hükümlerinde yer bulmuş olan maddi tazminat hükümlerine göre belirlenmiş olması uygulama açısından yeterli olmaz. Boşanma hükümleri içerisinde maddi tazminatın istenmesinin hukuku özelliği mevcut olan sözleşmeye aykırılık olması veya haksız fiil sorumluluğu olduğu ile ilgili tartışmaları neden olmuştur. Öyle ki evlilik birliği ile bir araya gelmiş olan çiftlerin bu birliği sağlamaları için bir sözleşme imzaladığı açıktır. Öyle ki evlenirken evlilik sözleşmesi imza alınır. Ayrılmak isteyen tarafın bu sözleşmeyi feshetmesi durumunun mevcudiyetinden bahsedebiliriz. Böyle bir durumda verilmiş olan bir söz tutulmamış ve sözleşmeyi sebat gösterilmemiş olur. Evlilik sözleşmesinin bitirilmesi için meydana gelen boşanma eylemi ile bir sözleşme aykırılık durumunun mevcut olduğu söylenebilir. Bununla birlikte bu durumun haksız fiil sorumluluğu oluşturduğu da söylenebilir. Ancak bu söylemlerin net olduğundan bahsedemeyiz. Bu durumlar tartışmalıdır. Çoğunlukta mevcut olan görüş ise haksız fiil tazminatının mevcudiyeti ve hukuki ilişkinin ihlal edilmesidir. Burada Yargıtay’ın görüşüne ne olduğundan bahsetmek mümkündür. Yargıtay boşanma ile sözleşmeden kaynaklanan bir anlaşmazlığın söz konusu olmayacağını ileri sürmüştür. Evlilik birliğinin sona ermesini sağlayan Boşanma ile gündeme gelen maddi tazminat talebi mevcut boşanma nedeniyle kusursuz veyahut daha az kusurlu bulunan eş için ortaya çıkan zararların giderilmesi amacını içerisinde barındırır. Burada maddi tazminat ile ilgili ara pas edilmesi gereken önem teşkil eden bir durumda maddi tazminat alacağının temlik edilmesine mümkün olması ne ölüm durumunun mevcut olmasında mirasçıları geçmesinin olanaklı olmasıdır. Öyle ki evlilik gününe sülün eşlerden biri vefat ederse boşanma da söz konusu olan maddi tazminat mirasçılar tarafından istenebilir. Boşanmanın meydana gelmesine kendi kusuruyla sebebiyet veren taraf kusursuz veyahut daha az kusurlu olan tarafın mevcut ya da beklerim maddi faydalarının birine zarar vermiş ise kendisi kusurlu olan taraf hâkimin belirlemiş olduğu tazminat miktarını ödeme yükümlülüğü altındadır. Evlilik birliğinin sona erdiren boşanma ile birlikte zarar gören kusursuz veyahut daha az kusurlu olan eşlerden biri uğramış olduğu maddi zarara iki şekilde elde edebilir. Bunlardan ilki maddi tazminat ile ilgili olarak karşı taraf ile anlaşmasıdır. Öyle ki karşı taraf ile anlaştıktan sonra talep ettiği tazminatı alabilir. Aslında bu en kolay ve en az yıpratıcı yoldur. Eşlerin evlilik birliğini sona erdirirken aralarında kusurları oranında birbirlerine ödeyeceği tazminatları belirlemiş olması tazminatı alacak kişinin tazminatını elde etmesinde önem teşkil eder. Burada iki tarafında karşılıklı anlaşması durumu söz konusu dur. Maddi tazminat elde etmenin bir diğer yolu ise davadır. Öyle ki eşlerden biri dava yoluyla karşı taraftan maddi tazminat talep edebilir. Maddi zarara uğramış konumda olan kusursuz veyahut daha az kusurlu olan taraf maddi tazminat istemine sahip olmadan mahkeme tarafından kendiliğinden maddi tazminata hükme dilemez. Öyle ki böyle bir talebin mevcut olması gerekir. Eşlerden biri maddi tazminat istiyorlarsa bunu mahkemeden talep etmelilerdir. Mahkeme kendiliğinden hiçbir talepte bulunulmadan eşlerden birine maddi tazminat ödenmesine karar veremez. Burada kısaca değinilmesi gereken diğer husus ise maddi tazminat istemeye hakkı olan tarafın tamamen kusursuz bulunmasının gerekli olmadığıdır. Maddi tazminat isteyen eşlerden birinin daha az kusurlu olması önem teşkil eder. Öyle ki bu kişinin de kusuru mevcut olabilir. Ancak kusurun diğerinden daha az olmalıdır. Yani tamamen kusursuzluk diye bir durumu mevcudiyet söz konusu değildir maddi zarara uğramış olan kişinin kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekir. Maddi tazminat ile ilgili olarak tartışmalı bir diğer durum ise boşanma eyleminin gerçekleşmesi ile birlikte vadeyi tazminatın nasıl talep edileceğidir. Bazı görüş sahipleri maddi tazminatın yalnızca boşanma davası ile birlikte talep edileceğini ileri sürdüler. Bununla birlikte temel görüşler ise maddi tazminatın boşanma davası ile birlikte talep edilmesinin mümkün olabileceğini söylerken boşanma davasının açılmasından sonra da farklı bir dava ile talep edilmesinin mümkün olabileceğini ileri sürerler. Burada görüşlerin yanı sıra Yargıtay’ın ne söylediğine de yer vermek gerekir. Yargıtay mevcut kararları içerisinde maddi tazminatın boşanma davası ile birlikte talep edilmesi gerektiğini ileri sürer. Ancak bunun aksine kararların da mevcut olduğunu söylemeden geçemeyiz. Bu durumu ile ilgili olarak 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde nelerin mevcut olduğundan bahsedebiliriz. Türk medeni kanunu hükümleri evlilik birliğinin boşanma nedeni ile sona ermesinden meydana gelen dava haklarının boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zaman aşımına uğradığını belirtmiştir. Öyle ki boşanma ile birlikte eşlerin talepte bulunduğu maddi tazminata ilişkin haklar hem boşanma davası ile birlikte hem de boşanma davasının geçtiği kesinleşme tarihi itibari ile bir yıl içerisinde kullanılabilir. Bununla birlikte uygulama içerisinde maddi tazminat taleplerinin mevcudiyeti genel olarak boşanma davası ile beraber talep edilir. Hâkim boşanma kararının verilmesinden sonra maddi talimi ilişkin hükümleri de karara bağlar. Medeni kanunu hükümleri içerisinde zaman aşımı ile ilgili olarak süre belirlenmiştir. Bununla birlikte sürenin belirlenmesi ile zamanaşımı süresinin de kısa tutulması ile boşanan eşlerin yıllarca birbiri ile çatışmaları engellenmiştir. Öyle ki sürenin bir yıl gibi bir süreye tabi tutulması evlilik birliğini sunar diren eşlerin sonraki yıllarda ilişkilerine sürdürmeleri gerekliliğinin önüne geçmiştir. Bu durumda ilişkilerin verdiği yıpratıcılığın en az da indirilmesi yönünde önem taşır. Evlilik birliğinin sona duran boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte maddi tazminat yabancı paranın esas alınması suretiyle ve kısmi bir şekilde talep konusu olamaz. Öyle ki maddi tazminat yabancı para esas alınarak talep edilemez. Yine maddi tazminat eşler tarafından kısmi bir şekilde de talep edilemez. Ancak şunu söyleyebiliriz ki maddi tazminat boşanma kararının kesinleşmiş oldu tarihi itibari ile muaccel olmasından dolayı bu tarihin esas alınması suretiyle faizin talep edilmesi mümkündür.

Anlaşmalı boşanma avukatı ve çekişmeli boşanma avukatı için İzmir’de avukatlık bürosu ile çalışma yürüten hukuk büromuzdan arayarak randevu alabilirsiniz.

Boşanmada Maddi Tazminatın İstenebilmesi İçin Neler Gerekir?

Evlilik birliğinin bitmesi ile ortaya çıkan boşanma da eşlerin maddi tazminat talebinde bulunmasına mümkün olabilmesi için bazı koşulların mecburiyeti aranır. Öyle ki bu kuşların mevcut olması ile maddi tazminat talebinde bulunulabilir. Eğer bu koşullar mevcut olmazsa talepte bulunacak olan eş diğer eşten maddi tazminat isteyemez. Bu koşulların tamamlanmış olması bu yüzden önem teşkil eder. İstenilen koşulların sağlanmamış olması tazminat talebinde bulunma da hukuki bir engel oluşturur. Maddi tazminat ile ilgili olarak şunu söylememiz gerekir ki boşanma davasına dayalı bir hak niteliğindedir. Bu yüzden de maddi tazminatın istenmesi mümkün olabilmesi için boşanma kararının verilmesi gerekir. Eğer eşlerin başvurmuş olduğu boşanma talebinin reddedilmiş olması maddi tazminat talebinde bulunmayı engeller. Öyle ki eşler maddi tazminat elinde bunu bilmek için öncelikle boşanma talebinde bulunmalı ve bunun gerçekleşmesini beklemelidir. Boşanma davasının mevcut olmaması durumunda maddi tazminatın mevcudiyetinden bahsedemeyiz. Yine burada bahsedilmesi gereken önemli durum ise boşanma davasını gerçekleşmiş olmasıdır yani boşanma durumunun yanı sıra mevcut olan ayrılık hükmüne karar verilmesi halinde boşanma gerçekleşmediğinden yeniden maddi tazminat istenmesine dair bir durum söz konusu olamaz. Ayrılık kararı verilmiş olduğunda eşler maddi tazminat hükmünden yararlanamazlar. Ayrılık kararı değil özellikle boşanma kararının mevcudiyetine söz konusu olması gerekir.

Burada maddi tazminat istenmesinin mümkün olması için gerekli olan koşullardan bazılarından ayrı ayrı bahsedebiliriz. Öyle ki boşanmada maddi tazminatın istenmesinin mümkün olabilmesi için davacı konumunda yer alan eşin mevcut ya da beklenen bir menfaatinin zedelenmiş olması gerekir. Boşanma eyleminde mevcut olan sebeplerde davalı konumda yer alan eşin kusurlu olması gerekir. Boşanma içerisinde davacı konumunda yaralan eşin boşanma da kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekir. Boşanma ile gündeme gelen maddi zararla boşanma arasında uygun bir illiyet bağının mevcudiyeti söz konusu olmalıdır.

Burada ilk olarak boşanmada maddi tazminat talebinde bulunulmasının mümkün olabilmesi için davacı konumunda yer alan eşin mevcut ya da beklenen bir menfaatinin zedelenmiş olması koşulundan bahsedebiliriz. Maddi zararının mevcut olabilmesine bahsedebilmek için bir kişinin mal varlığında kendi isteği dışında oluşan azalmaları meydana gelmiş olması gerekir. Öyle ki bu kişilerin kendisi dışında bazı kişiler tarafından yapılan müdahale ile mal varlıklarında eksilme gözlemlenebilmektedir. Mal varlığında zarar verici bir durumun mevcut olmaması halinde ilgili durum ile eylemin neticesinde meydana gelen durum arasında fark maddi zararı meydana getirir. Yani mal varlığını zarar veren eylemden önceki durum ile mal varlığında zarar verme eğilimin sonrasındaki durum arasındaki fark maddi zararı niteler. Evlilik birliğinin bitmesini sağlayan boşanma sebebiyle davacı konumunda yer alan işin vurmuş olduğu maddi zarar evlilik birliğinin sürmesi ile mevcut ya da şimdi mevcut olmamasının ama ilerde meydana gelmesi beklenen faydaların karşılığı olarak talep edilmesi söz konusudur. 4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri de maddi zararı boşanmadan kaynaklanan mevcut veya beklenen bir menfaatin zedelenmiş olması şeklinde nitelemiştir. Burada kast edilmiş olan evlilik birliği ile eşleri sağlanmış ya da ilerde salıncak oldu öngörülmüş olan maddi faydalardır. Burada şunu değinmek gerekir ki evlilik birliği ile eşlerin bir araya gelmesinden sonra Bu birlikteliği sağlamış olduğu psikolojik ve duygusal faydaların zedelenmiş olmasıyla maddi tazminat talep edilmesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Öyle ki psikolojik veya duygusal faydalar maddi tazminatın konusunu oluşturmazlar. Bu durumlar için hâkimden evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin maddi tazminat talebinde bulunması mümkün değildir. Kanuni günler içerisinde boşanma ile ilgili olarak maddi tazminat da mevcut ve beklenil olan menfaatlere Yer verilmiş olması tazminat hukukundan farklı bir durum ortaya çıkarmıştır. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin sahip oldukları mevcut ya da bekleyen menfaatler ortaya çıkabilecek bazı faktörlerle birlikte belirlenebilmek değil mi sürekli bir şekilde değişime uğruyor bilmektedirler. Öyle ki özelliklerinden dolayı değişken bir kavramı niteleyen Menfaat her somut boşanma olayında farklı bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bu yüzden de boşanman somut şartları ne boşanma talebinde bulunan ve evlilik birliğini sağlamış olan eşlerin durumlarının dikkatli bir şekilde göz önünde bulundurulmasının gerekliliği önem taşır. Burada mevcut olan menfaatler evlilik birliğini bitirmek isteyen eşlerin bu evliliği sürdürmesi ile bundan sağlayacakları maddi menfaatleri dile getirmektedir. Hukukumuzda mevcut olan düzenleme ile evlilik birliğinin bu yönüyle de eşler için ekonomik bir gelir niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki evlilik birliği de ekonomik bir yöne sahiptir. Bu yüzden evlilik birliği içerisinde bulunan kişilerin ekonomik açıdan evlilik birliği içerisinde bulunmayan kişilere oranla farklılık taşıdığı açıktır. Bu yüzden de evlilik birliği ile bir araya gelmiş olan eşlerin evlilik birliklerini sona erdirdiklerini ekonomik durumlarında bir değişikliğin mevcut olacağı kaçınılmazdır. Eşler arasında mevcut olan ekonomik menfaatler neler olduğunun saptanması ve boşanmanın gerçekleşmesi ile buradaki menfaatlerin ne şekilde zarar gördüğünün belirlenmesi çok zor bir durumdur. Bununla birlikte bahsetmiş olduğumuz menfaat kavramının da her somut olaya göre değişiklik arz etmesinden dolayı aynı Menfaate tekabül eden durumların farklı tazminatlar meydana getirmesi durumu söz konusu olabilecektir. Kanun hükümleri evlilik birliğine sona erdiren boşanma eyleminin yalnızca mevcut menfaatlerin zarar görmesi durumunda değil bununla birlikte bekleyen menfaatlerini zarar görmesine de uygulama bulacağını yer vermiştir. Burada açıklanması gereken önem teşkil eden kavram bekleyen menfaat kavramıdır. Öyle ki birçok yerde bahse geçen ve neyin kastedildiği anlaşılmayan bekleyen menfaatler ile ilgili hususlardan bahsetmek gerekir. Boşanma ile meydana gelen tazminat talebinde mevcut olan bekleyen menfaatlerden kısıt elde edilmiş ya da elde edilmekte olan menfaatlerin haricinde evlilik birliğinin sürdürülmesi durumu söz konusu olsaydı kusursuz ya da daha az kusurlu nitelik taşıyan eşin ilerde sahip olacağı bir takım faydalar beklenen menfaatleri oluşturur. Öyle ki bu durum evlilik birliğinin sona ermesi ile diğer eşin yoksun kalacağı menfaatleri içerir. Böyle bir düzenlemenin Hukukumuzda mevcut olmasının nedeni evlilik sözleşmesinin özelliği bakımından sürekli konumda olan ve yaygın bir şekilde eşlerin hayatları boyunca devam etmesi beklenen bir hukuki sözleşme olmasıdır. Öyle ki süreklilik arz eden bir sözleşmenin bozuluyor olmasından kaynaklı olarak karşı tarafın uğradığı zararın karşılanmasının gerekliliği arz eder. Bu durum normal tazminata kokundan farklı olsa tamam düşünce olarak benzerlik taşıdığını söylemek mümkündür. Öyle ki burada da zarara uğramış olan kişinin bir zararının karşılanması gibi bir durum mevcut olmaktadır. Evlilik birliğinin sürmesinde eşlerin evlilik birliğinden dolayı mevcut maddi faydaların olmasının yanı sıra ileriki hayatlarında da gerçekleşmesi mümkün olan bazı maddi faydaları mevcudiyeti söz konusudur. Bunu şöyle ifade edebiliriz ki evlilik birliği ile bir araya gelen eşler gelecek planlarına sahip olmaktadırlar. İleriki hayatlarında gerçekleşmesini istedikleri planları evliliğe bağlamış olabilmektedirler. Bu durumda maddi menfaatlerin gerçekleşmesini mümkün olabilmesi evlilik birliğinin devam etmesi koşuluna bağlanmış nitelikte olabilir. Eşlerden birinin bu sözleşmeyi bozması ve ağır kusurlu olmasından dolayı karşı tarafı menfaatten yoksun hale getirdiğinden maddi tazminatın dolmuş olduğundan bahsedebiliriz. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin boşanma nedeniyle kullanma imkânına getirmiş olduğu faydalar mal varlığında fiilen bir azalma meydana getirmiş olabilmektedir.

Gelecek ile ilgili olarak belirlenmiş olan menfaatlerin maddi tazminat içerisinde talep edilmesi durumunda hâkimin Her şeyi göz önünde bulundurması gerekir. Bu durumun belirlenmesi oldukça güçtür. Bu yüzden hâkim belirlemede çok dikkatli olmalıdır. Bununla birlikte hâkim ortalama bir çözüm yolu bulmalı ve belirleyici tazminatı hakkaniyete uygun olarak saptamalıdır.

Evlilik birliğine sunar diren boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte maddi tazminat durumunun söz konusu olduğundan bahsetmiştik. Bu maddi tazminattan bahsedilebilmesi İçinde Hukukumuzda bazı koşulların mevcut olmasının gerekliliği önem teşkil etmektedir. Bu koşullar ile ilgili ilk olarak evlilik birliği içerisinde bulunmuş olan davacı konumunda yaralan eşin mevcut ya da beklenen bir menfaatinin zedelenmiş olması durumundan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer maddi tazminat talebi koşulu ise boşanma sebeplerinde davalı konumda yer alan eşin kusurlu olmasıdır. Boşanmanın gelmesiyle birlikte mevcut veyahut beklenen menfaatleri zedelenmiş olan davacı konumundaki eş diğer eşten maddi tazminat talep etmesinin mümkün olabilmesi için öncelikle davalı konumda yer alan işin kusurluk nitelikte olması gerekir. Öyle ki kusuru boşanma davası içerisinde kusursuz ya da az kusurlu olan tarafın maddi tazminat talep etmesinin mümkün kılan en baştaki koşul olduğu söylenebilir. Öyle ki kanun hükümleri içerisinde bu koşul kusurlu konumda yaralan eşin uygun bir maddi tazminat isteyebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Önceden de bahsetmiş olduğumuz gibi 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan kusuru kavramı Türk Borçlar kanunu içerisinde Yer bulmuş olan kusur kavramından bazı farklılıklar gösterir. Bunun sebebinin 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan kusuru kavramının meydana gelebilmesi için bazı özel koşulların yerine getirilmesi gerekmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Öyle ki bu kan Dökümlerindeki kusuru kavramı için özel koşullar düzenlenmiştir. Evlilik birliğinin sona ermesi ile birlikte mevcut ya da beklenen faydaları zarar görmüş olan kusursuz ya da daha az kusurlu eş kusurlu konumda bulunan ve davalı olan eşten maddi bir tazminat talebinde bulunabilmesi için ilk olarak davalı konumda yer alan eşin kusurunun yoğunluğunun evliliği sona erdirecek nitelikte bir sebep oluşturabilir olmalıdır. Bununla birlikte bu durumunda yine evlilik birliği içerisinde ortaya çıkmış olması önem teşkil eder.

Burada kusuru ile ilgili olarak şunu söyleyebiliriz ki kusurun objektif ve sübjektif olarak iki yönü vardır. Kusurun objektif ürünü kusurlu davranışı meydana getirmiş olan kişinin aynı koşullar altında dürüst normal zekâlı ve ortalama bir kişiden beklenen davranıştan aykırı bir harekette bulunmasıdır. Kusurun sübjektif yönü kusurlu bir sorumluluk isnat edilen kişinin sorumluluk ehliyetine sahip olup olmamasıdır. Öyle ki kusurundan dolayı sorumlu tutulması mümkün olabilmesi için kişinin öncelikle ayırt etme gücüne sahip nitelikte olması gerekir. Bu durum 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde düzenlenmiştir. Öyle ki medeni kanuna göre kanun hükümleri içerisinde gösterilmiş olan aykırı durumların saklı kalmasıyla birlikte ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin fiilleri hukuksal olarak bir sonuç meydana getirmez. Bu durumdan dolayı evlilik birliği içerisinde bulunmuş ve evliliğini bitiren eşlerden birinin diğer işten tazminat talep etmesine mümkün olabilmesi için tazminat talep edilen eşin ayırt etme gücünü mevcut olması gerekir. Bu eşin ayırt etme gücünün mevcut olmaması halinde diğer eş maddi tazminat talebinde bulunamaz. Çünkü eş ayırt etme gücünden yoksundur. Ayırt etme gücünden yoksun olmasından kaynaklı olarak bu işi kusurlu olarak nitelendirmek mümkün olmaz. İş kusuru olarak nitelendirilemeyeceğinden de maddi tazminata hükmedilmesi gibi bir durumu mevcudiyetinden bahsedemeyiz. Maddi tazminata hükmedilmesinin mümkün olabilmesi için bir kusuru mevcut olması gerektiğini söylemiştik. Ayırt etme gücüne sahip olan bir eşin kusurlu olması imkânı olmadığından kendisine maddi tazminat da yükletilemez. Burada kafa karıştıran bir diğer durum ise evlilik birliğinin sona erdiren eşlerden her ikisinin de aynı oranda kusurlu olması durumudur. Eğer eşler aynı derecede kusurlu niteliktelerse davalı konumda yer alan eşin maddi tazminat talebi doğal olarak reddedilir. Bununla birlikte şunu da söylemek gerekir ki tazminat talebinde bulunmuş olan eşlerden birinin kusuru boşanmanın meydana gelmesi ile birlikte ortaya çıkan maddi zarar ile boşanmaya neden olan kusurlu davranış arasında uygun olan illiyet bağını kesecek nitelikte yoğundan sahibi ise yine davalı konumda yaralan işin maddi tazminat talebi ret edilir. Bunun sebebi hiç kimsenin kendi kusurundan dolayı hak talep etmesinin mümkün olmamasından kaynaklanır. Öyle ki biri eğer kusurlu ise ve bu kusurundan dolayı karşı taraftan hak talep edemez.

Evlilik birliğini sona erdiren boşanmanın gündeme gelmesi ile maddi tazminat talebinde bulunulabileceğinden bahsettik. Bunun mümkün olabilmesi için ise kanun hükümlerinin bazı koşulları gerekli kıldığına yer verdik. Boşanmada Maddi tazminat talebinin mümkün olabilmesi için ilk olarak davacı konumunda yer alan eşin mevcut ya da beklenen bir menfaatinin zedelenmiş olmasının gerekliliğinden bahsettik. Bu koşullardan bir diğeri boşanma sebeplerinde davalı tarafın kusurlu olmasıydı. Burada maddi tazminatı mümkün kılan koşullardan bir diğeri olan davacı konumunda yer alan eşin boşanma da kusursuz ya da daha az kusurlu olması durumuna yer vereceğiz.

Küsur hukuka uygun olmayan bir neticeyi istemek ya da bu neticenin meydana gelmesini istememekle birlikte hukuka aykırı olan davranıştan kaçınmak için iradesi ne kullanmamış olmak anlamına gelir. Kanun hükümleri içerisinde de yer bulan bir kavramdır. Yeni Türk medeni kanunu düzenlenmeden önce eski Türk medeni kanununda tazminatı ile ilgili olarak farklı hükümlerin mevcudiyeti söz konusuydu. Eski medeni kanuna göre azda olsa kusuru olan iş diğer işten tazminat talep edemiyordu. Öyle ki eski kanun hükümlerinde tam kusursuzluk tazminat talep etme şartı olarak öngörülmüştür. Ancak bu durumun mümkün olması zordur. Bu yüzden yeni kanun hükümlerimizde tam kusursuzluk kavramından vazgeçilmiştir. Öyle ki evlilik birliğini sona erdirmek isteyen eşlerin boşanma içerisinde az veya çok kusurlu nitelikte olabilmesi ve davacı konumunda yer alan eşin boşanmada tamamıyla kusursuz olması her zaman mümkün olmaması durumu mevcuttur. Yeni kanun hükümlerimizde mevcut olan daha az kusurdan yalnızca boşanmaya sebep olmayacak derecedeki hareketlerin oluşturduğu kusur ifade edilir. Böyle bir durumda tazminat talebinde bulunan eşin boşanmaya neden olan sebepler de kusuru mevcut olabilmektedir. Evlilik birliğini boşanma ile sona erdiren tarafların kusurlarının ne kadar olduğu ve bu kusurlu davranış neticesinde meydana gelen zarar için belirlenecek tazminat miktarının hesaplanması gerekir. Evlilik birliğini şunu verdiren tarafların her ikisinin de kusurlu olması durumu söz konusu olabilir. Böyle bir durumun söz konusu olması halinde zarar gören eşin kusuru uygun illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren eşin sorumluluktan kurtulması mümkündür.

Evlilik birliği ile bir araya gelmiş olan eşlerin evlilik birliğini sona erdiren boşanma davasında önem teşkil eden bir durum maddi tazminat kavramıdır. Hukukumuzda maddi tazminata hükmedilmesine mümkün olabilmesi için bazı koşullara mevcudiyeti aranmıştır. Bu koşulların bazılarından bahsettik. Bahsetmiş olduğumuz maddi tazminat mümkün kılan koşullar davacı konumunda yaralan eşin mevcut ya da beklenen bir menfaatinin zarar görmüş olması, boşanma sebepleri içerisinde davalı konumda yer alan eşin kusurlu olması ve davacı konumunda yer alan işin boşanma da kusursuz ya da daha kusurlu olmasıydı. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer maddi tazminatı mümkün kılan koşul ise maddi zararla boşanma arasında uygun illiyet bağının olmasıdır. Burada boşanma da talep edilmiş olan zararın boşanmaya neden olan kusurlu eşin kusurlu hareketinin uygun bir sonucu niteliğinde olması gerekir. Öyle ki mevcut olan davranış boşanma eylemine sebebiyet vermelidir. Böyle bir kusurun mevcudiyeti söz konusu değilse illiyet bağının olduğundan bahsedemeyiz. Burada illiyet bağı mevcut kusuru ile boşanma durumunu birbirine bağlar. Öyle ki eşler arasında mevcut olan kusur ile boşanma sonuçlanıyordur. Boşanma da meydana gelmesi ile birlikte maddi tazminat isteminde bulunan tarafın sahip olduğunu iddia ettiği maddi zarar eğer evlilik birliğini sona erdiren boşanmanın bir sonucu değil ise bu durumda maddi tazminatın mevcut olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Burada bahsetmiş olduğumuz illiyet bağı Borçlar hukukunda mevcut bir kavramdır. Öyle ki bu kavram bir eylemin olayların normal akışında meydana getirmesi mümkün olduğu zararlarla olan bağlantısını ifade eder. Eşlerin boşanmasından kaynaklı olarak talep etmeleri mümkün olan maddi tazminatta önemli bir husus davalı konumda yer alan evlilik birliği içerisinde bulunmuş olan eşin boşanmaya neden olan kusurlu davranışları neticesinde bir maddi zedelenmenin meydana gelip gelmemesidir. Boşanma ile birlikte veya boşanma davasından sonra tazminat talebinde bulunan eşin boşanmaya ya da bundan kaynaklı olarak menfaat kaybına uğramasında davalı konumunda yaralan eşin kusuru davranışının neden olduğunu ispatlaması gerekir. Bu ispattan sonra eşin davranışı ile boşanma nedeni arasında bir illiyet bağının kurmuş olduğundan bahsedilebilir. Boşanmanın gerçekleşmesi ile az kusurlu ya da hiç kusuru olmayan eşin mevcut ya da beklenen çıkarların da ortaya çıkan maddi bir zedelenme kusurlu fiil arasında uygun illiyet bağını oluşturmak bakımından bazı durumları meydana getirdiğini söylemek mümkündür. Öyle ki bu durumu meydana gelmesi çokta kolay olmamaktadır. Öyle ki ilgili kusur aslında bu duruma neden olmamaktadır ama sanki bu kusurdan dolayı boşanma sebebi ortaya çıkmış gibi gösterilmesi mümkündür.

Boşanma davası ücretleri hakkında bilgi almak için bizi telefon ile arayabilirsiniz.

Boşanmada Manevi Tazminat Nedir?

4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde boşanmanın sonuçlanması birlikte maddi tazminata yer verirken bununla birlikte manevi tazminata da yer vermiştir. Öyle ki maddi tazminat eşlerin birbirinden talep edebileceği bir hususken manevi tazminat da eşlerin birbirinden talep edeceği bir husus durumundadır. Boşanmayla birlikte evliliğin sona ermesinin meydana gelmesiyle birlikte eşlerin yalnızca maddi tazminata konu olan maddi menfaat ihlallerinin yanı sıra manevi zararlarının da mevcudiyeti söz konusu olabilir. Bu 4721 sayılı Türk medeni kanunumuzun hükümleri içerisinde maddi tazminatın yanı sıra manevi tazminatı da yer verilmiştir. Boşanma ile birlikte evlenin sona ermesinde boşan işler yalnızca mevcut ya da ileriki zamanlarda ki maddi menfaatlerini getirmezler. Bununla birlikte eşlerin kişilik haklarının da zedelenmez gibi bir durum söz konusu olabilir. Burada önem teşkil eden bir konudan bahsedebiliriz ki eşlerin asıl boşanma nedenleri genellikle maddi kaynaklı olmamaktadır. Öyle ki birbirinin kişilik haklarına zarar vermeleri evliliğin yıpratıcı bir hale gelmiş olması gibi manevi unsurlar boşanmanın nedenlerini oluşturan durumlardır. Öyle ki hâkimin de boşanmaya karar kıldığı sebepler genel olarak eşlerin kişilik haklarına zarar verir nitelikte ve onların üzülmesine neden olacak şekilde olmaktadır. Evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerin kişilik haklarının zarar görmesi sonucunda görmüş oldukları manevi zararların önüne geçilmesi veyahut bunların karşılanması için manevi zarara uğramış olan eşe kendisini manevi zarara uğratmış olan eş manevi tazminat ödeyebilir. Manevi tazminat ödemesi ile birlikte kişilik hakkı zedelenmiş olan eşin zararı karşılanmış ve mümkün olduğunca içinde bulunduğu durum düzeltilmiş olur. Öyle ki manevi tazminat haksız bir eylem sonucunda meydana gelmiş olan durumun düzeltilmesi niteliğindedir. Maddi tazminat ve ilgili olan hususlardan bahsederken maddi tazminatın ödenmesine gerekli kılan bazı koşulların mevcut olması gerektiğinden bahsetmiştik. Burada aynı şeyi manevi tazminat için söylemekte yanlış olmaz. Öyle ki manevi tazminat hükmedilmesinin mümkün olabilmesi için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Evlilik birliğinin boşanma ile sona erdiren eşlerin manevi tazminat talep etmesini mümkün olabilmesi için 4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri içerisinde mevcut olan koşulların yerine getirilmiş olması gerekir. Bu koşulların mevcudiyetini söz konusu olmaması halinde boşanmadı manevi tazminatın talep edilmesinden veya bu tazminata hükmedilmesinden bahsedilemez.

Manevi Tazminata Hükmedilebilmesi İçin Neler Gerekir?

Manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olabilmesi için gerekli olan koşullardan bahsedebiliriz. Manevi tazminatın talep edilmesi için tarafların boşanmış olmaları gerekir. Manevi tazminatın talep edilmesinin mümkün olabilmesi için manevi tazminat talep eden eşin kişilik hakkı boşanma sonucunda ihlal edilmiş olmalıdır. Davalı konumda yaralan eşin boşanma da kusurlu nitelikte olması gerekir. Boşanma da manevi tazminatın mümkün olabilmesi için vurulan manevi zarar ile boşanmaya neden olan kusurlu eşin davranış arasında uygun bir illiyet bağını mevcudiyeti söz konusu olmalıdır. Burada ilk olarak manevi tazminatın boşanma içerisinde talep edilmesinin mümkün olabilmesi için tarafların boşanmış olmasının gerekli olduğu hususundan bahsedebiliriz. Öyle ki herhangi bir boşanma davasının söz konusu olmadığı durumda manevi tazminat talebinde bulunmak mümkün olmaz. İlk olarak eşlerin boşanmaya karar vermiş olmaları ve evliliklerini sona erdirme taleplerine mevcut olması gerekir. Boşanma neticesinde boşanma ya neden olan kusurlu eşin kişilik hakkı saldırıya uğramış olan ve bunun sonucunda kişilik hakları zarar gören eşin tazminat isteğini kabul görebilmesi için ilk olarak eşlerin evliliklerini sona erdiren boşanma davasının içerisinde mahkeme tarafından boşanmaya karar verilmiş olması gerekir. Burada verilmiş olan karar kesinleşmiş karar niteliğinde değildir. Öyle ki manevi tazminat talebinin bulunulmasının mümkün olabilmesi için boşanma kararının kesinleşmiş olmasının zorunluluğu yoktur. Burada önem teşkil eden durum boşanma ve manevi tazminat talebinde bulunmanın beraber nitelikte olup olmadığıdır. Davada her ikisinin de aynı anda talep edilmesi durumunda hâkim ilk olarak boşanma kararı verir ve daha sonrasında boşanmaya neden olan davalı konumundaki eşin kusurlu davranış ya da tüm davranışlarının boşanan davacı kulunda yer alan eşin şahsiyet haklarını herhangi bir zararı uğratıp uğratmadığıyla ilgili karar verir. Bununla birlikte boşanma davasının kesinleşmesinden daha sonra boşanmanın meydana gelmesi ile birlikte manevi zarara uğramış olan taraf şartlar eğer karşılıyorsa diğer eşten bir yıllık zamanaşımı süresi içerisinde manevi tazminat isteminde bulunma hakkına sahiptir.

Boşanma da manevi tazminat talebinde bulunmanın mümkün olabilmesi için bazı koşulların mevcut olması gerektiğinden bahsettik. Bunlardan ilk olarak tarafların boşanmış olmasının gerekliliği dair hususlara yer verdir. Burada bir diğer boşanma da manevi tazminat talebinin mümkün olabilmesi için gerekli olan koşul manevi tazminat talep eden eşin kişilik hakkının boşanma sonucunda ihlal edilmiş olmasının gerekliliğidir. Yalnızca boşanma kararının verilmiş olması boşanma ile evliliğini bitiren eşlere birbirlerinden manevi tazminat talep etme hakkına sağlamaz. Öyle ki sadece boşanmış olmak manevi tazminat hakkını kazandırmaz. Bunun için farklı durumların mevcut olması gerekir. Boşanma ile birlikte manevi tazminatın gündeme gelebilmesi için davacı konumunda yer alan eşin kişilik haklarının boşanmaya neden olan durumlar sonucunda ihlal edilmiş olmasına gerekliliği zorunluluk teşkil eder. Manevi zararın meydana gelebilmesi için evlilik birliğini sürdürmüş olan eşlerden birinin kişi varlığında kendi iradesi haricinde ortaya çıkan bir azalmanın söz konusu olması gerekir. Bu işin kişiliğinin yapılan hukuka aykırı saldırının neticesinde duymuş olduğu elem acı manevi zarara tekabül eder. Boşanmayı neden olmuş olan olayların manevi tazminat isteyen eşin kişilik haklarını ihlal edip etmediğinin belirlenmesi önem teşkil eder. Bu belirlenme ile birlikte manevi tazminata hükmedilmiş. Ancak bunun belirlenmesinde hâkimin son derece dikkatli olması gerekir. Ve ilgili durumların değerlendirilmesinin en doğru şekilde yapılmasıyla birlikte hakkaniyete uygun olarak tazminat belirlenir. Bu durumda her zaman için çok basit bir iş değildir. Bunun sebebi her olayın kişilerin kişilik yapılarında bırakmış olduğu izlenimi etkilerinin birbirinden çok büyük farklar göstermesidir. Aynı olaylar bazı çiftler ne evlilikleri ne hiçbir zarar vermez iken bazı çiftlerin ise evliliklerini sona erdirecek düzeyde etkili olmaktadır. Bununla birlikte bir eşin diğer eşe olan davranışının çok büyük bir etki yaratmasına rağmen bu eşin bu davranışı farklı bir insana aynı etkiyi yaratmamasına neden olabilir. Öyle ki insanlar aynı durumlarda farklı acılar duymaktadırlar. Olaylar insanlarda farklı duygular farklı acılar farklı izlenimler yaratabilmektedir. Bunlar evliliklerde de çok büyük etki yaratır. Çünkü evlilik içerisinde de çiftlerin kişilik yapısına bağlı olarak hassasiyetleri değişmektedir. Bu yüzden de boşanmaya neden olan durumların boşanan davacı konumunda yer alan eşin kişilik hakkına ihlal ettiğinde meydana gelen manevi tazminatın hesaplanmasında ortak ve standart değerlendirmelerin yapılabilmesi mevcut durumda oldukça zordur. Kişilik haklarının ihlal edilmesinin tespit edilmesinde boşanmaya neden olan durumun özelliği ve manevi tazminat talep eden eşin duyduğu Üzüntünün niteliği önemli bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Çünkü burada kötü niyetin de mevcut olması mümkün olabilir. Öyle ki eş ilgili durumu kendi lehine bir durum ortaya çıkarabilmek için kullanıyor ve farklı sonuçlar olduğunu iddia ediyor olabilir. Burada kendisinin kişilik hakkının zedelendiğini iddia etmiş olan eşin gerçekten de bir kişilik hakkının ihlal edilmesinin mevcut olmasının gerekliliği önem teşkil eder. 4721 sayılı yeni Türk medeni kanunu yürürlüğe girmesinden önceki eski kanundan farklı olarak kişilik hakkının ağır bir şekilde ihlal edilmesi şartına yer vermemiştir. Boşan bunu meydana gelmesiyle birlikte kusursuz ya da daha az kusurlu olan davacı konumunda yer alan eşin kişilik haklarının ağır bir şekilde zarar görüp görmediği ve bundan dolayı davacı konumunda yaralan eşin manevi zarar görmesi kusurlu konumda yer alan eşin sorumlu tutulmasından önce manevi zarar miktarının ne kadar olduğunun belirlenmesi ile ilgili bir durumdur. Burada boşanmaya neden olan eşin kusurlu durum teşkil eden davranışıyla manevi zarar görmüş olan tarafın uğramış olduğu manevi zarar arasında uygun bir illiyet bağının kurulmuş olması ile birlikte kusurlu tarafın sorumlu olduğundan bahsedebiliriz. Yani eski kan hükümlerinde mevcut olduğu gibi kişilik hakkı zedelenmiş olan eşin bu hakkının ağır bir şekilde ihlal edilmesinin gerekliliğine ihtiyaç yoktur. Bu gerekli eski kanunda ihtiyaç duyulmaktadır.

Boşanma davası ile evliliğin sona erdirmesinde manevi tazminata hükmedilmesinin mümkün olabilmesi için bazı koşulların mevcut olması gerektiğinden bahsettik. Bu koşullardan ilk olarak tarafların boşanmış olması gerekliliğini yer verdik. Bir diğer koşul ise manevi tazminat talep eden eşin kişilik hakkının boşanma sonucunda ihlal edilmesinin gerekli olduğu şartı idi. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer şart ise davalı konumunda yer olan eşin boşanmada kusurlu nitelikte olmasına gerekliliğidir. Boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte kişilik hakkı ihlal edilmiş olan eşin karşı taraftan manevi tazminat talebinde bulunması mümkün olabilmesi için boşanmaya neden olan eşin kusurlu bir nitelikte olması gerekir. Öyle ki boşanmadın manevi tazminat talep eden taraf kendisi kusurlu ve manevi tazminat talep ettiği eş kusursuz ise böyle bir tazminatın söz konusu olmasından bahsedemeyiz. Tazminat ödeyecek tarafın bu tazminat ödeyebilmesi için bir kusurun olması önem teşkil eder. Burada mevcut olan kusurdan maksat boşanmaya neden olacak nitelikteki bir kusurun mecburiyetidir. Öyle ki kanlı kümlerini düzenlenmiş olan kusuru dayalı boşanma nedenlerinin meydana gelmesiyle birlikte boşanan eşin kişilik haklarının ihlal edilmiş olması gereklilik arz eder. Akıl hastalığı ya da eşlerin karakterlerinin birbiriyle uyuşmamasından dolayı evlilik birliğinin sarsılmış olması nedenine dayanılacak bir şekilde boşanma davasının söz konusu olması halinde bir manevi tazminatın söz konusu olduğu gibi bir durumu mevcut olduğundan bahsedemeyiz. Eşlerin karakterlerinin uyuşmaması bir manevi tazminata yol açmaz. Burada karşıt karakterlerin bir arada bulunmasından kaynaklı olarak meydana gelen durumlar tazminatı gerektirmez. Çünkü bu bir haksız fiil meydana getirmemektedir.

Boşanma da manevi tazminat talebinin istenmesine mümkün olabilmesi için gerekli olan bazı koşulların sağlanması gerektiğinden bahsettik. Burada ilk olarak manevi tazminata bildirmesini mümkün olabilmesi için gerekli olan koşulu tarafların boşanmış olmasının gerekli olduğunu söyledik. Boşanma da manevi tazminat talep edilmesi mümkün olabilmesi için gerekli olan diğer şart manevi tazminat talep eden eşin kişilik hakkı boşanma neticesinde ihlal edilmiş olmasının gerekliliği idi. Boşanma da manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olabilmesi için gerekli olan bir diğer şart ise davalı eşin boşanmada Kusurlu olmasaydı. Burada onlarla ilgili olarak açıklamalarda bulunduk. Burada manevi tazminat talep edilmesi mümkün olabilmesi için gerekli olan bir diğer şart olan uğranılmış olan manevi zararlar ile boşanmayı neden olan kusurlu eşin davranışı arasında uygun bir illiyet bağının olmasının gerekliliği şartından bahsedebiliriz. Davacı konumunda yer alan işin kişilik haklarının zarar verdiğini iddia ettiği ve boşanmaya neden olan eşin kusurlu nitelikteki davranışı manevi zararın uygun bir sonucunu oluşturması gerekir. Öyle ki manevi zarar eşin davranışı sonucunda oluşmalıdır. Eğer boşuna davacı konumunda ki eşin uğramış olduğu manevi zarar ile boşanma olayı arasında uygun da illiyet bağını mevcudiyet söz konusu değilse bu durumda boşuna davalı konumundaki eşin manevi tazminat ödemesine gerek yoktur. Durum şudur ki gerçekten de manevi tazminat talebinde bulunan eşin kişilik hakları zedelenmiş olabilir. Ancak eşiniz ilgilenmiş olan bu kişilik hakka karşı tarafın davranışları neticesinde gerçekleşmedi ise burada uygun bir illiyet bağının söz konusu olduğundan bahsedemeyiz. Çünkü diğer işin davranışı mevcut kişilik ihlaline meydana getirmemiştir. Ve onun davranış sonucunda böyle bir zarar doğmamıştır.

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma davasını nasıl açılacağı boşanmak isteyen ve evlilik süreci içerisinde bulunmuş olan eşler bakımından önem teşkil etmektedir. Boşanma davası açılmasına mümkün olabilmesi için boşanma talebi olan bir dava dilekçesinde mevcut olması gerekir. Bu boşanma talepli dava dilekçesinin adliye içerisinde tevzi bürosuna verilmesi ile boşanma davası açılması işlemine başlanır.  Tevzi bürosuna gerekli olan harç ve giderlerin ödenmesi gerekir. Tevzi bürosuna verilecek olan dava dilekçesi tam ve eksiksiz, hukuka uygun bir şekilde yazılması gerekir. Bununla birlikte dava dilekçesi içerisinde belirtilmiş olan durumları ispatlayacak nitelikte delillerin de dilekçe içerisinde yer alması gereklidir.

Boşanma davası açmak ve İzmir’de boşanma davaları için avukattan hukuki danışmanlık almak için Avukat İdil Su Aydın ile iletişime geçerek tüm boşanma davası açma süreçleri hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

2 thoughts on “Boşanma Davası Nasıl Açılır?

  1. Gökhan Reply

    Boşanma davası açmak istiyorum. Yeriniz İzmir’de sanırım. Ben de İzmir’de yaşıyorum. Boşanma davası açmak için bana yardımcı olur musunuz?

    • Avukat Post authorReply

      Merhaba Gökhan Bey, 05370388208 nolu telefondan arayarak boşanma davası açmak için detaylı bilgi alabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir