Anlaşmalı Boşanma Davası

Anlaşmalı Boşanma Davası

Boşanma Nedir?

Boşanma ile ilgili hükümler 4721 sayılı Türk medeni kanunumuz içerisinde yer almaktadır. Anlaşmalı boşanma davası hükümleri de yine aynı kanun içerisinde düzenlenmiştir. Hükümlere göre boşanma eşlerden birinin ölümü gaipliği evlenmeyi hükümsüzlük gibi evliliğin sona ermesini sağlayan sebeplerin mevcudiyeti halinde ortaya çıkmaktadır. Hukukumuzda boşanma eşlerin hayatlarını devam ettirirken kanın içerisinde düzenlenmiş olan bir sebebe dayanılmak suretiyle eşlerden birinin açmış olduğu dava sonucunda sürmekte olan evlilik birliğinin sona ermesinin sağlanmasıdır.

Boşanma kavramı sosyal anlamda bir önem teşkil eder. Hayatın içerisinde bulunan bu kavram kişiler arasında önem teşkil ederken hukuki anlamda da yer bulmaktadır. Boşanmanın mevcut olan tüm tarihler boyunca kabul edilmiş bir kavram olduğunu söylemek mümkün değildir. Bazı farklı hukuk sistemleri içerisinde boşanma ile ilgili olarak farklı görüşlerin mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki bu görüşler içerisinde boşanmayı kabul eden görüşlerin ve boşanmayı kabul etmeyen görüşlerin yer bulduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle boşanmayı kabul etmeyen görüşleri ile ilgili olarak bazı durumlardan bahsedebiliriz. Boşanmayı kabul etmeyen görüş içerisinde kilise hukukunun mevcudiyeti söz konusudur. Bu görüşe göre evlilik birliğine sahip olan eşlerin ölüme dek bir arada kalması durumu yer almaktadır. Öyle ki tanrı tarafından birleştirilmiş olan eşlerin sadece tanrının isteği ile ayrılması mümkündür. Katolik kilisesi eşlerin ayrılmalarının sadece ölümle sağlanacağı ile ilgili olan bu görüşü benimsemiştir. Bu görüşün ne kadar sağlıklı olduğu tartışmalıdır. Öyle ki kendi irade beyanları ile ayrılmak isteyen iki eşin ayrılmasının mümkün olmaması daha büyük problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Birbiriyle anlaşamayan, evlilik birliğini sürdürmeleri mümkün olmayan veya bir arada bulunmak istemeyen birçok sebeple ayrılmak niyetinde olan çiftlerin ayrılmasının engellenmesi hem kişilerin irade haklarına hem de toplum yararına zarar verdiği söylenebilir. Burada bir diğer görüş olan boşanmanın serbest olduğuna dair görüşten bahsetmek de mümkündür. Boşanmayı serbest kılan bu görüşe göre evlilik birliğini sürdürülmekte olan eşler diledikleri zaman karşılıklı olarak yapmış oldukları anlaşma ile boşanma imkânına sahiptirler. Yani evlilik birliğini sürdüren bu işler ortak bir karar da anlaştıkları takdirde evlilik birliklerini şuna erdirme hakkına sahiptirler. Boşanmayı serbest kılan bu görüş tarih içerisinde toplumlar değil mi hukuk sistemleri içerisinde uygulama bulmuştur. Evliliğin oluşmasını sağlayan karşılıklı irade beyanları evliliğin sona ermesi içerisinde de serbest bir iradenin etkili kılınması şartıyla Bu durumda önem teşkil etmektedir. Mevcut olan bir görüş evlilik birliğini sürdüren kişilerin karşılıklı bir anlaşmaya varmaları ya da bir işin tek taraflı boşanma ile ilgili olarak iradesini ortaya koyması ile evliliğe dair birliğin sona ermesine imkân vermektedir.

İzmir anlaşmalı boşanma davası için hukuk büromuza başvuru yaparak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Bizim hukukumuz içerisinde boşanmanın mümkün olması ise boşanmadan sebebe dayalı olarak hâkim kararı ile sağlanır. Hukukumuzda boşanmayı yasaklayan ya da tamamen serbest kılan görüşlerin ortak paydada buluştuğunu söylemek mümkündür. Öyle ki evlilik birliği ile bir araya gelen iki kişinin ömür boyunca bu birlikteliği devam ettirmesini beklemek mümkün değildir. Bunun yanı sıra evlilik birliğini sürdüren iki kişinin keyfi bir neden ile bu birlikteliği istedikleri zaman sona erdirmesi de sağlıklı olmaz. Evlilik Birliği’nin hem keyfi bir şekilde sona erdirilememesi hem de gerektiğinde sona vermesinin sağlanması için kanun içerisinde düzenlenmiş olan sebeplerin mevcudiyeti halinde hâkim tarafından boşanmaya hükmedilmesi hukukumuzda yer bulmuştur. Kanunumuz içerisinde yazılı olmayan bir sebebi dayanılmak suretiyle hâkim tarafından boşanmaya karar verilmesi mümkün olmayacaktır. Boşanma ile ilgili olarak hükümlere yer veren Türk medeni kanunu içerisinde bu görüş benimsenmiş ve boşanmanın sebeplerine yer verilmiştir.

Boşanma ile İlgili Hükümler Nelerdir?

Boşanma ile ilgili hükümlere 4721 sayılı Türk medeni kanunun ikinci bölümünün boşanma başlığı altındaki düzenlemelere yer verilmiştir. Kanun hükümleri içerisinde ilk olarak boşanma sebeplerine yer verilmiştir.

Kanunda sayılmış olan boşanma sebeplerine zina, hayata kast peki kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı, evlilik Birliği’nin sarsılması başlıklarıyla altı kavram altında yer verilmiştir.

Boşanmanın sebepleri ile ilgili olan kavramlardan ilk olarak zinadan bahsetmek mümkündür. Kanun hükmüne göre evlilik birliğini sürdüren eşlerden biri zina ederse bir diğer eş boşanma davası açma yoluna gidebilir. Boşanma davası açmaya hakkı olan eşin dava hakkının düşmesi mümkündür. Öyle ki bu davayı açma hakkı olan eşin boşanma sebebi ne öğrenmesi itibari ile altı ayın geçmesi ve her halükarda zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesi ile eşin dava hakkı düşer. Burada bahsedilmesi gereken en önemli durum ise affeden tarafın dava hakkının olmadığıdır. Öyle ki eş diğer eşi zina eylemi sebebiyle affetmiş ise affından sonra zina davası açma hakkına sahip olmaz. Zina sebebiyle boşanma davasının uygulama içerisinde en çok yer bulan dava türü olduğu söylenebilir. Zina kelimesi evlilik birliği içerisinde bulan eşlerden birinin eşi haricinde karşı cinsten biri ile cinsel bir ilişki içerisinde bulunmasıdır. Öyle ki bu eylem evlilik birliğini sürdüren eşin Bir diğer eşi aldatması kavramına karşılık gelir.  Güncel bir Yargıtay kararının zina eylemi ile ilgili olan kararından bahsetmek mümkündür. Bu kararda mahkeme tarafından davacı konumunda yer alan erkeğin zina sebebine dayalı olarak açılmış olan dava söz konusudur. Yapılmış olan yargılama sonucunda davanın boşanma sebebi içerisinde yer alan Türk medeni kanunun 161. maddesindeki zina eğilimine dayalı olarak açılmış olduğuna yer verilmiştir. Toplanan deliller içerisinde davalı konumundaki kişinin eyleminin zina eylemi olmadığına dair karar verilmiştir. Boşanma ile ilgili durumun şiddetli geçimsizlik sebebi oluşturması gerekçesiyle davanın boşanma sebeplerine yer veren bir diğer hüküm uyarınca kabul edilmesi durumu söz konusu olmuştur. Böylece boşanmaya karar verilmiştir. İlgili hüküm davacı konumundaki erkek tarafından davanın zina sebebine dayalı olarak kabul edilmemesinin sonucunda temyiz edilmiştir. Dosya üzerinde yeniden bir inceleme yapılmıştır. Davacı konumundaki erkeğin 4721 sayılı Türk medeni kanunun 161. maddesinde yer alan zina boşanma sebebine dayalı olarak boşanma davası açmış oldu anlaşılmaktadır. Davacı erkeğin dava dilekçesi içerisinde konu bölümünde mi içeriğinde bunu açık bir şekilde yazmış olduğu duruşmalar içerisinde tekrar etmesi durumu söz konusudur. Buna göre mevcut dava 4721 sayılı Türk medeni kanunun 161. maddesinde yer alan zina sebebiyle açılmış olan boşanma davasını oluşturmaktadır. Fakat mahkeme tarafından verilmiş olan hükmün gerekçesi içerisinde davanın Türk medeni kanunun 161 ve 166. maddesi İlgili olarak açılmış olduğuna dair saptamada bulunulmuştur. Mahkemenin vermiş olduğu hüküm kısmı içerisinde ise Türk medeni kanunun 166. maddesine dayalı olarak açılmış olan dava hakkında kabule karar kılınmıştır. Davacı konumunda ki eşin Türk medeni kanunun 166. maddesine dayalı bir şekilde açmış olduğu boşanma davasını mevcudiyeti söz konusu değildir. Dava 4721 sayılı Türk medeni kanunun 161. maddesine dayalı olan zina sebebiyle açılmıştır. Zina sebebiyle açılmış olan bir boşanma davasını mevcudiyeti söz konusu olduğuna göre mahkeme tarafından yapılacak olan iş Türk medeni kanunu 161. maddesi içerisinde yer alan zina sebebiyle açılan dava ile ilgili olarak olumlu veya olumsuz bir karar kılmaktır. Böyle bir durumda mahkeme tarafından ilgili davanın 4721 sayılı Türk medeni kanunun 166. maddesine dayalı bir şekilde açılmış olduğu yönündeki saptama ve bununla ilgili olarak hüküm kurması doğru olmamaktadır. Davacı konumundaki erkeğin 4721 sayılı Türk medeni kanunun 161. maddesinde yer alan zina sebebiyle açılmış olan boşanma davası ile ilgili olarak olumlu veya olumsuz hüküm kurulmamasının hatalı olması sebebiyle bozma gerekmiştir. Bu durum ilk inceleme esnasında gözden kaçırılmış olması sebebiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir. Böyle bir halde davacı konumundaki erkeğin karar düzeltme isteğinin açıklanmış olan sebepler ile kabul edilmesine dair karar verilmiştir.

Anlaşmalı boşanma davası İzmir’de Avukat İdil Su Aydın tarafından yürütülen davalar arasındadır.

Güncel bir diğer Yargıtay kararının zina ile ilgili olarak bulunduğu açıklamalara yer vermek mümkündür. Davada taraflar arasında mevcut olan davanın yapılmış olan muhakeme sonucunda verilmiş olan hüküm davacı kurumundaki kadın tarafından zina sebebine dayalı olarak açmış olduğu davaya kabul kararı verilmemesi nafaka ve tazminat miktarı ile ilgili olarak temyiz edilmekle birlikte gereği düşünülmüştür. Dosya içerisindeki yazılara kararın dayanmış oldu deliller ile birlikte kanuna uygun nedenlerimi özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlığı görünmemesine göre, davacı konumundaki kadının bahsedeceğimiz durum dışındaki temyiz itirazlarının yersiz olduğuna dair karar kılınmıştır. Dava içerisinde davacı konumundaki kadın ilk olarak zina sebebine dayalı olarak boşanma davası açmıştır. Bununla birlikte mevcut olmadığı takdirde evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına sebebine dayalı olarak da boşanma davası açmıştır. Zina mutlak bir boşanma sebebin oluşturur. Zina eyleminin gerçekleşmesi durumunda boşanma sebebi gerçekleşmiş sayılır. Zinanın söz konusu olmadığı halde evlilik Birliği’nin sarsılması hukuku sebebine dayanılmış ise zinanın kişiler tarafından ispatlanıyor olmuş olması durumunda bu nedenle boşanma kararının verilmesi gerekli olur. Böyle bir duruma mevcudiyeti halinde genel boşanma nedeninin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair durum göz önünde bulundurulmaz. Bunun ile ilgili olarak ayriyeten bir hüküm oluşturması da gerekli olmaz. İlgili mahkeme içerisinde yerel mahkeme Zina boşanma sebebine dayalı olarak davanın hak düşürücü süre sebebiyle reddine dair karar kılmıştır. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına hukuku sebebine dayalı olarak boşanma davasının kabulü ve tarafların boşanmaların ile ilgili olarak bir hüküm kurulması söz konusu olmuştur. Hüküm ile ilgili olarak davacı konumunda yer alan kadın nafaka ve tazminat miktarları ile nafakalarla ilgili yıllık artış var onu hükmünün kurulmamış olması ve zinaya dayalı boşanma sebebi için davanın reddine karar verilmesi önlerinde istinafa başvurmuştur. Hukuk dairesi tarafından kadın yararına hükmü alınmış olan tazminat miktarının artırılmasına ve nafaka hakkında artış hükmün kurulmasına dair bir karar kılınmıştır. Zina boşanma sebebi ne dayalı olan dava içerisinde hak düşürücü süre dolduğunun söz konusu olamayacağı ve erkeğin zina eğiliminde bulunmuş olmasının belirtilmesi ile zina sebebiyle boşanma talebinin konusunun mevcut olmadığı gerekçesi ile esas hakkında hüküm verilmesine dair yer olmadığı kararı kılınmıştır. Davacı konumunda yer alan kadın boşanma hükmün sonucunu istinaf etmemiştir. Bununla birlikte bu hükme dayalı olarak hukuku sebebi istinaf konusu yapmıştır. Hukuk dairesi tarafından sınıf konusu yapılmış olan zina eyleminin gerçekleştiğine dair gerekçe kısmı belirtilmiş olmasına rağmen verilmiş olan kararın hüküm kısmı içerisinde boşanmanın hukuki sebebinin zina ile ilgili olup olmadığına dair bir saptama hükmü kurulmamıştır. Bu da bozmayı gerektirmiştir.

Evlilik birliğini sürdüren eşlerden birisi hem zina sebebini hem de genel boşanma sebebine dayalı olmak şartıyla boşanma davası açması mümkündür. Böyle bir durumda her iki sebebe dayalı olaraktan açılmış olan çekişmeli boşanma davası içerisinde zina sebebiyle davanın süresi içerisinde açılmaması sebebiyle reddedilmiş olması durumunda zinanın ispatlanabiliyor olması halinde hâkim süre sebebiyle zinaya dayanmayabilir. Buna rağmen genel boşanma sebebi ile boşanmaya dair karar kılabilir.

İzmir anlaşmalı boşanma için boşanma davalarına bakan avukatlık büromuzla irtibata geçebilirsiniz.

Boşanma sebepleri içerisinden 4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde yer verilenlerden bir diğeri hayata kast pek kötü veya onur kırıcı davranıştır. Evlilik birliğini sürdüren eşlerden her biri bir diğeri tarafından kendi hayatına kast edilmiş olması ya da kendisine dair pek kötü davranışta bulunulması halinde veyahut ağır derecede onur kırıcı bir davranışın söz konusu olması halinde bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılması mümkündür. Dava ya hakkı olan eşin ilgili boşanma sebebi ne öğrenmiş olduğu tarihten başlayarak altı ay ve her halükarda ilgili sebebin doğumun üzerinden beş yılın geçmesi üzerine dava hakkı düşer. Bununla birlikte boşanma sebeplerinden zina sebebiyle boşanma sebebinde olduğu gibi affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Burada hayatı kastı bir eşin diğer eşin yaşama hakkına İhlal getirebilecek bir davranışta bulunması olarak tanımlayabiliriz. Evlilik birliğini sürdürmekte olan eşlerden birinin diğerine karşı hayata kast elinde bulunması Kendisine karşı hayatı kas eylemi bulunulmuş olan eşin yaralanması şart değildir. Burada önemli olan kasıtlı bir hareketin ve öldürme iradesinin mevcudiyetinin söz konusu olmasıdır. Kanun hükmü içerisinde yer almış olan pek kötü muameleyi de tanımlamak mümkündür. Bu kavram evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin diğerine eziyet veren acı çektiren bedeni ve ruhsal sağlığına zarar veren davranışlarına karşılık gelir. Pek kötü muamelenin ne olduğuna dair saptama hâkim tarafından yapılacaktır. Yani hâkimin mevcut olayın özelliklerine göre kötü muameleye dair saptamada bulunması takdir yetkisi içerisindedir. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer kavram onur kırıcı davranıştır. Hüküm içerisinde yer alan onur kırıcı davranış evlilik birliğini sürdüren eşlerden birinin diğer eşi toplum içerisinde aşağılaması küçük düşürme hakaret etme gibi davranışlarda bulunması anlamına gelir. Bu kavramı boşanma sebebi olarak kabul edilmesinin mümkün olabilmesi için ağır derecede onur kırıcı bir davranışın söz konusu olması gerekir.

4721 sayılı Türk medeni kanunun boşanma sebepleri başlığı altında sayılmış olan sebeplerden bahsedilmesi gereken bir diğeri suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmedir. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler ya da haysiyetsiz bir hayat sürer ise ve bu nedenlerden dolayı onun ile birlikte yaşaması evlilik birliği içerisinde bulunan bir diğer eş tarafından beklenilmesi mümkün olmaz ise bu iş her zaman boşanma davası açma hakkına sahiptir. Öyle ki küçük düşürücü suç olarak toplum içerisinde kişiyi utandıran yüz kızartan Ve aşağılayan bir suçtan bahsedebiliriz. Bunlara örnek olarak ise hırsızlık rüşvet dolandırıcılık gibi suçları verebiliriz. Bir suçun yüz kızartıcı bir suç olup olmadığı ile ilgili olarak tespit hâkim tarafından yapılacaktır. Eğer suç yüz kızartıcı küçük düşürücü ise ve bu mevcut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilmiş ise bu suçun yüz kızartıcı ve küçük düşürücü bir suç olduğunu söylemek mümkün olur. Öyle ki mevcut Yargıtay kararları içerisinde cinsel taciz suçunun küçük düşürücü bir suç olduğuna dair yer verilmiştir. İlgili kararın içerisinde yer alan mevcut olaya göre hâkim cinsel taciz olayını küçük düşürücü bir suç olarak takdir etmiştir.

Bahsetmiş olduğumuz boşanma sebebinin Bir diğeri haysiyetsiz hayat sürmedir. Haysiyetsiz hayat sürme toplum tarafından kabul edilmiş namus şeref ve itibar değerlerine ihlal getiren bir yaşam tarzının benimsenmiş olması ve buna göre yaşamın devam ettirilmesidir. Mevcut olan bu yaşam tarzının sürekli bir şekilde devam etmesi ve bir yaşam tarzı niteliği taşıması gerekir. Haysiyetsiz yaşam tarzına ayyaşlık kumarbazlık genelev İşletmeciliği gibi durumların mevcudiyeti ile yaşamını sürdürmeyi Örnek olarak vermek mümkündür. Küçük düşürücü suç işleme ya da haysiyetsiz hayat sürme sebeplerine bağlı olarak boşanma davasını açılması Her zaman mümkündür. Öyle ki yukarıda bahsetmiş olduğumuz zina sebebi gibi küçük düşürücü suç işlenmesi ya da haysiyetsiz hayat sürme sebebinde eşlerden birinin bir diğerini affetmiş olması bu sebebe dayanarak boşanma davası açılmasını engellemez. Eşinin küçük düşürücü suç işlediğini ya da haysiyetsiz hayat sürdüğünü öğrenmiş olan diğer eş bu durumu affetmiş olsa dahi ileride bu sebebe dayanarak boşanma davası açma hakkına sahiptir. Burada affetmiş olması eşin boşanma davası açma hakkını düşürmez.

4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde sayılmış onun boşanma sebeplerinden bir diğeri terktir. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden biri evlilik birliğinden meydana gelen sorumluluklarını yerine getirmemek amacıyla bir diğerini terk etmiş olduğu takdirde ayrılık eğer en az altı ay sürmüş ve mevcut olan bu durum devam etmiş ve talep üzerine hâkim ya da noter tarafından yapılmış olan ihtar sonuçsuz kalmış ise terk edilmiş olan eş boşanma davası açma hakkına sahiptir. Bununla birlikte evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden biri haklı bir sebebe dayanmadan ortak konuta dönme diye takdirde bu ayrılık yine en az altı ay sürmüş oldu ve durum devam ettiği ve yapılmış olan talep dâhilinde hâkim ya da noter tarafından yapılmış olan ihtar sonuçsuz kalmış ise terk edilmiş olan eş boşanma davası açma hakkına sahiptir. Burada terk etmeden bahsetmenin mümkün olabilmesi için eşlerden birinin evlilik birliğinden meydana gelen yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla bir diğerine terk etmesi gerekir. Bununla birlikte kanun hükümlerinde yer verilmiş olan bir diğer olasılık evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin haklı bir nedene dayanmadan ortak konuta dönmemiş olması gerekir. Kanun hükümleri içerisinde sayılmış şahıslardan biri ayrılığın en az altı ay sürmüş olmasıdır. Tarihten bahsetmek için ayrılığın en az Altay sürmüş olması gerekir. Bu durumun devam etmekte olması yine kanun hükümlerinde yer verilmektedir. Terk edilmiş olan eşin talebi üzerine hâkim ya da noter tarafından yapılmış olan ihtarın da sonuçsuz bir nitelik taşıması gerekir. Eğer bu şarkıların hepsi karşılanıyor ise terk edilmiş olan eş terk boşanma sebebine dayanarak boşanma davası açma hakkına sahiptir. Burada belirtilmesi gerekir ki eğer eşlerden biri bir diğerini Ortak konutu terk etmeye zorluyor ya da haklı bir nedene dayanmaksızın ortak konuta dönmesini engelliyor ise bunu yapan eş terk etmiş sayılır.

Anlaşmalı boşanma İzmir için bizi arayarak veya sitemiz üzerinden form doldurarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Davayı hakkı olan eşin talebi üzerine hâkim ya da noter esasına incelemeden yapacak olduğu ihtar içerisinde terk eden eşe iki ay içerisinde ortak konuta dönmesi gerektiğini bununla birlikte eğer eşin dönmemesi durumunda doğacak olan sonuçlar hakkında uyarıda bulunduğunu belirtir. Bahsetmiş olduğumuz bu ihtar gerektiği takdirde ilan yoluyla yapılır. Fakat boşanma davası açmanın mümkün olması için belirli bir sürenin dördüncü ayı bitmediği takdirde ihtar talebinde bulunulması mümkün olmaz. Ayrıca ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılması mümkün değildir.

4721 sayılı Türk medeni kanunun boşanmanın sebeplerini düzenleyen hükümler içerisinde yer verilmiş olan hükümlerden bir diğeri akıl hastalığıdır. Evlilik birliği içerisinde bunun eşlerden birinin akıl hastalığı taşıması durumu söz konusu olursa Ve bununla birlikte bu sebepten dolayı ortak hayatın evlilik birliğini sürdüren eşlerden bir diğeri tarafından çekilmez duruma gelir ise akıl hastalığını taşıyan eşin bu hastalıktan kurtulmasının imkânsız olduğu resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiş olması koşuluyla diğer eş boşanma davası açabilir. Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davasının dinlenmesini mümkün olabilmesi için bu okul hastalığının evlilik birliğini sürdüren eşlerin evlilik süreleri içerisinde meydana gelmiş olması gereklidir. Bu kişilerin evlenmesinden önce eşlerden birinin akıl hastalığına yakalanmış olunması durumu söz konusu olursa Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yer verilmiş olan mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali için dava açılması mümkündür. Evlilik birliğini sürdüren eşlerden birinin evlilik süresi içerisinde yakalanmış olduğu akıl hastalığının resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenmiş olması ve bu akıl hastalığının evlilik ilişkisinin devam etmesine hastalığı taşımayan eş tarafından beklenmesi mümkün olmayacak derecede etkilemiş olması gerekir. Akıl hastalığı sebebiyle genel boşanma sebeplerine dayanılması suretiyle boşanma davasının açılması mümkün değildir. Akıl hastalığına sahip olan eşin hastalığı nedeniyle yapmış olduğu ve ortak yaşamı çekilmez dereceye getiren kusurlu hareketler bilerek yapılmadığı için kusuru olarak görülemez. Böyle bir durumun mevcut olması sebebiyle akıl hastalığı nedenin ne dayanılarak açılacak boşanma davası ancak mutlak boşanma sebeplerini dayanılması suretiyle açılabilir. Akıl hastalığı sebebine dayanılarak boşanma davasının açılması her zaman mümkündür. Bunun için herhangi bir hak düşürücü sürenin mevcudiyeti söz konusu değildir.

4721 sayılı Türk medeni kanunun boşanma sebeplerini yer veren hükümlerinden bir diğer boşanma sebebi evlilik Birliğinin sarsılmasıdır. Evli bulunan kişilerin evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmelerinin bu kişilerden beklenmesi mümkün olmayacak derecede temelinden sarsılmış olması durumunda eşlerden her birinin boşanma davası açması mümkündür. Böyle bir durumun mevcut olması halinde davacı konumundaki kişinin kusuru daha ağır ise davalı konumundaki kişinin açılmış olan davaya itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte yapılmış olan bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyor ve evlilik Birliği’nin devam etmesinde davalı konumunda kişi ve çocuklar bakımından korunmaya değer yarar söz konusu değil ise boşanmaya karar verilmesi mümkündür.  Kanun hükümleri içerisinde evlilik Birliği’nin sarsılmasına neden olan bazı olaylar zina hayata kast terk pek kötü davranış gibi sebepler özel boşanma sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özel boşanma sebeplerine dayanılması sureti ile dava açılmasına mümkün olabilmesi için kanun aramış olduğu şartların gerçekleşmiş olmasına İhtiyaç duyulur. Evliliğin yürümesini sağlayan birçok sebep olduğu gibi eşlerin evliliği sürdürmesinin mümkün olmamasını sağlayacak birçok neden mevcuttur. Evlilik birliğinin sona erdirilmesinin istenmesine neden olan bu sebeplerin hepsine Kanun hükümleri arasında yer verilmesi mümkün değildir. Bu yüzden boşanma davaları içerisinde boşanmanın genel sebebi olan evlilik Birliği’nin temelinden sarsılması sebebine dayanılması mümkündür. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına genel bir boşanma sebebidir. Genel boşanma sebebi özel boşanma sebeplerinin istisnası konumundadır. Boşanma nedenleri kanun içerisinde mutlak boşanma nedenleri nisbi boşanma nedenleri olarak sınıflandırılmıştır. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılması kanunu içerisinde yer verilmiş olan bir nispi boşanma sebebidir. Öyle ki boşanma sebebi olarak ileri sürülmüş olan ve evliliği temelinden sarsan olayın mevcut olduğunun kanıtlanmış olması hâkimin evlilik birliğinin sona erdirmesi için yeterli değildir. Yani bu durum İle birlikte ortak hayatın sürdürülmesinin eşler tarafından beklenilmesi mümkün olmaması gerekir. Böyle bir durumun saptanmasında hâkimin takdir yetkisi yer alacaktır. Şunu belirtmek gerekir ki eğer mutlak bir boşanma sebebinin mevcudiyeti söz konusuysa buna dayanılarak bir boşanma davası ileri sürülmüşse bu durumun ispat edilmiş olması ile birlikte boşanma kararının verilmesi için yeterli olur. Burada yukarıda bahsettiğimiz gibi mutlak bir boşanma sebebine dayanılması suretiyle açılmış olan boşanma davası içerisinde ortak hayatın sürdürülmesinin eşler tarafından beklenilemeyeceği kabul görmüştür. Bunu örnek olarak mutfak bir boşanma sebebi olan akıl hastalığından bahsedebiliriz. Eğer evlilik Birliği’nin sürdürülmesine engel niteliği taşıyan bir akıl hastalığının mevcudiyeti söz konusuysa ve bu durumun ispatlanması boşanma kararının verilmesi için yeterlilik teşkil eder. Hâkimin ayriyeten evlilik birliğini sürdüren eşler arasında ortak hayatın sürdürüp sürdüremeyeceği ile ilgili olarak takdir yetkisi kullanamaz. Mutlak boşanma sebebinin ispat edilmesi ile birlikte hâkim boşanma kararını verir. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına dayanılmış olarak açılmış olan bir boşanma davası içerisinde boşanmaya neden olarak gösterilmiş olan olayın ispat edilmesinin yanı sıra evlilik birliğini sürdüren eşlerin ortak hayatı sürdürüp sürdürmeyeceklerine dair hâkimin takdir yetkisi bulunmaktadır. Hâkim bu kararını verirken ise 4721 sayılı Türk medeni kanun hükümleri içerisinde yer alan duruma göre Yargıtay kararlarından ve bilimsel görüşlerden yardım alır. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılması ile ilgili olarak kanuni hükümler içerisinde düzenlenen durumlara göre boşanma kararının verilmesinin mümkün olabilmesi için boşanma davası içerisinde sebep gösterilen olayın evlilik Birliğini temelinden sarsılmış olmasına Öncelikle yer verilmiştir. Her kişi kendine özel olduğu gibi her evlilikte kendini özel ve birbirlerinden farklıdır. Bu yüzden kişilerin evlilik birliği ile beklentilerinin ne olduğu her evliliğe göre farklılık teşkil eder. Evlilik birliği ile bir araya gelmiş olan eşlerin evlilikten maddi ve manevi olarak beklentileri evliliğe karşı bakış açılarının farklılaşması da mümkündür. Bu durumda evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına neden olacak nitelikte farklılıkların mevcut olması da mümkündür. Bu farklılıkların neler olduğuna dair kesin bir hüküm ve mutlak bir kanıda bulunmak mümkün değildir. Öyle ki kanun koyucu evliliğin temelinden sarsılmasına nehir olan olayların ne olduğuna dair bir düzenleme yapmamıştır. Burada şunun belirtilmesi Gerekir ki eşler arasında olan küçük çapta anlaşmazlıklar kişilerin birbirinden farklı olması sebebiyle olağan karşılandığı için bu küçük problemler geçici nitelik taşıyorlarsa karar içerisinde esas teşkil etmezler. Hâkim mevcut olayın niteliğine göre eşlerin durumunu ve çocukların menfaatine gözetmek suretiyle Yargıtay’ın ilke haline gelmiş olan kararlarından yardım alarak dava için sebep olarak gösterilmiş durumun evliliğin temelini sarsacak nitelikte olup olmadığına dair karar kılar. Uygulama içerisinde sıkça rastlanan bazı boşanma sebeplerinin mevcudiyeti söz konusudur. Bunlara fiziksel şiddet sevgisizlik ilgisizlik ekonomik problemler eşlerin aileyle yaşanmış olan sıkıntılar ve farklı bakış açılarının mevcudiyeti olarak örnek verilebilir.

İzmir anlaşmalı boşanma avukatı İdil Su Aydın’dan bilgi ve randevu almak için iletişime geçebilirsiniz.

Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına ile ilgili olarak düzenlenmiş hükümler içerisinde boşanma kararını verilmesinin mümkün olabilmesi için kanın aramış oldu ikinci şart evlilik birliğini sarsan durum sebebiyle evlilik birliği içerisindeki eşlerden biri ya da her ikisi için artık ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olmasının gerekli olduğudur. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına nispi bir boşanma sebebi olduğu için evlilik birliğini sarsılmış olan olayın mevcudiyeti boşanma kararının verilmesinin mümkün olabilmesi için yeterlilik teşkil etmez. Evlilik Birliği’nin sarsılmasına neden olan olayın mevcudiyetinin yanı sıra ortak hayatın sürdürülmesinin eşler tarafından beklenmesinin mümkün olamayacak bir durumun varlığı da gereklidir. Bunun ile ilgili olarak hâkimin geniş takdir yetkisi vardır. Eşler arasında mevcut olan geçimsizliğin ortak hayatı sürdürmesinin imkânsız bir hale dönüştürüp dönüştürmediğine dair evliliğin devam etmesinin eşlere ve çocuklara faydalı olup olmadığı durumunda ve eşlerin evlilik birliği içerisinden kopup korkmadıkları ile ilgili olarak hâkimin kanaati önem teşkil eder. Şiddetli geçimsizlik sebebine dayanılarak eş ile ortak hayatın çekilmez hale geldiğine inanmakta olan her eş genel boşanma sebebine dayanmak suretiyle boşanma davası açma hakkına sahiptir. Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına ile ilgili olan kanun hükümlerinde davacı konumundaki kişinin kusurun daha ağır nitelikte olması halinde davalı konumundaki kişinin açılan davaya itiraz etme hakkının bulunduğuna yer verilmektedir. Öyle ki evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına dayanılarak açılan boşanma davası içerisinde davacının kusursuz olması gerekli değildir. Yani davacı kusursuz olmasa bile evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına dayanarak boşanma davası açabilir. Bununla birlikte davacı konumundaki kişi eğer ağır kusurlu ise boşanma kararının verilmesinin mümkün olabilmesi için davalı konumundaki kişinin kusurun mevcut olması ve bunun saptanması gereklidir. Davalı konumundaki kişinin tamamen kusursuz olduğu takdirde boşanma kararının verilmesinin mümkün olması mevcut olan bir temel hukuk ilkesine ihlal getirir. Bu ilke kişinin kendi elimle ve tamamen kendisine ait olan kusura dayanmak suretiyle bir hak elde etmesinin mümkün olamayacağıdır. Eğer davalık konumundaki kişi tamamen kusursuz ise kusurlu olan davacının açmış olduğu boşanma davası ile boşanma kararının verilmiş olması kişinin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanması suretiyle bir hak elde etmesinin mümkün olamayacağı ilkesine ihlal getirir. Geçimsizliği meydana getiren ve evlilik Birliği’nin sarsılmasına neden olan durumlarda davacı konumundaki kişinin daha az kusura sahip olması ya da kendisine kusursuz olması söz konusu olduğu zaman davalı konumunda kişinin azda olsa kusurunu mevcut olduğunu ispat edilmesi yolu ile tespit edilmesinde boşanma kararının verilmesi mümkün olur. Evlilik birliği içerisinde bulunan her iki tarafın da kusuru oranlarının eşit nitelikte olması halinde boşanma kararının verilmesi mümkündür. Boşanma davaları içerisinde davalı konumundaki kişiye ait olan kusur olgusu ve bu olgunun ispat edilmiş olması davanın hukuki sonuçlarını boşanmanın feri niteliği içerisinde yer alan tazminat ve nafaka taleplerinin de önemli derecede etkileyen unsurlardır.

Evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına ile ilgili olan hükümler içerisinde boşanma davası için itiraz hakkından bahsedilmektedir. Davacı konumundaki kişinin kusurunu daha ağır nitelikte olması halinde davalı konumundaki kişinin kendisine açılmış olan davaya itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte mevcut olan bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyor ise ve evlilik Birliği’nin devamı içerisinde davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir faydanın mevcut olmaması söz konusuysa boşanmaya karar verilmesi mümkündür. Kendisi hakkında evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına sebebiyle boşanma davası açılmış olan ve daha az kusurlu olan davalı konumundaki eş eğer bu davanın sonucunu engellemek talebinde ise davacı konumunda ki eşin boşanma talebinin reddedilmesini istemekte ise dava dilekçesinin kendisine ulaştırıldı tarihi itibari ile iki haftalık yasal süre içerisinde cevap dilekçesi vererek itiraz hakkını kullanma hakkına sahiptir. Uygulama içerisinde davalı konumundaki eşin itiraz hakkına evliliği gerçekten sürdürmek isteği dışında başka niyetlerle kullanmış olduğu durumların mevcut olması söz konusudur. Davalı kurumundaki eşin sahip olduğu itiraz hakkında sadece diğer işten intikam alma gibi farklı duygular ile kullanmış olması ve evlilik birliğini sürdürme niyeti olmamasının tespit edilmesi halinde hâkimin boşanma kararını vermesi mümkündür.

4721 sayılı Türk medeni kanunun 166. maddesi içerisinde düzenlenmiş olan hükümlerinde anlaşmalı boşanma davasına yer verilmiştir. Anlaşmalı boşanma davasının gerçekleşmesi mümkün olabilmesi için kanun koyucunun aramış oldu kusurlar vardır. Bu koşullar hükümler içerisinde belirtilmiştir. Evlilik en az bir yıl sürmesi halinde eşlerin bir araya gelerek başvurması veya bir işin diğerinin açmış olduğu davayı kabul etmiş olması halinde evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olduğu sonucuna varılır. Böyle bir durumda boşanma kararının verilmesi ne mümkün olabilmesi için hâkimin mevcut tarafları kendisinin dinlemesi ile bu kişilerin iradelerinin özgür bir şekilde açıklandığına kanaat getirmesi mi boşanmanın mali sonuçları ile çocukların mevcut durumu ile ilgili olarak taraflar tarafından kabul edilmiş olan düzenlemeye uygun bulunması şart niteliğindedir. Hâkim mevcut tarafların ve çocukların faydalarını göz önünde tutmak suretiyle anlaşma içerisinde eğer gerekli görürse değişiklik yapma hakkına sahiptir. Hâkimin yapmış olduğu değişiklikler taraflar tarafından kabul edilmesi halinde boşanmaya karar verilir. Bu durumda tarafların kabullerinin hâkimi bağlamayacağına dair hükmün uygulanması mümkün olmaz. Boşanmak için dayanılan sebeplerden herhangi biriyle açılmış olan davanın reddedilmesine dair kararın verilmesi mi bu kararın kesinleşmiş olduğu tarih itibarinden üç yıl geçmesi durumunda sebep ne olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulması mümkün olmamış ise evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olduğu sayılır ve mevcut eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar kılınır.

4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde boşanma davası ile ilgili hükümler de yer verilmiştir. Burada ilk olarak davanın konusundan bahsedebiliriz. Öyle ki boşanma davası açmaya hakkı olan eş dilediği takdirde boşanma davası dilediği takdirde ise aylık davası isteme hakkına sahiptir. Boşanma davasında yetki ile ilgili olan hükümlere de yer verilmiştir. Boşanma ya da ayrılık davaları içerisinde yetkili olan mahkeme evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan daha önce son defa altı aydan beri birlikte oturmuş oldukları yerde bulunan mahkemedir.

Boşanma davasında geçici önlemlerin mevcudiyeti söz konusudur. Boşanma ya da ayrılık davasının açılması durumunda ilgili hâkim bu davanın devamı süresi ile ilgili olarak gerekli olan özellikle eşlerin barınmasına geçiminin sağlanmasına sahip oldukları malların yönetimine ve eğer çocukları bulunuyorsa bu çocukların bakım ve korunması ile ilgili olan geçici önlemleri kendiliğinden alır.

Boşanma ile ilgili olarak verilecek kararlar 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde sayılmıştır. Bu kararlar boşanma veya ayrılık süresi ayrılık süresinin bitimi boşanan kadının kişisel durumu boşanma tazminat ve nafaka mal rejiminin tasfiyesi miras hakları çocuklar bakımından anne ve babanın hakları olarak farklı başlıklar ayrılmak suretiyle açıklanmıştır. Öncelikle boşanma veya ayrılık ile ilgili olan hükümlerden bahsetmek mümkündür. Eğer boşanma sebebi ispatlanmış ise ilgili hâkim boşanmaya ya da ayrılığa karar verme hakkına sahiptir. Dava sadece ayrılık ile ilgili ise boşanmaya karar verilmesi mümkün değildir. Eğer dava boşanma ile ilgili ise sadece ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı mevcut olduğu takdirde Ayrılıkla ilgili karar kılınması mümkündür. Karar ile ilgili olan hükümlerden bir diğeri ayrılık süresidir. Eşlerin ayrılığına bir yıldan üç yıla kadar olan bir süre içerisinde karar verilmesi mümkündür. Verilmiş olan bu süre ayrılık kararının kesinleşmesi ile işlemeye başlar. Karar içerisinde verilmiş olan hükümlerden bir diğeri ayrılık süresinin biçimidir. Ayrılık süresinin bitmesi ile ayrılık durumu kendiliğinden son bulur. Eğer ortak hayatın yeniden kurulması sağlanmamış ise eşlerden her birinin boşanma davası açması mümkündür. Boşanmanın sonuçlarının düzenlenmesi yapılırken ilk dava içerisinde ispat almış olan olaylar ve ayrılık süresi içerisinde ortaya çıkan durumlar göz önünde bulundurulur.

Anlaşmalı boşanma avukatı İzmir için bize ulaşın.

Kanun hükümleri içerisinde boşanan kadının kişisel durumu ile ilgili olan düzenlemelere yer verilmiştir. Boşanma durumunda mevcut olması halinde kadın evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur. Bununla birlikte kadın evlenmeden önce sahip olduğu soyadını tekrar alır. Eğer kadın evlilik birliğini sağlamadan önce ise hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesi talebinde bulunabilir. Eğer kadın boşanmış olduğu kocasının soyadını kullanmak da bir menfaati söz konusu ise ve bu kocanın bir zararına yol açmıyorsa bunun ispatlanması halinde talep üzerine hâkim kocanın soyadının kadın tarafından taşınmasına izin verilir.

Boşanma da tazminat ve nafaka ile ilgili hükümler önem teşkil eder. Bunlara 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yer verilmiştir. Maddi ve manevi tazminat yoksulluk nafakası tazminat ve nafakanın ödenmesi içme yetki zamanaşımı gibi durumlardan bahsetmek mümkündür. Öyle ki maddi ve manevi tazminat ile ilgili olarak şunlar söylenebilir ki mevcut ya da beklenen menfaatleri boşanma sebebiyle zedelenmiş olan kusursuz ya da daha az kusurlu olan taraf kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteme hakkına sahiptir. Boşanmaya neden olan durumlar sebebiyle kişilik hakkı saldırıya uğramış olan taraf kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun bir miktarda paranın ödenmesi talebinde bulunabilir.  Hükümler içerisinde yoksulluk nafakasına da yer verilmiştir. Boşanma sebebi ile yoksulluğa düşecek olan taraf kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz şekilde nafaka isteme talebinde bulunabilir. Nafaka yükümlülüğü olan tarafın kusurunun aranmasına gerek yoktur. Tazminat bir nafakanın ödeme biçimi hükümler de düzenlenmiştir. Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan bir şekilde ya da ilgili durumu mevcudiyetine göre ret biçiminde ödenmesi kararı kılınabilir. Ancak manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine dair bir karar verilmesi mümkün değildir. İrat biçiminde Ödenmesine dair bir karar verilmiş olan maddi tazminat ya da nafaka alacak olan kişinin yeniden evlenmesi veya tarafına kişilerden birinin ölümü durumunda kendiliğinden kalkar. Alacaklı olan taraf evlenme olmaksızın eğer fiilen evliymiş gibi yaşıyor ise yoksunluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi durumunda mahkeme kararıyla bu durumun kaldırılması mümkündür. Tarafından kişilerden mali durumlarının değişmesi ya da hakkaniyet için gerektirmiş olduğu durumlarda iradın artırılması veyahut azaltılmasına dair karar verilmesi mümkündür. Hâkim talep durumu söz konusu olursa irat biçiminde ödenmesine karar verilmiş olan maddi tazminat ya da nafakanın ileriki yıllar içerisinde tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre hangi miktarda ödeneceğine dair karar kılabilir.

Burada önemli olan bir diğer konu ise yetkidir. Boşanmadan sonra açılacak olan nafaka davaları içerisinde nafaka alacaklısı olan kişinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemedir.

Bir de zamanaşımı konusunun mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Evliliğin boşanma nedeni ile sona ermesinden doğan dava hakları boşanma hükmün kesinleşmiş olmasından itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Yani taraflar evlilik birliğinin sona ermesi ile birlikte sahip oldukları dava haklarına boşanma hükmün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmeden kullanması gerekir.

Mal rejiminin tasfiyesi ile ilgili olarak kanun koyucu iki şekilde ayırarak açıklamalarda bulunmuştur. Bunlar boşanma halinde ve ayrılık halinde olarak başlıkları ayrılmıştır. İlk olarak boşanma halinde mal rejimi tasfiyesinden bahsetmek mümkündür. Boşanma durumunda Mal rejimi tasfiyesi içerisinde eşlerin bağlı oldukları rejime ilişkin hükümler uygulanır. Ayrılık halinde ise ayrılığa karar vermiş Ulan mahkeme ayrılığın süresi ve eşlerin mevcut durumlarına göre kendi aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına dair karar vermesi mümkündür.

Burada boşanma ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken ve kanlı kömür içerisinde yaralan bir diğer durum miras haklarıdır. Boşanmış olan eşler bu sıfat ile birbirlerinin yasal mirasçısı olma hakkına sahip değillerdir. Boşanmadan önce yapılmış olan ölümüyle ilgili olan tasarruflar ile kendilerine sağlanmış olan hakları aksi tasarruf içerisinde belirtilmiş olmadıkça kaybederler. Boşanma davasının devamı süresince hayatını kaybeden eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve bir çağrışım kusurunu ispatlaması durumunda yine bahsetmiş olduğunuz durum söz konusu olur. Yani böyle bir durumda diğer işin kusurun ispatla olmuş olması halinde ölüme bağlı Tasarruf ile kendisine sağlanmış olan haklar aksi tasarruf içerisinde belirtilmedikçe kaybedilir.

Boşanma davasında çocuklar bakımından anne ve babanın haklara önem teşkil eder. Bu durumu ile ilgili olarak hâkimin takdir yetkisi mevcudiyetinden bahsetmek mümkündür. Öyle ki mahkeme boşanma ya da Ayrılıkla ilgili olarak bir karar kılarken mümkün oldukça anne ve babayı dinledikten Ve çocuk vesayet altında bulunuyor ise Vadisi’nin mi vesayet makamının durumu ile ilgili olan düşüncelerini aldıktan sonra anne ve babanın haklarını ve onların çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenleme ile görevlidir. Mevcut durumu göre velayetin kullanılması eşlerden birine verilmemiş olabilir. Böyle bir durumda velayetin kullanılması kendisine verilmemiş olan eş çocuk ile kişisel ilişkisini düzenlemesi için çocuğun özellikle sağlık eğitim ahlak bakımından yararlarının esas tutulması gerekir. Mevcut durumdaki bu eş çocuğun bakımı eğitim giderleri ile ilgili olarak gücü oranında katılma yükümlülüğü altındadır. Hâkim talep durumunda irat biçiminde ödenmesi ile ilgili olarak karar kılarken bu giderlerin ileriki yıllar içerisinde tarafların sosyal ve ekonomik durumlarındaki değişikliklere göre hangi miktarda ödeneceğine dair karara bağlaması mümkündür.

Çocuklar bakımından anne ve babanın hakları bakımından durumun değişmesi söz konusu olabilir. Öyle ki anne veya babanın bir başka kişiyle evlenmiş olması veya başka bir yere gitmesi ya da ölmüş olması gibi yeni durumların ortaya çıkması ve bu durumun zorunlu kılması halinde hâkim kendiliğinden ya da anne ve babanın birinin talebi üzerine gerekli önlemleri alır.

4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde boşanma ile ilgili onu hükümlerden bir diğeri boşanma da yargılama usulüdür. Boşanma durumunda yargılama hukuk usulü muhakemeleri kanununa tabi olur. Ancak bazı kurallar saklı kalmak üzere hukuk usulü muhakemeleri kanunu boşanma da yargılama için tabiidir. Saklı olan kurallardan bahsetmek mümkündür. Hâkim boşanma ya da ayrılık davasının dayandığı olguların mevcudiyetine vicdanen kanaat getirmediğini sürece bunlar ispatlanmış sayılamaz. Hâkimin bu olgular ile ilgili olarak kendiliğinden veya istem üzerine tarafından kişilere yemin önermesi mümkün değildir. Tarafından kişilerin konu ile ilgili olarak her türlü ikrarlarının hâkime bağlaması mümkün olmaz. Hâkim mevcut olan kanıtlara serbest bir şekilde takdir eder. Boşanma ya da ayrılığın feri sonuçları ile ilgili olan anlaşmalar hâkim tarafından onaylanmış olmadıkça geçerlilik taşımaz. Hâkim tarafından kişilerden birinin talebi üzerine duruşmanın gizli yapılması ile ilgili olarak karar kılabilir.

Anlaşmalı Boşanma Nedir?

Anlaşmalı boşanma kavramının hukuki sonuçlarına yer veren ve evlilik birliği içerisinde bulunan her iki eşin de imzalanmasının gerekli olduğu bir sözleşme türüdür. Anlaşmalı boşanma 4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde evlilik Birliği’nin sarsılması başlığı altındaki madde içerisinde düzenlenmiştir.

Türk medeni kanunu içerisinde yer alan evlilik Birliği’nin sarsılması başlığı altındaki hükümlerden bahsetmek mümkündür. Öyle ki evlilik birliği içinde bulundukları Ve paylaşmış oldukları hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmesi mümkün olmayacak derecede temelinden sarsılması durumu söz konusu ise evlilik birliği içerisinde yer alan eşlerden her birinin boşanma davası açması mümkündür. Bu hallerde davacı olan tarafın kusuru diğer tarafa göre daha ağır durumda ise davalı konumundaki tarafın açılan dava içerisinde itiraz hakkı bulunmaktadır. Bunun ile birlikte itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyor ise ve evlilik Birliği’nin devam etmesinde davalı konumundaki taraf ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir fayda söz konusu değilse boşanmaya karar verilmesi mümkündür. Eğer evlilik en az bir yıl sürmüş ise evlilik birliği içerisinde yer alan eşlerin birlikte başvuruda bulunması veyahut bir eşin diğerinin açmış olduğu dava kabul etmesi durumunda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Böyle bir durumun söz konusu olması halinde boşanma kararının verilmesi mümkün olabilmesi için hâkim somut durumdaki tarafları kendisi dinleyerek bu kişilerin iradelerine özgürce açıkladığına kanaat getirmesi ve boşanma durumunun mali sonuçları ile evlilik birliği içinde bulunan eşlerin çocuklarının durumu hususunda taraf konumundaki kişilerce kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerekir. Hâkim davada taraf konumundaki kişilerin Ve çocukların faydalarını gözeterek bu anlaşma içerisinde gerekli görmüş olduğu yerlerde değişiklik yapma hakkına sahiptir. Hâkimin yapmış olduğu bu değişiklerin davanın tarafı konumundaki kişiler tarafından da kabul edilmesi durumunda boşanmaya hükmolunur. Böyle bir durumda taraf konumundaki kişilerin tekrarlarının hâkimi bağlamaması gibi bir hüküm uygulanmaz. Boşanmanın sebebi konumundaki durumlardan herhangi biri ile açılmış bulunan davanın reddine dair karar verilmesi mi bu kararın kesinleşmiş olduğu tarihten başlamak suretiyle üç yıl geçmiş olması halinde Sebebi ne olursa olsun eşler tarafından ortak hayatın yeniden kurulması mümkün olmamış ise evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu sayılır. Bununla birlikte evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilmesi gerekir.

Anlaşmalı boşanma davası avukatları arıyorsanız sitemiz üzerinde yer alan iletişim bilgilerimizden bizi arayabilir ve detaylı bilgi talep edebilirsiniz.

Açıklamada bulunmuş olduğumuz durumlar 4721 sayılı Türk medeni kanunu evlilik Birliği’nin sarsılması başlığı altında yer verilen hükümlerdir. Bu açıklamaları içerisinde anlaşmalı boşanma ile ilgili hükümler yer bulunmaktadır. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz ki evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin bir araya gelerek başvurmuş olması veyahut eşlerden birinin açmış olduğu davanın bir diğer iş tarafından kabul etmiş olması halinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir. Bu durumda boşanma kararının verilmesinin mümkün olması için hâkimin taraf konumundaki kişileri bizzat dinlemesi gerekir. Hâkimin taraf konumunda kişileri bizzat dinlemesi ile birlikte bu kişilerin iradelerine serbestçe oluşturduğuna dair kanaatte bulunması gerekli olur. Ayrıca hâkimin boşanmanın mali sonuçları ile tarafların çocuklarının velayeti ile ilgili olarak dava içerisindeki tarafların düzenlemiş olduğu anlaşmayı uygun bulması zorunluluk teşkil eder. Hâkim ilgili anlaşma üzerinde taraf konumunda kişilerin mi bu kişilerin çocuklarının menfaatine olması şartıyla gerekli gördüğü yerlerde değişiklik yapma hakkına sahiptir. Böyle bir durumun söz konusu olması halinde hâkim tarafından yapılacak değişiklikler ile ilgili olarak tarafların tekrar anlaşmış olmaları gereklilik arz eder. Bu durumda anlaşmalı boşanma yolunda tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı ile ilgili olarak 4721 sayılı Türk medeni kanunun 184. maddesinde yer verilen hüküm uygulanmaz. Öyle ki anlaşmalı boşanma yoluna tarafların gidebilmesi ne mümkün olabilmesi için kanun içerisinde yer alan koşulların mevcudiyeti söz konusudur. Bu koşullar taraflar tarafından yerine getirmelidir.

4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde yarın verilmiş olan anlaşmalı boşanmanın şartlarından bahsetmek mümkündür. Öyle ki ilk olarak evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasından bahsedilebilir. Hukukumuzda evlilik birliği içerisinde bulunan eşleri kendilerinin mahkemeye müracaat etmeleri ile çekişmeli usul içerisinde dava açma hakkının tanıdığını söylemek mümkündür. Bununla birlikte evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin birbirleriyle anlaşmış olmaları durumunda boşanmaları da mümkündür. Anlaşmalı boşanma yoluna gidilerek boşanma da daha az masraf yapılması mümkün olur. Ve bu yolla taraflar alabileceği sonuçlara daha kısa sürede ulaşabilirler. Durumun maddi boyutunun yanı sıra Çekişmeli boşanma davası içerisinde ortaya çıkan olumsuz durumlardan anlaşmalı boşanma yoluyla uzak kalmakta taraflar açısından mümkün olabilir. 4721 sayılı Türk medeni kanunumuz ilgili hükümlerinde anlaşmalı boşanma yolunu düzenlerken bu hususu yer vermiş olduğu bazı koşullara bağlanmıştır. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin anlaşmalı olarak boşanmalarına mümkün olabilmesi için ilk koşul kanun hükmü içerisinde yer alan evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekli olduğuna dair koşuldur. Eğer eşler evliliklerinin Bir yılını doldurmamış iseler anlaşmalı olarak boşuna bilmelerini söylemek mümkün olmaz. Bu yüzden evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin anlaşmalı boşanma yoluyla boşanmalarına mümkün olmasını sağlamak için evliliklerini bir yıl sürdürmüş olmaları gerekir. Bu koşula kanun hükmü içerisinde yer verilmiş ve koşulun sağlanmaması halinde Bu yola başvurmanın mümkün olamayacağı söz konusu olmuştur. Sonuç olarak 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanmayı düzenleyen hükümlerine göre anlaşmalı boşanma davasının görülmesini mümkün olmasını sağlayan ilk koşul evliliğin en az bir yıl sürmüş olması koşuludur. Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerektiği ile ilgili olarak doktrin içerisinde yer alan görüşlerin yanı sıra Yargıtay kararlarında durumu mevcudiyeti söz konusudur. Öyle ki kanun hükümlerinin açıklanması ve kanun hükmü ile ilgili olarak mevcut olan gerekçe göz önünde bulundurulduğunda bu durumun sağlanmamasını söylemek mümkün olmaz. Mahkeme önüne gelmiş olan somut olay içerisinde öncelik ile usul ile ilgili olan dava şartlarının mevcut olup olmadığı mahkeme tarafından incelenir. Mahkemenin davayı görmesini mümkün olabilmesi için gerekli olan dava şartlarının mevcut olmadığı durumu söz konusu ise herhangi bir farklı bir işleme gerek olmaksızın davanın esasına bakılmadan dava reddedilir. Bu yüzden dava şartları davanın açılması için değil mahkemenin davanın esasını incelemesinin mümkün kılmasının sağlanması için gerekli olan şartlardır. Dava şartında mevcut davanın esasına bakılıp inceleme yapılmasını mümkün olması için söz konusu dava şartlarının varlığının ve yokluğunun olması gerekir. Eğer dava şartları yok konumda ise davanın esastan değil usulden ret edilmesi gerekir. Yani dava şartları yoksa dava usulden reddedilir. Bununla birlikte mahkemenin görevsiz olması ve yetkisiz olması ile ilgili durumlar söz konusu olduğunda Yargıtay dava şartı gerçekleşmemiş olsa bile bunun görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesine engel teşkil etmeyeceğini dair görüşe sahiptir. Öyle ki anlaşmalı boşanma davasının mahkeme tarafından görülmesinin mümkün olması için hâkimin ilk olarak gerekli olan bir yıllık evlilik süresi ile ilgili olan dava şartının mevcudiyetine dair inceleme yapması gereklidir. Hâkimin yapmış olduğu bu inceleme kendiliğinden yapılması gerekli olan kanuni bir zorunluluktan kaynaklanır. Bu durumda 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanmayı düzenleyen hükümleri içerisinde yer verilmiş olan bir yıllık asgari evlilik süresine dair dava şartının dar ve gerçek anlamda bir dava şartı olduğunu söylemek mümkündür. Anlaşmalı boşanma talebine içermiş olan bir dava içerisinde hâkim bir yıllık süre Şartının mevcut olmadığını saptadığı zaman ilgili davada anlaşmalı boşanma davasının söz konusu olmadığı söylenebilir. Bununla birlikte davanın yargılanması devam ederken gerçekleşmiş olan ve dava içerisinde eksikliği tamamlanmış olan dava şartının mevcudiyeti mi mevcut olmaması engellen açılmış olması halinde mahkeme tarafından yargılamaya devam edilmesi gerekir. Böyle bir durumda esasa girilerek karar verilmesi gerekli olur. Bazı durumları söz konusu olması halinde davanın başlangıç kısmında eksik olan bir dava şartı yargılamayı yapan hâkimin incelemesinin içerisinde gözden kaçmış olabilir. Öyle ki bu süre ergin olma yaş koşulu gibi bazı süreye bağlı olan özel nitelikteki dava şartları gibi yargılamanın sürülmesi sırasında kendiliğinden gerçekleşebilir. Eğer Bahsetmiş olduğumuz süreye bağlı olan özel nitelikteki dava şartları yargılamaya devam edildiği sırada gerçekleşirse mahkemenin davayı dava şartlarının davanın açılmış olduğu tarih içerisinde mevcut olmadığı sebebiyle reddetmeyip davanın esasını incelemek suretiyle karar vermesi yerinde olan bir durumdur.

Kanun hükümleri içerisinde yer verilmiş olan dava şartlarından bir yıllık evlilik süresinin doldurulmuş olduğu hallerde davada açık bir şekilde boşanmak isteyen taraf kişilerin iradelerinin engellenmesi amacıyla yalnızca süreye dair yani usul şartı eksikliğinin söz konusu olmasından dolayı reddedilmesi doğru olmaz. Yargı kararı39

Tarafların anlaşmalı boşanma yolu ile boşanmak talebinde bulunmalarında gerekli olmayan dilleri mi olguların ibrazı için hâkimin süre vermesi gerekecektir. Bununla birlikte yargılama bu yola devam bulunacaktır. Davayı açmış olan tarafların birbirlerine uygun olacak iradelerinin söz konusu oldu reddi durumunda yeniden açılması gerekli olan dava içerisinde dava konusunun ve davada yer alan tarafların aynı kaldığı bir durumda aksi bir düşünce usul ekonomisi ile oluşmayacağı gibi devlet içerisinde yer alan vatandaşın hak ve özgürlüklerinin korunmasında Bir uyuşmazlığın söz konusu olması mümkün olacaktır. Hukukumuz içerisinde çiftler boşanma hakkına sahiptirler. Bahsetmiş olduğumuz durumun söz konusu olması halinde sanki boşanma yasağının uygulanması durumu hukukumuzda yer almış gibi olacaktır.

4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde anlaşmalı boşanma ile ilgili hükümler de bir yıllık süreyi sağlayan dava şartının mevcut olmasında bazı sebeplerinin olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki iki farklı insanın evlenmeleri ile birlikte birbirlerine tamamen uyumlu ve kusursuz bir şekilde evliliklerini sürdürmesini beklemek gerçekçi değildir. Çünkü her birey kendini özeldir ve her bireyin kendine dair istekleri vardır. Evlilik birliği ile sanki bireylerin kendilerinden feragat edip ortak bir paydada buluşmuş olmasının zorunlu kılınması gerektiği gibi bir algı söz konusudur. Ancak iki kişi de evlenmiş olmasına rağmen kendilerine ait kişiliklerine evlilikle beraberinde getirirler. İki farklı kişiliğin her ne kadar uyuşmalarına rağmen çatışmış olması da kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden iki kişinin evlenmesi ile birlikte birbirlerine uyumlu olmaları ve geçimi derhal sağlamaları mümkün değildir. Bu halden kaynaklı tartışmalar olumsuzluklar evlilik içerisinde yaşanan olağan durumlardır. Evlilik birliği içerisinde bulunan bu çatışmaların uyumsuzlukları üstünlük kazanmaması ve eşlerin bunu aşabilmesinin mümkün olması halinde mevcut tartışmaların göz ardı edilmesi mümkündür. Bahsetmiş olduğumuz durumun mevcudiyeti söz konusu olması nedeniyle Kanun koyucu 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanmayı düzenlemiş olduğu hükümlerinde bir yıllık süreyi belirlemiştir. Bu bir yıllık sürenin belirlenmesi sırasında da evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin evliliğe ve birbirlerine uyum süreci göz ardı edilmeyerek bu süreç içerisinde verilmiş olan kararların evlilik müessesesini sona erdirmesi engellenmek istenmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen bu süreç içerisinde eşlerin fiilen bir arada bulunup birlikte yaşamaları gerekmemektedir. Bu süreç içerisinde eşlerin bir arada bulunmalarına gerek duyulmamış olması doktrin içerisinde bir çelişki oluşturduğu söylenmiştir. Eşlerin birlikte yaşama olmalarına izin verilmiş olması verilmiş olan bir yıllık sürenin amacına uygun düşmediği söylenmiştir. Gerçekten de 4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde anlaşmalı boşanmanın dava şartını sağlayan bir yıllık süre yukarda açıkladığımız gibi işlerin fevri kararlarının engellenmesi ve evlilik Birliği’nin devamını sağlaması amacı gütmektedir. Bu bir yıllık sürenin eşler tarafından bir arada Geçirilmemiş olması verilmiş olan hükmün amacına aykırılık getirmektedir. Eşler sanki boşanmış gibi farklı yerlerde yaşayarak fevri kararlarının doğruluğunu sorgulama imkânına sahip olamayacaklardır. Buna izin verilmiş olması Kanun hükümlerinde yer alan bir yıllık dava şartı süresini önemsizleştirmektedir. Ancak kanun tarafından bir yıllık evlilik süresinin fiilen birlikte geçirilmiş olmasının gerekli olduğuna dair bir şart söz konusu olmuş olsa dahi günümüzde yer alan merkezi nüfus idaresi sistemi ile gerçekte birlikte geçirilmemiş sürenin aksi kolayca ispatlanabilmesi mümkündür. Evlilik Birliği’nin kurulması ile birlikte eşlerin yerleşim yerlerinin sistem kaydı ile birlikte güncellemesi yapılmaktadır. Böylece eşlerin birbirinden ayrı yaşamış olmaları durumu söz konusu olmasına rağmen anlaşmalı boşanma şartlarının sağlanması için mevcut kaydın birlikte yaşanmış olduğuna dair bir delilin saptanması gerekli olmalıdır. Hüküm de yer verilmiş olan söz konusu süre ilk olarak evlilik birliği içerisinde yer alan tarafların birbirlerine tanıyıp anlamaları evliliklerine dair anlaşmaları ile ilgili olarak kısa ve yetersiz durumdadır. Öyle ki günümüzde iş koşulları hayatın yorucu ve zorluklar taşıyor olması büyük oranda evlilik birliği içerisinde bulunan herkesin ne çalışma hayatı içerisinde bulunmasını gerektirmektedir. Bu durumun mevcut olması da işlerin birbirlerine çok az görmelerini mi ortak paylaşımlarının olması gerekenden daha az olmasına neden olmaktadır. Olağan koşullar içerisinde bir yıllık sürede eşlerin sadece ortalama yalnız cüzi miktarda tatili yapmaları mümkündür. Böyle bir durumun söz konusu olması eşlerin özel ortak bir aktivitesinin mevcut olmasını engellemektedir. Öyle ki eşlerin beraber vakit geçirilmesinin mümkün kılan tatil kavramının da yaşam koşulları sebebiyle çok cüzi miktarda olması eşlerin Birbirini daha iyi tanımalarına ve bir bağlılık kurmalarını engel teşkil etmektedir. Buda şunu gösteriyor ki eşlerin birbirlerine yeterli bir şekilde tanıyıp anlamaları birlikte vakit geçirmeye mi evliliklerini alışmaları için bir yıllık süre yeterli değil mi kısa niteliktedir. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk medeni kanunun ayrılık fikrine kabul etmiş olması ne evlilik Birliği’nin sarsılmış olduğu durumlarda süre şartı koymak suretiyle eşleri zorla bir arada tutması yasal nitelikte değildir. Açıklamış olduğumuz sebeplerden dolayı kanun koyucunun bu hükmü yer vermiş olması makuldür. Böyle bir durumun mevcudiyetinde hâkimin takdir yetkisi de önemli olmaktadır. Bir yıllık sürenin saptanması ile ilgili olan duruma gelindiğinde ise önem teşkil eden durum evliliğin başlangıcı durumunun saptanmasıdır. Evlilik Birliği’nin hangi tarihi itibari ile başlayacağı ile ilgili olan durum Türk medeni kanunu tarafından düzenlenmeden önce Yargıtay tarafından yer verilmekteydi. Öyle ki evlenme sözlü bir sözleşme niteliğinde kabul edilmektedir. Evlilik birliği içerisinde bulunmak isteyen tarafların karşılıklı ve birbirine uygun nitelikte olan irade beyanlarının bildirmeleri anından itibaren evlenmenin kurulmuş olduğu kabul edilmesi durumu söz konusu olmaktaydı. Bununla birlikte 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni Türk medeni kanunu ile bu durum kanun hükmü haline getirilmiştir. Bu durumda evlenme evlilik birliği içerisinde bulunmak isteyen tarafların olumlu ve sözlü cevaplarını bildirmiş olmaları ile tamamlanmış olur. Öyle ki anlaşmalı boşanmanın mümkün olması için kanunda aranmış olan bir yıllık süre şartı ise bu andan itibaren başlamış kabul edilir.

4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümlerinde yer verilmiş olan boşanma hükümlerine ilgili olarak anlaşmalı boşanma davası içerisinde evlilik birliğini sürdüren eşler anlaşmalı ayrılık talebinde bulunamazlar. Evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin boşanma talebinde bulunmalarının mümkün olması gibi ağırlık talebinde buluna bulunamayacağı ile ilgili olarak doktorun içerisinde farklı gerekçeli görüşlerin tartışma içerisinde bulunduğunu söylemek mümkündür. Mevcut bir görüşe göre evlilik birliği içerisinde bulunan eşler anlaşmalı boşanma talep edebiliyor oldukları gibi bu eşlerin anlaşmalı ayrılık talep etmelerinin de mümkün olması gereklidir. Bir diğer görüşe göre ise evlilik birliği içerisinde bulunan eşlerin anlaşmalı ayrılık talep etmeleri mümkün nitelikte değildir. Mevcut olan bu görüşe göre ise ayrılık durumu anlaşmalı boşanmanın amacı ile uyumlu değildir. Anlaşmalı boşanmanın durumunun mevcut olması halinde boşanmanın yanlış sonuçları sözleşmesinin yapılması zorunluluğu ayrılık kurumu ile sonuç doğurmamasının bir sonucunu oluşturur. Bununla birlikte doktrin içerisinde yer alan bir farklı görüşten bahsetmek de mümkündür. Bu görüşe göre 4721 sayılı Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hüküm ile açılmakta olan bir anlaşmalı boşanma davası esasında evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olmasına dayandırılması mevcut evliliğin yeniden kurulmasının mümkün olmayacağının ve çekilmez bir hale geldiğinin sonucunu doğurur. Bu duruma gelmiş bir evliliğin sürmesinin veya düzelmesine beklenmesi de olanak dâhilinde değildir. Bu durumda mevcut dava içerisindeki tarafların evliliğin sürmesinin çekilmez ve yürümesinin beklenmesi mümkün olmaz durumda olmasından kaynaklı olarak anlaşmaya varmış oldukları için bu durum için ayrı bir delil İhtiyaç duyulması ve araştırma yapılması konusunda hâkimin takdir hakki kendisinden alınmıştır.

İzmir anlaşmalı boşanma avukatları arasında yer alan Av. İdil Su Aydın ile irtibata geçebilirsiniz.

Anlaşmalı boşanma davası içerisinde ayrılık hükmüne eğer verilmeyeceğine dair başka görüşün mevcudiyeti de söz konusudur. Bu görüşe göre boşanma davası içerisinde ayrılık hükmü verilmesinde bir amaç yer almaktadır. Ayrılık hükmün verilmesindeki amaç hâkimin somut olayda ki tüm delil ve olguları değerlendirmiş olması sonucunda tarafların ileriki zamanlarda yürütmekte oldukları evliliği devam ettirme ihtimalinin mümkünlüğü ile ilgilidir. Öyle ki 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükmü ile açılmış olan anlaşmalı boşanma davası içerisinde tarafların bir delil ve olgu getirmeleri mi yürütmekte oldukları evliliklerinin mevcut Birliği’nin sarsıldığı konusunda bir ispat sürecine girmiş olmaları gibi bir hal söz konusu değildir. Böylece hâkim ayrılık hükmü verilmesine dair ileride evliliğin devamı ilgili bir takdirde bulunması İhtimali söz konusu olmaz. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanma ile ilgili hükümlerinin yer aldığı madde uyarınca açılmış olan anlaşmalı boşanma davası içerisinde hâkimin boşanma kararını vermesi mümkün olabilmesi için mevcut dava içerisindeki tarafları biz zat dinlemesi mi bu durum ile ilgili olarak tarafların özgür iradelerinin açıklanmış olduğuna dair kanaat getirmesi önem teşkil etmektedir. Burada hâkimin sahip olduğu takdir hakkı mevcut dava içerisindeki tarafların boşanma niyetlerine ilişkin değildir. Dava içerisinde hâkim tarafların iradelerini serbestçe açıklayıp açıklamadığı ile ilgili olarak takdir yetkisine sahip olur. Eğer boşanma ile ilgili olarak tarafların iradelerinin serbestçe oluşmadığına dair bir şüphelinin mevcut olması halinde davanın tümüyle hâkim tarafından ret edilmesi gerekir. Bununla birlikte kişilere tanınmış olan süreçte yürütmekte oldukları evlilik Birliği’nin ayrılığa çevrilmesi ve bundan doğan sonuçların, boşanmanın esasında ne olduğu hakkında bilgi edinilir. Böylece boşanma niyetinde olan eşler boşanmanın kendilerine sağladığı faydalar ile ortaya çıkardığı olumsuz durumlara bizzat gözlemleyeceklerdir. Kendilerine verilmiş olan süre sonunda yine boşanma kararı verildiği durumda verilmiş olan bu karar gerçekten arzu edilen bir irade eseri olacaktır. Bununla birlikte boşanma ile ilgili karara varılmaması durumunda da boşanma durumu olmayacaktır.

Boşanmaya dair fikir birliğine varmış olan taraflar vermiş oldukları bu kararın ortaya çıkardı olumsuz durumlar karşısında kendilerini müdafaa edebilmek için birbirlerine karşı anlayışsızlaşmaktadırlar. İçinde bulundukları bu süreç boşanmanın ortaya çıkmasını desteklemektedir. Sonraki süreçlerde ise bu kararı veren eşlerin pişman olmaları imkân dâhilindedir. Bu gibi sorunların ortaya çıkmaması ve evlilik birliğine sahip olan eşlerin evliliklerine boşanma yolu ile sonlandırmaması için içinde bulundukları baskı ve psikolojik nedenlerin ayrı bir imkâna sahip olmaları gerekir. Bu yüzden Hâkim tarafından eşlere verilmiş olan boşanma öncesi süre kişilerin evliliklerini tekrardan düşünmelerini ve içinde bulundukları durumdan kurtularak daha objektif bakışa sahip olmalarına olanak vermektedir. Hızlıca verilmiş olan bir karardan ziyade tanınmış süreyle işler evliliklerini yeniden gözden geçirerek mevcut durumun olumlu ve olumsuz yönleri hakkında daha doğru bir kanıya varma imkânına sahip olacaklardır. Bu hukuki düzenlemenin de yerinde olduğunu söylemek bahsetmiş olduğumuz durumlar sebebi ile mümkündür.

4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanmayı düzenleyen hükümleri arasında bahsedilen bir diğer durum eşlerin boşanmak üzere birlikte başvurmaları ya da bir işin aslı dava diğerine kabul etmesidir. Anlaşmalı boşanmanın temelinde evlilik birliğine sahip olan eşlerin serbest iradelerinin bir araya gelerek bir sonuca varmış olmaları yer almaktadır. Bu yüzden anlaşmalı boşanmanın gerçekleşmesinin mümkün olabilmesi için mevcut olan hukuk düzeni içerisinde kesinlikle olması gereken koşul boşanma niyetinde olan eşlerin bu durum ile ilgili olan iradelerinin şüphe barındırmayacak şekilde ifade edilmesidir. Anlaşmalı boşanma hükümlerine yer vermiş olan kanunumuz içerisinde de iradelerin birleşmiş olması koşuluna Yer verilmiştir. Anlaşmalı boşanma davasının evlilik birliğini sonlandırmak isteyen eşler tarafından birlikte açıldı veyahut evlilik birliğini sonlandırmak isteyen eşlerden birinin açmış olduğu davanın bir diğer iş tarafından kabul edildiği durumu söz konusudur. Burada bahsetmiş olduğumuz iradenin serbest bir irade olması önem teşkil etmektedir. Öyle ki serbest irade beyanları ile kanun tarafından öldürülmüş olan diğer şartların gerçekleşmiş olması durumunda evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olduğu kabul edilir. Bu durumun devamında ise bir başka inceleme veyahut araştırmanın söz konusu olmasına gerek kalmaksızın hâkim tarafından boşanmaya dair hüküm verilir.

Anlaşmalı boşanma davasına bakan avukatlar için bizi arayın.

4721 sayılı Türk medeni kanunu anlaşmalı boşanma ile ilgili olan hükümlerinden bahsedilmesi gereken bir diğeri ise eşlerin mahkemeye birlikte başvurması durumudur. Anlaşmalı boşanmanın sağlanması için evlilik Birliği’nin yürütür eşlerin beraber mahkeme başvuruları ile ilgili olan konu doktrin içerisinde tartışılmıştır. Böylece ortaya konuyla ilgili farklı görüş ve değerlendirmeler çıkmıştır.

Mevcut olan görüşlerden birine göre ilgili durumdan bahsetmek mümkündür. Öyle ki boşanma çekişmeli bir yargı faaliyeti niteliğindedir. Anlaşmalı boşanma sadece evlilik Birliği’nin yürütmekte olan eşlerden birinin açmış olduğu davanın bir diğer iş tarafından kabul edilmesi yoluyla ortaya çıkar. Böyle bir görüşün kabul edilmesi anlaşmalı boşanma içerisinde yer alan eşlerin beraber başvurma hakkına ortadan kaldırdığı söylenebilir. Çünkü bahsedilen görüşe göre yalnızca evliliği bitirmek isteyen işlerden birisi tarafından açılmış olan davanın bir diğer iş tarafından kabul edilmesi yoluyla anlaşmalı boşanmanın gerçekleşeceği ileri sürülmektedir. Buradan çıkarılan sonuç ile 4721 sayılı Türk medeni kanunu anlaşmalı boşanma hükümlerine yer verilmiş olan açıklamalar ile örtüşmediğini söylemek mümkündür.

Mevcut olan bir Diğer görüşe göre ise kanun İçerisinde yer verilmiş olan hükmün bir evliliği sürdüren eşlerin bir arada başvurulmasının mümkün olabileceği açıklaması yanlış anlaşılmaya İmkân verebilecek şekilde düzenlenmiştir. Öyle ki mevcut durum içerisindeki asıl amaç evlilik birliği sonlandırmak isteyen eşlerin iradelerinin boşanma ile ilgili olarak Ortak paydada buluşmasıdır. Sözü edilen irade birliği ise davayı sürdüren hâkim tarafından dava içerisinde yer alan tarafların dinlenmesi şartı ile meydana gelmektedir. Bu durumda irade Birliği’nin ortaya çıkması ilk olarak dava ikame edilirken ortak yapılmış olan bir başvuruya İhtiyaç duymamaktadır. Doktrin içerisinde yer verilmiş olan bu görüş 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanma hükmü içerisinde yer alan eşlerin birlikte başvurmasının mümkün olacağı ile ilgili hükmü görmezden gelmektedir.

Anlaşmalı boşanma avukatı ücreti hakkında detaylı bilgi almak için İzmir’de bulunan anlaşmalı boşanma davası hukuk büromuza başvurabilirsiniz.

Bahsedilmesi mümkün olan bir diğer görüşe Yer vermek mümkündür. Bu görüşe göre boşanma davası çekişmeli bir yargı faaliyeti niteliğindedir. Ancak anlaşmalı boşanma kanun hükümlerinde açıklanmış olan düzenlemeler ile çekişmeli bir yargı faaliyeti niteliğinde değildir. Yani anlaşmalı boşanma çekişmesiz bir yargı faaliyetidir. Bu yüzden eşlerin birlikte başvurma halinde dava çekişmesiz bir niteliğe sahipken başka bir nedenle açılmış boşanma davasında yargılama sürecinin ilerleyen zamanlarında herhangi bir evrede eşlerin anlaşmış olmaları durumunda artık anlaşma zamanına kadar çekişmeli bir yargı faaliyeti niteliğinde olan boşanma davası anlaşmanın yapılmasından itibaren çekişmesiz bir yargı faaliyeti niteliğine bürünebilmektedir. Bu yüzden bu görüş kanun hükmünün yanlış bir sonuç çıkarmaya neden olabilecek şehirde düzenlendiğini ifade etmektedir. Oysa kanun hükmüne yer verilmiş olan düzenleme oldukça açık olduğunu söylemek mümkündür.

Farklı bir görüşe göre ise eşlerin bir araya gelerek başvurmuş olmamaları halinde anlaşma iradesinin en başta yerine getirilmemesi durumu söz konusu olduğu için hâkim tarafından başka bir inceleme ve araştırma yapılmasına gerek duyulmaması gerektiği ileri sürülmektedir. Bu görüşe göre kamu düzeni içerisinde yer alan ilgili şartın yerine getirilmemiş olması nedeniyle artık hâkimin mevcut tarafları resen dinlemesinin ve boşanmaya ilişkin sonuçlar ile ilgili olarak tarafların anlaşmalarına sağlaması uygun olmaz. Öyle ki bu görüşe göre anlaşmalı boşanmanın 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde yer verilmiş olan eşlerden biri tarafından açılmış davanın bir diğeri tarafından kabul edilmesi ile gerçekleşmesi mümkün olmayacağına dair düzenleme göz ardı edilmiştir.

Anlaşmalı boşanmanın söz konusu olması durumunda evlilik birliğine sahip olan eşlerin boşanma ile ilgili olan iradelerinin ortak paydada buluştuğu an itibari ile artık evlilik Birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir. Boşanmayı neden olan durum ne mevcut onu hallederim ayrıca ortaya çıkmasına gerek duymamaktadır. Bu evrede evlilik birliğini sonlandırmak isteyen tarafların boşanma nedenleri ile ilgili olan olaylar ve gerekçeler mahkemeye açıklamalarına İhtiyaç duyulmamaktadır. Burada önemli olan tek nokta evlilik birliğini sonlandırmak isteyen tarafların birbirlerine uygun boşanma taleplerini yansıtan iradelerini özgür ve serbest bir şekilde açıklamasının gerekli olduğudur. Böylece evlilik verin sonuna dönmek isteyen tarafların ortak paydada buluşan iradelerine yansıtan boşanma istekleri ile artık evlilik Birliği’nin temelinden sarsıldığını kabul edildiği durumu söz konusu olur.

4721 sayılı Türk medeni kanunda anlaşmalı boşanma hükümleri ile ilgili olan bazı düzenlemelerden bahsettik. Burada yer verilmesi gereken bir diğer durum ise bir işin açmış olduğu davanın diğer eş tarafından kabul edilmesidir. Anlaşmalı boşanma hükümlerine yer verilmiş olan düzenlemede açık ve net bir şekilde bir eş tarafından açılmış olan davanın bir dönüş tarafından kabul edilmesi durumunda anlaşmalı boşanmaya dayalı davanın söz konusu olacağı ifade edilmiştir. Davanın kabul edilmesiyle davacının isteklerini davalı konumundaki tarafın kısmen veya tamamen kabul etmiş olması ile yargılamanın sona erdirilmesini sağlayan taraf işlemidir. Davanın kabul edilmesi davalı konumundaki olan kişinin tek taraflı irade açıklaması ile esas hükmün kesinleşmesine kadar gerçekleştirilmesi mümkündür. Davanın kısmen kabul edilmesi mümkün olabileceği gibi bu davanın tamamen de kabul edilmesi durumu söz konusu olabilir. Davanın kısmen kabul edilmiş olması halinde yargılama yalnızca kabul edilen istek ile ilgili olarak son bulur. Bununla birlikte davanın kabulünün gerçekleşmemiş olması halinde başka bir talebin mevcudiyetinde o talep bakımından devam eder. Davanın kabul edilmesi evlilik birliğini sonlandırmak isteyen eşler tarafından mahkemeye verilecek olan bir dilekçe ile gerçekleşmesi mümkündür. Bununla birlikte yargılama esnasında sözlü bir beyanı duruşma tutanağına geçirilmesiyle de davanın kabulü gerçekleştirilebilir. Kabulün gerçekleşmesinde tek taraflı irade açıklamasının yeri olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki kabulün tek taraflı irade açıklaması ile meydana gelmesi durumu söz konusu olduğu için ayriyeten davacı konumundaki kişinin veya mahkemenin kabulüne bağlılık mevcut değildir. Bu durumda davanın kabul edilmesi kabul edilmiş olan kısım yönünden mevcut bulunan ihtilafı tamamıyla yok etmiş olduğu için mutlak surette kayıtsız ve şartsız olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Boşanma davaları içerisinde davanın kabul edilmesi durumunda evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmasına dayanan anlaşmalı boşanma yoluna başvurmanın mümkün olabilmesi için davanın yalnızca 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanmaya yer veren İlgili hükmü ile açılıp açılmayacağı ve kanun içindesin de sayılmış olan başka özel ve genel boşanma nedenleri ile açılmış olan davalar içerisinde davanın kabul edilmesinin yine bu bahsetmiş olduğumuz hükmün ortaya çıkaracağı sonucu meydana getirip getirmeyeceği konusu doktorun içerisinde tartışmalı bir şekilde yer bulunmaktadır.

Bahsetmiş olduğumuz konunun doktorun içerisindeki tartışmasında baskın olan Görüş bu davanın kabul edilmesi durumunda 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanma ile ilgili hükmü ile anlaşmalı boşanmaya dair bir karara varılmasının mümkün olması için davanın mutlaka evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olması nedenine dayalı olan hüküm ile açılması gerekir.

İzmir anlaşmalı boşanma avukatı arıyorum diyorsanız bizden bilgi alabilirsiniz.

Bahsetmiş olduğumuz bu baskın görüşün karşısında yer alan görüşe göre ise ilgili davanın mutlak surette evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olması nedeniyle dayanmasıyla açılmasına gerek duyulmamaktadır. Boşanma davası mevzuat içerisinde yer bulmuş olan farklı bir neden ile açılmış olduğu durumlarda davalı konumunda yer alan eş tarafından davanın kabul edilmiş olması halinde anlaşmalı boşanma hükümlerinin uygulanması mümkün hale gelir. Bununla birlikte bu durum söz konusu olduğunda bir başka boşanma nedeniyle dayanılmasına dair iddiaların ispat edilmesi konusunda taraf konumundaki kişilerin kabulünün hâkim mi bağlanmayacağına dair yer verilmiş olan mevzuat hükmü mevcudiyetini devam ettirir. Kabul etmek mevcut durumların ispatının gerekli olduğunu ortadan kaldırmasına rağmen davanın kabul edilmesi durumunda anlaşmalı boşanmaya dayanması suretiyle karar vermiş olması halinde Türk medeni kanunu içerisinde yer alan hükmün yok sayıldığına dair her verilmiş olan görüşün yerinde olduğunu söylemek mümkündür. Buna ek olarak akıl hastalığı sebebine dayalı olarak açılmış olan boşanma davası içerisinde tam ehliyetsiz konumda yer alan eşin anlaşmaya dair iradesinin mevcut olmadığı ve gerekli olan temsilci aracılığı ile iradenin ortaya konulmasının mümkün olamayacağı sebebiyle böyle bir durumun söz konusu olması halinde anlaşmalı boşanma yoluna gidilmesi suretiyle karar verilmesi mümkün değildir.

Anlaşmalı boşanma avukatı ne kadar diye merak ediyorsanız bizi arayabilirsiniz.

Öyle ki 4721 sayılı Türk medeni kanunun ilgili hükmü ile akıl hastalığına dayanılarak açılmış olan boşanma davası haricinde başka bir boşanma sebebi ile açılacak dava içerisinde anlaşmalı boşanma yoluna gidilebilmesinin mümkün olabilmesi sadece davanın ıslahı ile mümkün olması gerekir. Burada kısaca bahsedilmesi gereken nokta Islahın ne olduğudur. Islahın ne olduğuna 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu içerisinde yer verilmiş olan hükümlerinden yola çıkarak yer vermek mümkündür. Öyle ki ıslah derdest dava içerisinde tahkikatın sona ermesine kadar tarafından kişilerden her birinin o sürecin mevcudiyetine kadar gerçekleştirmiş olduğu usul işlemlerini kısmi bir şekilde veyahut tamamen düzeltmesinden veya değiştirmesini mümkün olmasıdır. Mevcut davanın tamamıyla ıslah edilmesi ile birlikte yeni bir dilekçe verilmesi yoluyla yeni bir dava ikamesi kurularak davacı konumunda yer alan tarafı ait olur. Bahsetmiş olduğumuz ıslah karşı tarafın onayına bağlı nitelikte olmayıp yalnızca haber vermek suretiyle yapılmış olan tek taraflı hukuku işlemden ileri gelir.

6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu göre usul hukukundan dolayı davanın kabul edilmesi nihai hükmün kesinleşmesinin mümkün olduğu ana kadar gerçekleştirilmesi olanak dâhilindedir. Boşanma davaları içerisinde davanın kabul edilmesi anılan saptanmasına dair doktorun içerisinde farklı görüşlerin mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki davanın kabul edilmesinin ne zaman gerçekleştiğine dair görüşler durumun anlaşılmasına dair netlik geliştirme niteliği taşımaktadır. Doktorun içerisinde yer alan görüşe göre tarafların anlaşmaya dair iradeleri mutlaka davanın en başında ortaya çıkmalıdır. Davanın ilk duruşmasından sonra ortaya çıkabilecek kabul ve yanına dava içerisinde yer alan eşlerin anlaşma suretiyle boşanmasına olanak verecek bir şekilde sonuç bağlamanın söz konusu olamayacağını söylemek mümkündür.

Doktrin içerisinde yer alan farklı bir görüşe göre ise davanın kabul edilmesinin mutlaka yargılamanın ilk sürecinde yapılmasına gerek duyulmamaktadır. Bu yüzden yapılacak olan ilk yargılamanın herhangi bir evresinde delillerin toplanmasından sonra dahi kabul beyanının mevcut olması ile anlaşmalı boşanma sonucuna vurulması mümkündür. Bununla birlikte kabul beyanının hükmün açıklanmasından daha sonra gerçekleştirilmiş olması olanak dâhilinde değildir. Yani hükmün açıklanmasından sonraki süreçte artık kabul beyanının bir sonuç doğurması mümkün olmaz.

Bahsetmiş olduğumuz görüşlerin yanı sıra farklı bir görüşün mevcudiyeti de söz konusudur. Bu görüşe göre ise usul hukukunda yaralan genel kurallardan farklı bir şekilde düşünmeye gerek yoktur. Kararın kesinleşmesi anına kadar mahkemeden yapılır. Olan yargılamanın her evresinde kabul beyanının hüküm Doğurması mümkün olmalıdır. Bununla birlikte anlaşmalı boşanmanın mevcut olan diğer şartlarının aranması suretiyle bu kapsamda gereği gibi yargılamanın yapılmasının mümkün olması gerekmektedir.

Anlaşmalı boşanma avukatı için İzmir’de seçim yapabilmeniz için bize ulaşabilirsiniz.

Davanın kabul edilmesi bizzat davalı konumundaki tarafın yapılmasına mümkün olabileceği gibi davalı konumundaki tarafın açıkça özel bir kabul yetkisi vermiş oldu vekilin tarafından da yapılması mümkündür. Boşanma davaları içerisinde anlaşmalı boşanma yoluna gidilmesinde mümkün olabilmesi için davalı konumundaki kişinin vekili vasıtasıyla gerçekleştirilmiş olan kabul beyanı 4721 sayılı Türk medeni kanunu anlaşmalı boşanma ile ilgili olan hüküm ile geçirmiş olan hâkimin tarafları bizzat dinlemesini gerekli kılan şart sebebiyle doğrudan sonuç ortaya çıkarmaz. Bu durumu mevcudiyeti halinde hâkim sadece yapılacak olan yargılamanın hızlanması amacıyla hareket ederek davalı tarafı kısa bir süre sonrasında yapılacak bir duruşma günü vererek mahkemeye kabul beyanının açıklanması sebebiyle davette bulunacaktır. Verilecek olan kabul beyanı içerisinde mevcut olan davalı konumundaki kişinin bunun gereklerine belirtmesine gerek yoktur. Bununla birlikte sonradan kabul beyanından vazgeçilmesi durumunda bir sebebin belirtilmesine ve bu durum ile ilgili olarak hâkimi ikna etmesine dair bir gereklilik söz konusu değildir. Böylece davanın kabulü ile birlikte usul hukukundan kaynaklanan doğrudan sonuç doğurması boşanma davaları içerisinde yer bulamamaktadır. Davanın sona ermesine neden olan taraf işlemi niteliğindeki davanın kabul edilmesi durumunda artık ihtilaf halindeki dava konusu ortadan kalkmış olur. Ayrıca maddi anlamda kesin hüküm sonucunun doğduğunu söylemekte mümkündür. Öyle ki artık aynı taraflar arasında aynı hukuki bir sebebe dayanarak yeni bir davanın ikame edilmesi mümkün olmaz. Davalı konumundaki kişinin mahkeme tarafından henüz kabul beyanına dair nihai hüküm Tesis edilmiş olmamasına rağmen Kabul beyanından rica etmesi mümkün değildir. Fakat bu evreden sonra yalnız irade bozukluğuyla ilgili olan durumlara dayanılması mümkündür. Böyle bir durumun mevcudiyetine söz konusu olması halinde eğer nihai hüküm tesis edilmemişse aynı davada öne sürülür. Ancak nihai hüküm tesis edilmiş ise ayrı bir şekilde açılması gerekli olan kabulün feshine yönelik bir dava içerisinde bu husus öne sürülür.

Anlaşmalı boşanma avukatı ücretleri için bize ulaşarak bilgi alabilirsiniz.

Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum kabul ve yanından dönmedir. Öyle ki anlaşmalı boşanma sonucunu gelinmesini sağlayan boşanma davaları içerisinde davanın kabulünden dönmesi durumu doktorun içerisinde mi Yargıtay kararları içerisinde farklı şekilde ortaya çıkmıştır. Dokuzun içerisinde mevcut olan bir görüşten bahsetmek konunun desteklenmesi açısından önem teşkil eder. Bu görüşe göre kabul beyanının mahkemeye verilmiş olmasından sonra burada hâkimin dama içerisinde yer alan taraflara bizzat dinlemesi şartı ortaya çıkmaktadır. Öyle ki hâkimin tarafları bizzat dinlemiş olması anına kadar veya en azından bu evrede davalı konumunda yer alan eşin kabul beyanından sebep öne sürmeksizin dönmesi mümkün olmalıdır. Hâkimin bizzat dinlemesi evresinden daha sonra kabul beyanından dönülmesine imkân verilmiş olmaması gerekir.

Bu görüşün yanı sıra doktrin içerisinde mevcut olan bir diğer görüşün mevcudiyeti de söz konusudur. Bir diğer görüşe göre usulü koku içerisinde yer alan kabul beyanından dönülmesini mümkün olmayacağı durumu anlaşmalı boşanma davaları içerisinde uygulanması mümkün değildir. Anlaşmalı boşanma durumunun söz konusu olduğu hallerde karar şekli anlamda kesinleşinceye kadar davalı tarafın kabul beyanından dönmesi mümkün olmalıdır. Bu görüşün sahibi görüştün mü gerekçelendirmiştir. Gerekçelendirme içerisinde bir işin diğer eş tarafından açılmış olan davayı kabul etmesi durumunda evlilik Birliği’nin temelinden sarsılmış olduğuna dair kesin bir kanunini karinenin mevcudiyetinin söz konusu olduğu ancak davalı konumunda ki eşin sadece davayı kabul etmesinin boşanma sonucuna gitmek için yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Bu durumda sadece davanın kabul edilmesinin nasıl bir anlama geldiği ile ilgili olarak ve farkın mevcudiyetten anlaşılması gerekenin ne olduğu ile ilgili belirsizlik söz konusudur. Bu durumun sonucunda tek bir talep söz konusudur Bu da boşanma talebidir. Bunun ile birlikte dava boşanma davasıdır. Öyle ki boşanma isteminin kabul edilmesi ile birlikte boşanma davasının kabul edilmesinin farklı bir anlama geleceğinin ve bu durum ile ilgili olarak farklı bir Furgon hukuki sonuca gidilmesin uygun olmadığını söylemek mümkün hale gelir. Anlaşmalı boşanma iradesi meydana gelirken taraf konumundaki kişilerin sebep mi gerekçelerini bildirmelerine dair bir gereklilik söz konusu değildir. Serbest iradeleri ile vermiş oldukları boşanma iradesi 4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanma hükümleri ile ilgili düzenleme de yer verilmiş olan diğer şartların mevcudiyetini söz konusu olması ile sonuca varmak mümkündür.

Yargıtay’ın bu durumu ile ilgili olarak görüşünün mevcudiyeti de söz konusudur. Ancak Yargıtay’ın bu görüşü irade bozukluğu halleri ile sınırlanmaktadır. Yüksek mahkeme kabul beyanından iradeyi bozacak nitelikte olan sebeplerin mevcudiyetine söz konusu olması halinde dönülmesini mümkün olacağını ileri sürmektedir. Öyle ki gerekçe içerisinde mahkemece hadise olarak ileri sürülmüş olan konu dâhilinde taraf konumunda kişilerin açıklamalarının alınması gerektiği ve bununla birlikte gerekli görüldüğü takdirde gösterici delillerin sorulup toplanmasının gerekli olduğuna Yer vermiştir. Ayrıca mevcut delillerin Türk medeni kanunun ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle karar kılınacağına Yer verilmiştir. Bu durumda anlaşmalı boşanmayı düzenlemiş olan 4721 sayışı Türk medeni kanununun anlaşmalı boşanmaya dair hükmün amacına ve niteliğine aykırılığın söz konusu olduğundan bahsetmek mümkündür. Anlaşmalı boşanma durumunun mevcudiyeti halinde boşanmaya neden olan olayların incelenmesi delillerin gösterilmesi anlaşmalı boşanmanın özündeki amaç ile uyuşmamaktadır. Bununla birlikte anlaşmalı boşanma yoluna gidilmesinin mümkün olabilmesi için mutlak şekilde serbest bir iradenin mevcudiyeti gereklidir. Öyle ki karar ve kararın gerekçesine katılmamanın mümkün olduğu söylenebilir.

4721 sayılı Türk medeni kanunun anlaşmalı boşanmayı düzenleyen hükümleri arasında bahsedilmesi gereken bir diğer husus da hâkimin tarafları bizzat dinlemesi durumudur. Eşleri mahkemeye birlikte başvurmuş olmasının yanı sıra bir eşin açmış olduğu davanın bir diğer iş tarafından kabul edilmesi ile söz konusu olan anlaşmalı boşanma yolu içerisinde bahsetmiş olduğumuz hükme dayanılarak sonuca gidilmesi mümkün olabilmesi için eşlerin hâkim tarafından bizzat dinlenmiş olması gerekliliği önem teşkil eder. Hâkimin bizzat dinlenmiş olması eşlerin birlikte başvurmuş olmasının ile birlikte bir eşin diğer eşin açmış olduğu davayı kabul etmesi ile gerçekleşmiş olması fark etmeksizin her iki durum içerisinde de davacı ve davalı sıfatlarının ayrılmasına gerek kalmaksızın dinlenilmesi yasa hükmünden dolayı zorunludur. Öyle ki mevcut olan her iki durum içerisinde de davacı konumundaki işte davalı konumundaki eş de bizzat hâkim tarafından dinlenilmelidir. Böyle bir durumda hâkim boşanmak üzere başvurmuş olan eşlerin dinleme esnasında eşlerin içinde bulundukları durumu gözlemlemesi ve eşlerin irade beyanlarının serbest olup olmadığına dair bir kanaate varması mümkün olur.

Anlaşmalı boşanma davası davanın kabulü veya ortak boşanma talebiyle gerçekleştirilmiş olması önem teşkil etmeksizin her iki durum içerisinde de ölçüt açıklanmış olan iradelerin serbest irade beyanı teşkil edip etmediğidir. Boşanma niyetinde olan eşlerin irade beyanlarının özgür bir iradeden ortaya çıkıp çıkmadığı ile ilgili olarak hâkim gerekli olan her türlü incelemeyi ve araştırmayı yapması gerekir. Hâkimin serbest ve geniş bir takdir yetkisinin mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Hâkim kendisine verilmiş olan bu geniş takdir yetkisini kullanırken mevcut durumda yer alan her türlü inceleme ve araştırmayı özenli davranarak en iyi şekilde görevini yapmalıdır. Bununla birlikte hâkimin tarafları bizzat dinlemesini gerekli olduğu şartının bir sebebi mevcuttur. Öyle ki hâkimin tarafları bizzat dinlemesinin gerekli olduğuna dair şart boşanmak üzere başvurmuş olan ve evlilik Birliği’nin sona erdirmek isteyen eşlerin iradelerinin özgür bir irade teşkil edip etmediğinin belirlenmesi içindir. Anlaşmalı boşanmaya başvurmuş olan tarafların mevcut iradelerinin serbestçe açıklanıp açıklanmadı ile ilgili olan bu durum kamu düzeni ile ilgili olan bir durumdur. Bu yüzden bu konuyla ilgili olarak hâkimin takdir yetkisi geniştir. Hâkim durumu ile ilgili olarak takdir hakkını kullanmadan önce gerekli olan her türlü araştırma ve incelemeyi yapma yükümlülüğü altındadır. Eğer bu incelemeyi yaptığı sırada bir şüphe ile karşı karşıya kalırsa eşlerin beyanları ile bağlı olmaz. Eşler tarafından açıklanmış olan irade beyanlarının serbest bir irade beyanı olmadığı ile ilgili olarak hâkim bir saptama da bulunur ise bu durumda boşanma talebini gerekçesi ile birlikte reddetmesi durumu söz konusu olacaktır. 4721 sayılı Türk medeni kanunu anlaşmalı boşanma hükümleri ile ilgili olan açıklamalarında Hâkimin boşanma kararını vermesine mümkün olması için eşlerin bizzat dinlemesi bu dinleme esnasında açıklamış oldukları iradelerinin serbest olduğuna dair kanaatte bulunmasının gerekli olduğu yer almaktadır.

Hâkimin anlaşmalı boşanma talebinde bulunmuş olan ve evlilik birliğini bitirmek isteyen eşleri bir arada dinlemesi mümkündür. Bununla birlikte hâkim talepte bulunmuş olan eşleri ayrı ayrı da dinleyebilir. Hâkimin gerekli gördüğü hallerde boşanma talebinde bulunan eşleri ayrıca ikisinin de dinlemesinin yanı sıra eşlerin tekrardan aynı cins içerisinde dinlenmesine ya da eşlerin birçok kez dinlenmesine dair karara varması mümkündür. Daha önceden hâkim önünde dinlenmiş mi o celse içerisinde karar verilmemiş olduğu hallerde bir sonraki celse içerisinde hâkim değişikliği söz konusu olmuş ise eşlerin bu kez karar verecek olan hâkim tarafından tekrar ve bizzat dinlenmesini gerekli olduğu söylenebilir. Geniş takdir hakkına sahip olan hâkimin evlilik birliğini sona erdirmek isteyen eşlerin ifade ettikleri iradenin serbest bir şekilde oluşup oluşmadı ile ilgili olarak bir sonucu varmış olması gerekir. Hâkim tarafından bizzat dinlenilmesi suretiyle duruşma tutanağı içerisinde geçirilmiş olan tarafların irade beyanları 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanununun ilgili maddesi gereğince imza ettirilmesi gereklidir. İlgili taraflara okutulmama ve tutanağa imzalarını attırmama gibi bir durumun söz konusu olması halinde yine 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanununun ilgili maddesi gereğince yargılamanın neticesinde verilmiş olan karar usulü hukuku ile ilgili olarak geçerli olmayıp Kanun hükmüne açıkça karşı gelir bir durum ortaya çıkaracaktır.

Boşanmanın Mali Sonuçları Nelerdir?

Boşanmanın mali sonuçları boşanma ile ilgili olan sonuçlardan en önemli ve en çok merak edilen kısımdır. Boşanma ile birlikte boşanan kişiler açısından mali sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Boşanma yolu ile ortak kurdukları yaşamlarına son veren taraflar ortak hayatın dışında yeni bir şekilde bir düzene geçerken ekonomik durumlar ile karşı karşıya kalırlar. Evlilik Birliği’nin kurulması ile birlikte ortak hayata geçen eşlerin ekonomik durumları da bir araya gelir. Boşanma ile birlikte ortak yaşam ile ekonomik güçlerin de ayrılması durumu ortaya çıkar. Boşanmaya sebep olan eş bir diğer işin mevcut veya beklenmiş olan menfaatlerini ya da kişilik haklarına zarar vermesi durumu söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durumda mevcut olan bu zararların hukuk düzeni içerisinde tazmin edilmesi boşanmada önemli bir yere sahiptir. Boşanma talebinde ve gerekli olan şartları mevcudiyeti durumunda tazminat ve yoksulluk nafakası ile ilgili olan hükümlere vurulması mümkündür. Bu tür davaların kişiler bakımından hakları boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte bir yıllık zamanaşımı süreci içerisindedir. Yani boşanmanın gerçekleşmesinden itibaren bir yıllık süre içerisinde eşlerin dava hakları bulunmaktadır. Tarafından kişilerin tazminat bir nafaka miktarı ile ilgili olarak aralarında anlaşmaları durumunda bu anlaşma ile ilgili olan hususlar hâkimce uygun görülmüş ise onaylanmış olur.

İzmir anlaşmalı boşanma avukatı yorumları için de sayfamızı takip edebilirsiniz.

Boşanmanın mali sonuçları ile ilgili olarak ilk olarak bahsetmemiz gereken durum boşanma da maddi tazminattır. Boşanmada tazminat için 4721 sayılı Türk medeni kanunun ilgili hükmü içerisinde boşanma sonucunda maddi ve manevi zarara uğrayan tarafın belirli olan şartlar halinde karşı taraftan tazminat talep etmesinin mümkün olacağı ile ilgili düzenleme yapılmıştır. Yasa koyucu yapmış olduğum düzenleme içerisinde mevcut ya da beklenen faydası boşanma sebebiyle zedelenmiş olan kusursuz ya da az kusurlu tarafın kusurlu taraftan uygun bir tazminat istemesine yer vermiştir. Boşanma ile ilgili olarak meydana gelen maddi zararın tazmin edilmesinde Türk Borçlar kanununun genel hükümlerinde yer alan düzenlemelerden farklı koşullar yer almıştır. Bu farklı koşulların öldürülmesinin nedeni boşanma ile meydana gelen maddi zararın hukuki durumunun genel olarak tazminat hukukundan farklı bir şekilde ortaya çıkmasından kaynaklanır. Türk Borçlar kanununun genel hükümleri içerisinde yer alan maddi tazminat ile ilgili hükümler boşanma da uygulanmak için yeterli teşkil etmeyebilir. Boşanma nedeniyle taraflarca istenen maddi tazminat ile boş ver kanun içerisinde düzenlenmiş olan maddi tazminatın özellikleri farklılık oluşturur. Boşanma sebebi ile talepte bulunulan tazminat için öncelikle boşanma koşulunun mevcut olması gerekir. Ve bu durumda istenen tazminatın miktarı boşanma ile ilgili olan ilkelere göre belirlenir. Böyle bir durumda boşanma sebebi ile açılmış olan davada istenilen maddi tazminatın Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerinde Yer alan tazminat düzenlemelerine göre belirlenmesi uygulama içerisinde yeterli olmaz.

Boşanmaya kendi kusuru ile neden olan taraf kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın var olan ya da beklenen maddi menfaatlerinin birini zarara uğratmış ise kusurlu olan bu taraf hâkimin belirlemiş olduğu tazminat miktarını ödeme yükümlülüğü altındadır. Boşanma ile birlikte zarar gören kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf maddi bir zarara uğramış ise bu zararını iki farklı yolla karşılayabilir. İlk olarak zarara uğramış olan taraf maddi tazminat konusu ile ilgili olarak karşı taraf ile anlaşabilir. İkinci yol olarak kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf uğramış olduğu maddi zararı karşılamak için dava yoluyla karşı taraftan maddi tazminat talep edebilir. Burada madde bir zarar uğramış olan kusursuz ya da daha az kusuru olan tarafın maddi bir tazminat isteminde bulunmadığı takdirde mahkemenin kendiliğinden bir tazminata karar vermesi mümkün olmaz. Öyle ki zarara uğramış olan tarafın mahkemeden tazminat talebinde bulunması önem teşkil eder. Evliliği boşanma nedeni ile sona ermesinden doğan dava hakları boşanma ile ilgili olan hükmün kesinleşmiş oldu tarih itibari ile bir yılın geçmesi ile zaman aşımına uğrar. Boşanma ile birlikte ortaya çıkan maddi tazminata dair isteğin hem boşanma davası ile hem de boşanma davasının kesinleşmesi ile birlikte beri süresinde kullanılmasının mümkün olduğuna 4721 sayılı Türk medeni kanunun ilgili hükmü içerisinde yer verilmiştir. Uygulama içerisinde genellikle taraflar maddi tazminat taleplerini boşanma davası ile beraber talep etmektedirler. Hâkim boşanma kararının verilmesinden sonra maddi talebi ilişkin karar kılar. Kanun hükümlere zamanaşımı ile ilgili olarak sürü belirlemiştir ve bir yıl ile sınırlı tutulması ile boşanan eşlerin birbirlerine karşı hak iddia etmelerine zamana yayılmasını engellemiştir.

Boşanma maddi tazminat istenmesi ile ilgili olarak bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Eğer bu koşullar sağlanmamış ise boşanmış olan eşlerden kusursuz ya da daha az kusurlu olan taraf kusurlu olan diğer taraftan maddi bir tazminat talebinde bulunması mümkün olmayacaktır.

İzmir’de anlaşmalı boşanma davalarına bakmakta olan Avukat İdil Su Aydın’dan anlaşmalı boşanma ve diğer tüm boşanma davanız hakkındaki konular için telefon ile arayarak bilgi alabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir